demokrasi

warning: Creating default object from empty value in /home/islamisi/public_html/modules/taxonomy/taxonomy.pages.inc on line 33.

İslam ve Demokrasi Üzerine Bir Mülahaza

İslam ve Demokrasi Üzerine Bir Mülahaza

Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki dünyevi bir kavramın İslam'ın prensiplerine kısmen veya tamamen uygun olması mümkün olabilir. İslami yönetim şeklinin ne olacağı ve müslüman bir toplumda bu hedefe nasıl ulaşılabileceği hususunda açık bir hüküm olmayıp bazı ayet ve hadislerden çıkarımlarda bulunmak mümkündür.

Yeterli İslami bilgiye sahip hiçbir mümin "Demokrasi" batıdaki anlamıyla tamamen İslam'a uygundur, demez. Fakat demokrasi denen anlayışta var olan topluma bir yönetici seçme şeklinin İslam'a aykırı olduğu pek söylenemez. Zira dört halifenin bu şekilde yani meşveretle seçildiği malumdur. Sonraları bunun uygulanmayışının başka sebepleri ve hikmetlerinden bahsedilebilir. Fakat imkanların uygun olduğu durumlarda müslüman çoğunluğun üzerinde anlaştığı birinin yönetici olarak seçilmesi çok da akla ve İslam'a ters bir durum değildir. Çoğunluğun seçimi, müminlerin meşveretinin bir neticesi olur. Burada çoğunluğun salt mı olduğu(%51) yoksa en çok olanın mı seçileceği konusunda tartışma olabilir. Ama seçim olacağı muhakkaktır. Gerisi teferruat olup değerlendirilerek en uygun yöntem belirlenebilir.

Kısacası demokrasinin sadece yöneticiyi meşveretle seçme fikri, yöntemi İslam'a uygundur. Yoksa halkın hakimiyeti, özgürlük, eşitlik gibi demokrasi ile anılan kavramların İslam'da farklı izahları mevcuttur. Diğer bir ifadeyle demokrasilerdeki seçim yöntemi, şekli İslam'a uygundur, ama İslam demokrasidir, demokrasiyle özdeştir, denilemez. İslam bir dindir, demokrasi ise içinde farklı kavramları barındıran dünyevi bir anlayıştır. Bütünlük açısından düşünüldüğü zaman İslam ile demokrasi birbirinden farklı kavramlardır. İster demokrasi ile ifade edilen şekilde olsun ister farklı şekilde olsun seçilen veya devletin başına geçen yönetici de doğal olarak İslam devletinin halifesi olmuş demektir.

Tehlike Feryatları

Dr. Alexis Carrel, Arapçaya tercümesi orta büyüklükte, 376 sahifelik, “İnsan Denen Meçhul” adlı bir kitap yazdı. Kitap yürürlükte olan medeniyetin, insana ait önemli özellikleri öldürdüğü gerekçesiyle ve tabi kanunlara aykırılığı nedeniyle beşer neslini tehdit eden bu uygarlığın tehlikesine karşı ikaz çağrısında bulunmakta, dinlemeyenlerin cezasız kalmayacağını, ayrıca bugünkü “ilmin” insan gerçeğini henüz kavramaktan aciz kaldığını ilan etmektedir.
Biz, bu ifadeden, bu tehlikeden kurtarma için yapılan feryatlardan ve bu kötü tehlikenin bertaraf edilmesi için ileri sürülen tavsiyelerden bazı parçalar alacağız.
“Bu kitabın hedefi, herkese, zamanımızda yaşadığımız kainatla ilgili bir takım bilgiler edinme hak ve salahiyeti vermektir. Uygarlığımızın zaafını anlamaya başlamış bulunuyoruz. Bugün birçok insan modern toplumun kendilerine verdiği peşin bilgilere esir olmaktan kurtulmaya çalışıyor. Bu kitabımı işte onlar için yazıyorum. Bu kitabı, -kendilerinde sadece akli, siyasî ve sosyal bazı değişikliklerin yapılmasının zaruri olduğunu idrak etmeleri için değil- aynı zamanda makine medeniyetinin yıkılıp yerine insanî ilerlemenin sağlanması için bir düşünce tarzının gerektiğini kavramaya yeterli cesareti olanlar için yazdım.” (Önsöz s. 11-12)
“Çağdaş uygarlık kendini zor bir durumda bulmaktadır. Çünkü o ilmî keşif hayalleri, insanların aşırı arzuları, vehimleri, görüşleri, eğilimleri altında doğmuş olduğu ve bu medeniyet, yaratılış karakterimizin gerçek yönlerinden habersiz olarak kurulduğu için bizim bünyemize uymuyor. O, bizim zoraki gayretlerimizle ortaya çıkarılmasına rağmen bizim bünyemize ve şeklimize uygun değildir.” (s. 38)

İstikbal İslam'ındır - Seyyid KUTUB

“Bu makale yazarın ‘İstikbal İslam’ındır’ isimli kitabından derlenmiştir.”
Beyaz Adamın Devri Sona Erdi
Asrımız, İngiliz filozoflarından Bertrand Russel diyor ki: “Beyaz insanın efendilik devri sona ermiştir. Beyaz insanın sonsuza dek efendi kalması da zaten tabii kanunun değişmez bir kuralı değildi.

İslam Devletine Kim İhtiyaç Duyuyor? Abdulvahhab el-EFENDİ

Bu yazı el-Efendi’nin Türkçeye “Nasıl Bir devlet?” ismiyle çevrilen “Who needs an Islamic state?” isimli kitabının ikinci baskısına yazdığı önsözdür. Kitabın ikinci baskısını Türkçeye kazandıran ilke yayıncılık yeni baskıda bu önsöze yer vermemiştir.

Kitap hakikaten ilginç bir şeydir. İnsan bir kitap yazıyor ve akabinde o kitap, kendine has bir hayat sunarak hakimiyeti ele alıyor. Bu kitabın yazılma fikri yıllardır aklımdaydı ve sanırım eski dostum Ziyauddin Serdar olmasaydı, bu fikir bir kitap haline dönüşemezdi. O ve Merryl Wyn Davies, Grey Seal Books’da “Çağdaş İslam dizisi” oluşturmaya giriştikleri zaman, ben onların ilk kurbanı oluverdim. Çağdaş İslam konusunda, bizzat seçeceğim bir konuda benden kitap yazmamı, bunu da kısıtlı bir zaman diliminde ve herkese hitap edebilecek, herkes tarafından anlaşılabilecek bir üslupta yapmamı istediler. Seve seve kabul ettim ve kendime konu olarak, çok tartışılan bir konuyu “İslam devleti” konusunu seçtim.
Bununla birlikte, akabinde ortaya çıkan tepkilere hazırlıksız yakalanmıştım. Hemen burada şunu itiraf etmeliyim ki, bazı ciddi tartışmaları harekete geçirmek gibi niyetim olmuş olsa da, bu kitabı ihtilaf oluşturayım diye yazmadım. Ben böyle düşünüyorum. Benim tüm yaptığım, uzun süredir pek çok insanın görmezden geldiği belli başlı gerçeklere dikkat çekmekten ibarettir. Ne “liberal” ne de “ılımlı” Müslüman sıfatlarıyla (öyle bir izlenim vermek şöyle dursun) kendimi tanımlama yoluna gittim. Bu yüzden Feriş Nur ve pek çoklarının bu türden moda sıfatlar hakkındaki endişelerine hak veriyorum.

İslami Olmayan Yönetime Katılım - Raşid GANNUŞİ

Bu yazı, gayri İslami bir yönetimin rejimin kurulmasında ya da idaresinde takipçilerinin iştiraki hakkında İslam’ın pozisyonuyla alakalı meseleye cevap vermeyi amaçlamaktadır.
Bu meseleye cevap aramaya başlamadan önce bazı gerçeklerin altını çizmek gerekiyor:
Birincisi, “İslami yönetim/hükümet/idare” gibi bir fikrin var olduğu ve Müslümanların hem bireysel hem de gruplar halinde böylesi bir yönetimin/idarenin kurulması için çalışmalarının dini bir görev olduğu gerçeğidir.
İkincisi, böylesi bir “İslami yönetim”in halihazırda mevcut olmadığı ve eğer mevcut olsaydı bir Müslüman’ın onu desteklemekten ve onun içinde var olabilecek çürüme unsurlarının giderilmesi için çalışmaktan başka bir seçeneği olmadığı gerçeğidir.
Üçüncüsü, hali hazırdaki durumlar İslami bir yönetimin kurulması lehine görünmediği gerçeğidir. Tarih boyunca böyle bir yönetimin kurulması için çok fazla çaba sarf edildi. Müslümanların, şu ana kadar böyle bir başarı sağlayamamalarına rağmen yeryüzünde adaleti tesis etmeleri ve Allah’ın emrinin gerçekleşmesi için işbirliği yapmaları ve yapılagelen çabayı devam ettirmeleri onların en önemli görevidir.
Kur’an şöyle buyuruyor:
“Ey iman edenler! Allah için hakkı titizlikle ayakta tutan, adalet ile şahitlik eden kimseler olun. Bir topluma olan kininiz, sakın sizi adaletsizliğe itmesin. Adil olun. Bu Allah’a karşı gelmekten sakınmaya daha yakındır. Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.” (Maide, 8)
Aynı surenin 49. ayeti şöyle buyuruyor: “Aralarında Allah’ın indirdiği ile hükmet. Onların arzularına uyma.” Yine aynı surenin 44. ayeti ise şöyle buyuruyor: “Allah’ın indirdiği ile hükmetmeyenler, işte onlar kafirlerin ta kendileridir.”
İstisnai Durumlar

Demokratik Mücadele Yöntemi - Nuri YILMAZ

Doğruluğuna inanmadığı bir düşünceye ve ondan doğan uygulamalara itiraz etmek; itiraz yetersiz kaldığında fikrini diğer insanlarla paylaşıp bir karşı hareket (muhalefet) organize etmek, evrensel bir haktır. İnsanoğlunun bu özelliği sayesinde toplumlar, tek bir seçeneğe mahkum olmazlar; hatada ısrar edip durmazlar ve dinamik bir gelişme çizgisi yakalarlar. Ancak ne yazık ki otoritenin yoldan çıkarıcı bir özelliği vardır. Onu bir kere elde eden, bir daha bırakmak istemez. Korumanın derdi ve telaşı içerisine düşer. Bu yüzden de muhalif sesleri duymaz ve hatta baskıyla susturmaya çalışır. Fakat insanoğlunun arayışı, baskı ve engellemelerle söndürülebilecek bir arayış değildir. Üzerine gidildikçe alevlenir; engellendikçe hızlanır ve şiddete dönüşmeye başlar. En sonunda da, yıkan bir sel, alaşağı eden bir toplumsal patlama olur açığa çıkar. Bu gerçekliğe rağmen insanlık tarihi, uyarı ve eleştirilere kulak vererek gerçekleşmiş değişimlere pek az şahit olmuştur. Toplumların gelişme yönündeki yazgıları, çoğunlukla çatışmalarla şekillenmiştir. Tarihi tecrübeler böyle iken, günümüzde insanlık farklı bir tecrübe ile karşı karşıya bulunmaktadır. 18. Yüzyılın sonlarından beri, “insan hakları”, “özgürlük” ve “eşitlik” gibi kavramlar tartışılmaya başlanmıştır. Bunlardan yola çıkarak, insan hak ve özgürlüklerine saygılı; herkesin kendi fikrini ifade edebildiği; toplumun onayını alabilen fikirlerin iktidarda temsil imkanı bulduğu yönetim modelleri geliştirilmiştir. Adına demokrasi denilen yönetim biçimi böylece ortaya çıkmıştır. Bir yönetim biçimi ki: - Birbirinin hak ve özgürlüklerini kısıtlamadığı sürece herkes kendi fikrini ifade edebiliyor. - Topluma kendi fikrini anlatabilmek için kurumsal organizasyonlara girişebiliyor.

İslamda Demokrasi -Malik B. Nebi

Beyler, İslam halkları olarak, bizimle aynı şartlarda yaşayan ve sömürgeci devletlere boyun eğen diğer Afro-Asyatik halklar gibi sömürge yıllarında bu devletlerin kültür ve uygarlığıyla kaynaşan, genellikle galip olanın adet ve geleneklerini mağlup olana dayattığı o süreçte bu devletlerle yaşadığımız ilişki yüzünden Batı dünyasının değer ve kriterlerinin, tarihsel tecrübesinin varisleri olan insanlarız. Sosyal gerçekliğimizi ölçmek için bunların birçoğunu esas kabul ettik. Kendi geçmişimizi bunlar ışığında ve Batılı halkların mevcut konumlarıyla büyülenmiş gözlerimizle tartar olduk. Bu halklar bizlere kendi gelenek, anlayış ve kavramlarını, hayat tarzlarını empoze ettiler. Bunları fikir ve kanaatimizce benimsenen, mantığımız için delil sayılan kesin gerçekler olarak gördük. Bunların ne sıhhat derecelerini, ne de kişiliğimiz ve hayat felsefemizle uyumlu olup olmadıklarını araştırdık. Düşünce yapımız üzerinde öyle derin etkileri oldu ki gerek yazılarımız, gerekse konuşmalarımızda bu sohbetimizin konusu olan «İslam’da demokrasi» olgusu gibi bizler için gayet yeni mevzuları ele alır olduk. Bu ve benzeri başlıkları kullanırken, genellikle hemen hiçbirimiz tarafından ikna yoluyla kabul edilmemiş, aksine Batı uygarlığının bize dayattığı geleneklerle zıtlaşmamak için teslimiyet gösterdiğimiz bir gerçek içerdiğini hissetmeyiz. Bu ruh hâli içinde yüksek bir medeniyet değeri taşıdığı inancıyla onu hemen İslam’a katarız. İslamiyet ile ilişki derecesini veya böyle bir ilişkinin kurulup kurulamayacağını, belki de yüce dinimizin ondan tenzih edilmesi gerektiğini düşünmeyiz. Demokrasi de bu şekilde kabul ederek İslam kültürüne eklediğimiz bir olgudur.

Turabi'de Özgürlük ve Demokrasi - Abdulvahhab el-EFENDİ

İslâmî bir düzene nasıl geçilebileceği, sömürge yö­netimlerince ya da sömürge yönetiminin ürettiği laik elitler tarafından kontrol edilen bir devletle karşı kar­şıya bulunan bütün çağdaş İslami hareketlerin ortak sorusudur. Birçok İslamcı grubun verdiği cevap, halkı İslâm’a yeniden yönlendirecek bir elit sınıfın teşkilini gerektiren anti-demokratik bir cevaptır. Kendi kendi­sini oluşturan elit sınıf, genellikle İslâm’ın ayrıcalıklı bir yorumcusu ve rehber olan karizmatik bir lideri ta­kip eder.

Demokrasinin Krizi-Demokrasiye Eleştirel Bir Bakış - Hamdi TAYFUR

Dikkat edilirse başlığımız Demokrasi Krizi değil Demokrasinin Krizidir. Çünkü Demokrasi Krizi dediğimizde anlaşılması gereken şey; devlet ve toplum olarak demokrasiye geçme, onu benimseme ve uygulama açısından muhtelif engelleyici faktörler nedeniyle ortaya çıkan gerilimin ürettiği kriz olmalıdır. Oysa bu yazıda biz bunu değil; tanımı, mahiyeti, çelişkileri, teori ve pratiği ile demokrasinin kendi içindeki krizini tartışacağız. İşte bu tam da Demokrasinin Krizinin tartışılmasıdır.
Bazı bilinçsiz ön kabullerin aksine ve güncel tartışmaların içine çok sirayet etmemesine rağmen günümüzde demokrasi doğduğu dünyada açık bir şekilde tartışılmakta, eksiklikleri giderilmeye ve alternatifleri üretilmeye çalışılmaktadır.
İslam dünyası ise bu tartışmanın oldukça kenarında durmaktadır. Çünkü İslam dünyası henüz Demokrasi Krizi yaşamaktadır. Demokrasi ile ilişki bakımından bizim dünyamızda tartışma farklı bir zeminde sürdürülmektedir. Biz henüz tartışmayı Demokrasinin Krizini tartışma aşamasına getiremedik. Tartışma demokrasinin İslam ile ilişkisi ve anti-demokratik dikta rejimlerden demokratik rejimlere geçiş probleminden öteye geçirilemedi. Bu bir yönüyle anlaşılabilir bir durum olmasına rağmen, üretilecek yeni siyasi projelerle İslam dünyasına kazandırılacak vizyonu geciktirici bir rol oynamaktadır.

Reklam

İçeriği paylaş