diktatörlük

warning: Creating default object from empty value in /home/islamisi/public_html/modules/taxonomy/taxonomy.pages.inc on line 33.

İslam, Emperyalizm, Siyaset ve Başkanlık Sistemi

İslam, Emperyalizm, Siyaset ve Başkanlık Sistemi
Batı dünyasının feodal düzeninde temelleri atılan emperyalizm Batı dünyasının bütün tarihinde ve şuuraltına yerleşen bir düşüncedir. İnsanların şahsi hırs ve doymak bilmez nefsine mağlup oluşundan doğmuştur. İnsan doyumsuzdur. Maddi olarak hep en fazlayı kendisine almak ister. Güç sahibi olmayı arzular. Bunlar da başkalarını sömürerek yapılabilir. Bu anlayışta paylaşma, feragat, kanaat gibi kavramlar yoktur.
Önce derebeyleri, krallar kendi halkını sömürdü. Sonra denizler aşılınca bütün diğer dünya halkları köleleştirildi ve sömürüldü. Tabi karşı çıkanlar acımasızca öldürüldü.
Avrupalıların kendi aralarında yaptıkları savaşlar hep bu sömürü kavgasıydı. Bütün dünyayı kana bulayan 1.dünya ve 2.dünya savaşları hep sömürü kavgasıydı. Sömürülecek ülkelerin paylaşım kavgasıydı.
1.dünya savaşından sonra Avrupa dışında bir iki bölge dışında dünyanın her yeri fiiline işgal edilerek bütün ülkeler, milletler sömürgeleştirildi. Fiilen işgal edemedikleri ülkelerden biri Türkiye'ydi.
Türkiye'nin bu azılı emperyal güçlerine karşı direnişinin başarılı olması sömürgeleştirilen öteki ülkelere ilham kaynağı olarak zamanla baş kaldırılar başladı ve 70li 80li yıllarda pek çok ülke bağımsızlığını kazandı.
Ancak bu sözde bir bağımsızlıktı. Emperyal güçler girdikleri ülkelerden gözü kapalı çıkıp gitmediler.
Sömürü düzenini devam ettirmek için yeni yöntemler kullandılar. Artık silah kullanarak zorla sömürü ve kölelik yaptıramayacaklarını anladılar. Ancak bu sefer başkaldırısı imkansız denecek kadar zor yeni yöntemlerle modern sömürü düzeni kurdular, kurmayı tamamlamaya devam ediyorlar. Bu öyle bir sistemdi ki ne köleler köle olduklarının farkında olacaklar ne de toplumların aydınları onları uyandırıp örgütleyebilecekti. Bu başarılabilirse bütün insanlık bir avuç insanın emrinde olacak ve dünyanın bütün kaynakları onların olacaktı.
Ne yaptılar?

Cemaat liderleri ve diktatörlük!

Cemaat Diktatörlerinin Psikanalizi / Hamdi TAYFUR

Bu iki ifade bir arada kullanılabilir mi?

Atasoy Müftüoğlu “manevi diktatörler” diyerek ifadeyi çok daha fazla genelleştiriyor; küçük cemaat gruplarından çıkartıp topluma şamil kılıyor.

Manevi baskılarıyla pek çoklarının akıllarına prangalar vuran ve kalplere kurdukları tahtlarda küstahça oturmaktan iflah olmaz derecede zevk alan bu diktatörlerin, kapalı cemaat topluluklarında küçük iktidarlara oynayan cinslerini “cemaat diktatörleri” olarak isimlendirmek çok da yanlış olmasa gerek…

Oysa liderliğin doğru örneği Muhammed Peygamberi, Allah Kur’an’da anlatırken onun davete muhatap insanlar üzerinde bir “Musaytır” (88/22), yani bir baskıcı, diktatör veya elindeki satırı sallayarak insanlara zorla daveti veya kendi isteklerini kabul ettiren bir zorba olmadığını/olmaması gerektiğini söylemektedir.

İşte bu yazıda -önce grup ve cemaatlerin ortaya çıkma sebeplerini kısaca ortaya koyduktan sonra- kapalı grup ve cemaatlerde boy veren bu tip liderlerin psikolojik alt yapılarını birazcık deşmeye ve cemaat bireylerinin zihin yapılarında ve nefislerinde oluşturdukları inanılmaz ifsadı irdelemeye çalışacağız. Bu yazının devamında -bir sonraki sayıda- cemaat ve kapalı grupların genel niteliklerini yapısal özellikler olarak tespit edip, bunların bireylerin zihinsel ve manevi dünyalarında oluşturduğu menfi tesirleri tahlil edeceğiz.

Kendileri de aslında geniş katılımlı birer grup olan toplumların içindeki cemaatler ve grupların varlığı, çok eski tarihlere uzanan sosyolojik bir vakıadır. Sosyoloji; toplumu, toplumların oluşumu ve değişimini inceleyen ve nesnel yasalarını saptamaya çalışan bir bilim dalıdır. Genel anlamda toplumların oluşumu, değişimi ve bu değişimde esas olan prensiplerle, toplumların yapısının ürettiği problemlerin insan aklı üzerindeki etkileri önemli bir husustur.

Reklam

İçeriği paylaş