şehadet

warning: Creating default object from empty value in /home/islamisi/public_html/modules/taxonomy/taxonomy.pages.inc on line 33.

Seyyid Kutup

Seyyid Kutup da öne çıkan siyasi vurgu çağdaş İslamcılık tarihi açısından önemli bir aşama olarak kabul edilmelidir. Çünkü o yöntem üzerine yaptığı ısrarlı vurguyla İslam siyaset felsefesinin oluşumuna çok önemli katkılar sağlamıştır. Esasında Benna, Seyyid Kutup ve Mevdudi yi çalışmamıza almamızın en önemli sebebi İslam Devleti kavramının oluşumuna her birinin yaptığı özel katkılar sebebiyledir. Çünkü Benna İslam devleti idealinin doğuşu , Seyyid Kutup yöntemi , Mevdudi de şekli üzerine yoğunlaşmıştır. Orta dönem boyunca gelişen İslamcı hareketlerin çoğunun siyasi muhayyilesi bu üç simanın izlerini taşımaktadır.
Seyyid Kutup rabbani yöntem veya peygamberi metod adıyla geliştirdiği siyasi projeyle daha çok İslam devletinin ne olduğu değil nasıl kurulacağı üzerinde kafa yormuştur. Yani amaç üzerinde değil daha çok araç üzerinde yoğunlaşmıştır. Bu din rabbani bir din olduğu gibi onun çalışma yöntemi de rabbanidir (19) meşhur sözüyle bir dizi ilke belirlemiş, buna rabbani hareket metodu demiştir. Bununla kasdettiği gerçekçi, ciddi, olumlu, dinamik, aşamalı, davayı önceleyen, hedefi net, kolay, tevekkülüzere bir İslami hareket. (20) anlayışıdır.
Seyyid Kutup a göre bu niteliklere sahip bir İslami hareket, devlete şu adımlardan geçerek ulaşacaktır;(21)

Şehit Selami YURDAN

Selami Yurdan kardeşimizi Bitlis’in Patnos ilçesinde dünyaya gelmişti. Selami dünyanın neresinde olursa olsun Müslümanlarla birlikte olur, onların acılarını yüreğinde hissederdi. Anadolu halkının sorunlarına İslami çözümler getirmeye çalışır, gündemini mustazaf halkların sorunlarıyla doldururdu.
Şehadet aşkıyla yanan Selami Bosna’ya gitmeye karar vermişti. Annesine bir sohbette Saraybosna’ya gideceğinden söz eden Selami Annesi’nin suskunluğunu izin olarak kabul etmişti. Selami kardeşimiz cepheye ulaştıktan sonra çalışmalarına başlamış geceleri de arkadaşlarıyla Allah’a şehit olmaları için dua ediyorlardı.22 Ağustos günü şafakta gittikleri cephede göğsünden vurulduktan sonra şehadet getirerek Rabbine kavuştu. Artık o ölümsüzler içine girmişti.
Cephede Gece Notları adında geceleri yazdığı bir günlük tutuyordu. Ailesinden aldığı terbiye “gece notları” nın bir bölümüne yansımıştı. “Ağlanacak halimizde gülüyoruz, ölmekten korkan her nefse ya gereği gibi iman etmemiş veya imansızdır demek haksızlık olmaz. Bir gün mutlaka her nefis ölümü tadacaktır. Her beden yeşil elbiseyle taşınıp beyaz içlik giyecektir. Günümüz Karunları firavun ve nemrutları bilmelidir ki :” İnna ilahi ve inna ileyhi raciun”.

Şehit Salih KABA

1958 Sivas doğumludur. Gençlik yıllarında MHP teşkilatındaydı. Sonra İslami mücadele içersinde yerini aldı. 70’li yılların İslam Gençliği içinde aktif biriydi.
Arkadaşlarıyla zor sıkıntılı günler geçirdi. Fikirtepe’deki arkadaşlarının şehit olmasına tanık oluyordu. En son arkadaşı Talip Kaya’nın şehit olması onda büyük etki yaptı. Arkadaşlarının mezarını sık sık ziyaret ederdi.
Uzun süre takipte olduğunu bildiği için diğer arkadaşlarını kendisinden uzak tutuyordu. Cuma namazından sonra camiden çıkarken otomatik silahların hedefi oldu. Kendisine ateş edenlerin birinin elinden silahı almayı başardı. Son anına kadar onlarla mücadeleyi bırakmadı. Sırtından ve yüzünden yediği kurşunlarla yere yıkıldı. Ramazanda oruçlu olarak şehadete ulaştı.

ŞEHİT FUAT ÇAĞLAR

1968’de Tokat’ta dünyaya geldi. Gençlik yıllarında hareketli bir Müslümandı. M. Ü ilahiyat fakültesine giderek İslam için faaliyetlerini burada sürdürmeye başladı.
Fakat okul ortamı ona beklediklerini sunmuyordu. Onu çağıran bir şey vardı. İlim ve takva yönünden kendini geliştirdi. Kendini devamlı hesaba çekerdi. Eğitimini cihat mektebinde devam ettirmeye karar verdi. Afganistan’a gitti. Ruslar yenilgiyle çekilince Türkiye’ye döndü. İman ve takvası onu durdurmadı. Bosnalı mazlumlara destek için Bosna’ya gitti. Daha sonra Türkiye’ye döndü ve 1994 yılında evlendi. Türkiyeli Müslümanların cihat mektebinde mücadeleyi öğrenmeleri gerekir diyordu. Şehit Abdullah Azzam’ın “Bir tek ölüm var, niçin Allah için olmasın” sözünü zihninde canlı tutuyordu. Sohbetlerinde ve namazlarında ahreti aklından çıkarmayan Fuat “Sakın ha dünyaya meyletmeyin” diyordu. Eşini Allah’a emanet edip en sevgiliye en değerli varlığını canını vermek için Tacikistanlı Müslümanların yardımına koştu.
Şehadet’iyle Fuat bir çağrıda bulundu. En değerli varlığını Allah’a hediye verdi en kârlı ticareti yaptı.

ALİ ŞERİATİ

İranın bir köyünde 1933 yılında doğdu. Fakir ve yoksul bir ailenin çocuğuydu. Eğitimini bitirdikten sonra öğretmenlik yaptı.
Ali Şeriati daha ortaöğretim yıllarındayken çalışmalarına başlamıştı. İslami hareketin aktif bir geni olarak bütün mesaisini harcıyordu. Kendisini iyi yetiştiriyordu.
Ulusal Direniş Cephesine katılarak çalışmalarını burada da sürdürdü. Ama rejimin sadık kulları tarikatın peşine düştüler. Birçok Müslüman tutuklandı. Ali Şeriati ve babası da tutuklandı. Sekiz ay zindanda kaldı ve akla gelmedik işkenceler gördü. Çıktıktan sonra da sıkıntılı bir hayat başladı. Şehit birinin kız kardeşi ile evlendi. Eğitimini devam ettirmek amacıyla Fransa’ya gitti. Sosyoloji ve İslam tarihi alanlarında doktorasını tamamlayarak doktor oldu. Şah rejiminin ülkesine döndüğünde onu yine bir köy ilkokuluna atadılar.
Fakat Ali şeraiti durmadı. Fikir ve düşüncülerini anlatıyor, konferanslar veriyordu. Beraberinde canlanan hareketse dikkat çekiyordu. Gözden düşürme kampanyaları fayda etmeyince tutuklama kararı çıktı. O ise kaçtı. Babası tutuklanınca gelip teslim oldu. Sekiz ay sürdü yine işkence ve sıkıntılar…
Bu dönemde yüzlerce eser verdi. Eserleri hala İslam dünyasında ilgi görmektedir. Çıkınca rejim tarafından rahat bırakılmıyordu. Gizlice İngiltere’ye gitti. Fransa’daki çalışmaları bilindiğinden İngiltere’de de durmayacağı biliniyordu. 1977’de Londra’da esrarengiz bir şekilde şehit edildi.

SEDAT YENİGÜN

Sedat Yenigün edebiyat öğretmenliği ve lisede müdür yardımcılığı görevini yapıyordu. Mücadele hayatına TBMM’nin ortaöğretim komitesinde başlamıştı.
O zaman yayınlanmakta olan İslami Hareket gazetesinin yeni sayısıyla ilgili toplantıya katılmış, ikindi namazını kılmak için Hırka-i Şerif camiine gitmişti. Oradan her zaman uğradığı berbere giderken kendini takip eden katillerden habersizdi. Berberde otururken içeri giren iki kişinin kurşunlarıyla şehit oldu.
Sedat Yenigün iki büyük vasfı vardı. Birincisi sarsılmaz imanı ikincisi ise örnek ahlâkıydı. Onun imanı o kadar kuvvetliydi ki, İslam için vermeyeceği bir şeyi yoktu. Sedat Yenigün bu iman zirvesine ulaştığı için ölümsüzlüğü göze almıştır. Allah, buna mükâfat alarak şehitliği ona nasip etmiştir.

ŞEHİT ABDULKADİR UDEH

Kahire Üniversitesi’nden mezun olduktan sonra savcılık ve hakimlik yapmıştı. Kendisine gelen İhsan-ı Müslim’in teşkilatıyla ilgili davaların hepsine beraat vermişti. Resmi görevi bırakıp mücadeleye başladı.
Hasan El Benna Rejiminin polisleri tarafından alçakça şehit edilmesinden sonra bir müddet İhsan-ı Müslim in’in başkanlığını yaptı.
Zamanın firavunu Nasır ile Udeh arasında şu konuşma geçmişti. Nasır,” Müslüman kardeşler kaç milyondur? Ben bu milletin üçte birini feda etmeye hazırım.” Udeh, “Milyonlarca insanı bin kişi için mi feda edeceksin. Sen kendini feda et.”
Bu konuşmadan sonra Müslüman kardeşlerin ileri gelenleri Udeh ve Seyyit kutup tutuklandı. Zindanda Müslümanlara büyük zulümler yapılıyordu. Yarı bellerine kadar su dolu kulübelerde binlerce mumluk lambaların altında tutuldular. Çağdaş firavun Nasır mahkemelere asma emrini vermişti. Mahkeme idam hükmüne vardığında gülümsüyordu. İdam sehpasına giderken “şimdi yaratanıma doğru gidiyorum. Ona ulaşacağım Şüphesiz ki Allah’ın laneti zalimlerin üzerine olacaktır.” Dedi.

HZ.ALİ’NİN ŞEHADETİ

Hz. Ali peygamber efendimizin amcasının oğlu ilk Müslümanlardan, Allah’ın arslanı ve ilmin kapısıdır. Muaviye meşru halife Hz Aliye karşı ayaklandı ve Sıffin savaşı oldu. Sıffin savaşında mızrakların ucuna Kuran sayfaları taktılar. Bunun üzerine savaş durduruldu. Hakemler seçildi. Hakemler halifenin kim olacağını belirleyecekti. Fakat hileye başvurup Muaviye’yi Amr Bin As halife ilan etti.
Hz. Ali bu hileyi kabullenmedi meşru halifeliği devam ettirdi. Haricilerden üç kişi kendi aralarında yemin ederek Muaviye’yi Amr Bin As’ı ve Hz. Ali’yi öldürmeye karar verdiler. Sadece Hz. Ali’yi haricilerden İbn Mülcan camiya giderken zehirli kılıcıyla şehit edildi. Hz. Ali’ beynine kadar işleyen derin bir yara aldı. Buna rağmen metanetini kaybetmedi. Oğullarını çağırarak ağlayan oğullarına veciz tavsiyelerde bulundu. Bunlardan bazıları şunlardı:
1. Zenginliğin en büyü akıldır.
2.Fakirliğin en büyüğü ahmaklıktır.
3.Vahşetin en büyüğü kibirdir.
4.Meziyetlerin en büyüğü de güzel ahlaktır.
5.Ahmaklarla arkadaş olma.
6.Yalancılarla asla dost olma.
7.Cimrilerle arkadaşlık kurma.
8.Dine lakayt davrananlarla dostluk kurma.

ŞEHİT GÜRSEL KABADAYI

Bayburt doğumlu. 21 Ocak 1980’de sol kurşunlarla şehit edildi. Gürsel İslami faaliyetlerde bulunduğu muhitte sol gruplarca istenmeyen adam ilan edilmişti. Şahadetinden birkaç gün önce sol gruptan iki kişiyle uzun uzun konuşup tartıştılar.
Bir gün Çeliktepe’de pazar yerine giderken şehit edildi. Annesinin uyarılarına karşı şöyle diyordu: “Anneciğim ölürsem şehit olurum ailemin rızkını düşünme hem ben gidersem burada kimseyi koymazlar. Müslümanlık böyle olmaz.”

ŞEHİT İMAM ABDULLAH HARUN

İmam Abdullah Harun’un hikayesinin başlangıcı 1956 senesinde peygamberimizin (s.a.v) doğum gününü anmak üzere Cape Town şehri yakınlarındaki Clarekont Mahallesi Müslümanlarının toplanmaları olayına kadar uzanır. Bu olayda İmam Harun imam olarak göreve başladı. Bundan sonra çeşitli alanlardaki İslami Faaliyetleriyle ırkçı Güney Afrika Cumhuriyeti’nin olduğu yerde siyahlar arasında İslam’ı tebliğ faaliyetleri yürüttü. Güney Afrika Cumhuriyeti için Abdullah Harun’un en tehlikeli çalışmalarından biri belki gizlice Afrika Milli Kongresi ile ilişki kurması idi. Bu kongre gençlerin bir kısmını yurtdışına gönderiyor, ülkelerine döndüklerinde ise hükumete karşı daha profesyonel bir savaş yürütebiliyorlardı. Bu faaliyetler Güney Afrika için bardağı taşıran son damla oldu ve kendisi evinden alınarak tutuklandı. Kendisine en ağır işkenceler uygulandı. Ve tarih 27 Eylül 1969’u gösterdiğinde o Rabbine kavuşmuştu. Onun mücadelesi şimdi Güney Afrika’da yürütülen gerçek özgürlük savaşımına hız kazandırarak kökleşmesine katkıda bulunmuştur.

Reklam

İçeriği paylaş