gelişme

warning: Creating default object from empty value in /home/islamisi/public_html/modules/taxonomy/taxonomy.pages.inc on line 33.

İslam aleminin geri kalmasının sebebi

İslam aleminin geri kalmasının sebebi din midir?

İslam aleminin günümüzdeki durumuna bakarak mantıksal bir çıkarımla bunun İslam'dan kaynaklandığını söylemek doğru olmaz. Çünkü öncelikle İslam'da hak dinin mensupları Allah tarafından düşmanlarına karşı korunur veya iltimas geçilir diye bir şey yok. Her şey sünnetullah denilen Allah'ın doğa kanunları çerçevesinde gelişir. Allah, bunlara uyularak çalışıldığı takdirde hikmeti ölçüsünde yardımda bulunabilir. Ama çalışmadan bir tarafa üstünlük verilmez. Aksi halde peygamberimizin yaptığı savaşları, çektiği sıkıntıları izah edemeyiz.
Ayrıca aynı mantıkla günümüze değil de geçmişe bakıldığı zaman bilim, sanat ve ekonomi gibi alanlarda islam toplumunun batıdan daha gelişmiş olduğu görülecektir. Avrupa rönesans ve reformu yaşamadan önce ortaçağ karanlığını yaşarken İslam coğrafyası aydınlığı yaşıyordu. Ortadoğudan Ortaasyaya, özellikle Endülüs bölgesine bakıldığında müslümanların bilime ne kadar önem verdiği, yöneticilerin eğitimi ve alimleri nasıl koruduğu ve desteklediği, bütün bunların neticesinde de İslam coğrafyasında pek çok bilim adamının (İbn-i Sînâ, Kindî, Harizmî, Uluğ Bey, İbnü'ş-Şatır, Piri Reis, Bîrûnî, Cabir, Ebu'l-Leys, Kaşani, Gazâlî, İbn-i Rüşd, Farabi, İbni Heysem ilk akla gelenler...) yetişip evrensel eserleri ve icatlarıyla bilimin gelişmesine büyük katkılar sağladıkları, Batı rönesansının temelinde tercüme yoluyla batıya aktarılan bu bilimsel mirasın olduğu açıkça görülecektir. Ayrıca günümüzdeki mevcut durumun gelecekte de böyle devam edeceğinin garantisi yoktur.

Dolayısıyla İslam toplumlarının günümüzdeki durumlarını sebep sonuç ilişkisi içinde değerlendirmek ve sebeplerini tespit etmek gerekir. Tarafsız bir gözle bakıldığında görülecektir ki İslam dini bilimsel gelişmelere karşı olmadığı gibi aksine teşvik de etmektedir. Bilim ve teknolojide geri kalmışlık farklı pek çok etkenden kaynaklanmaktadır. Tarih ve toplumsal olaylar insaf gözüyle incelendiğinde bu açıkça görülecektir.

Müslümanların Bilim Dünyasına Katkıları

İslam aleminin geri kalmasının sebebi din midir? İslam Medeniyeti'nin Evrensel Bilime Katkısı Olmuş mudur?

İslam aleminin günümüzdeki durumuna bakarak mantıksal bir çıkarımla bunun İslam'dan kaynaklandığını söylemek doğru olmaz. Çünkü öncelikle İslam'da hak dinin mensupları Allah tarafından düşmanlarına karşı korunur veya iltimas geçilir diye bir şey yok. Her şey sünnetullah denilen Allah'ın doğa kanunları çerçevesinde gelişir. Allah, bunlara uyularak çalışıldığı takdirde hikmeti ölçüsünde yardımda bulunabilir. Ama çalışmadan bir tarafa üstünlük verilmez. Aksi halde peygamberimizin yaptığı savaşları, çektiği sıkıntıları izah edemeyiz. Ayrıca aynı mantıkla günümüze değil de geçmişe bakıldığı zaman bilim, sanat ve ekonomi gibi alanlarda islam toplumunun batıdan daha gelişmiş olduğu görülecektir. Ayrıca günümüzdeki mevcut durumun gelecekte de böyle devam edeceğinin garantisi yoktur.

Dolayısıyla İslam toplumlarının günümüzdeki durumlarını sebep sonuç ilişkisi içinde değerlendirmek ve sebeplerini tespit etmek gerekir. Tarafsız bir gözle bakıldığında görülecektir ki İslam dini bilimsel gelişmelere karşı olmadığı gibi aksine teşvik de etmektedir. Bilim ve teknolojide geri kalmışlık farklı pek çok etkenden kaynaklanmaktadır. Tarih ve toplumsal olaylar insaf gözüyle incelendiğinde bu açıkça görülecektir.
Batıda çeşitli sebeplerin etkisiyle ortaya çıkan aydınlanma dönemi, icatlar, keşifler ve yeni kıtaların keşfi ilk defa olan bir hadise olduğu için nelere sebep olacağı ve içeriği Osmanlı tarafından tam anlaşılamadı. Avrupa yeni kaynaklar buldu ve buraları madde ve insan gücü olarak sömürgeleştirerek hızlı gelişim sağladı. Batı sanayinin gelişimi esnasında kendisine dünyada rakip olmadığı için pazar payı bulma gibi sorunlarla karşılaşmadı. Halbuki şimdi sonradan gelişmek isteyen ülkelerin şirketleri gelişmelerini tamamlamış batılı şirketlerle rekabet etmek zorunda. Tavşanla kaplumbağanın yarışı misali.

Lider Ülke Olmada En Mühim Mesele

Lider Ülke Olma Hedefinde En Mühim Mesele

Üç kıtaya hakim olan büyük bir medeniyet kuran bir milletin torunları olan Türkiye'nin ve nihai hak din olan İslam'ın dünyada bugün içinde bulunduğu durum malesef tarihine ve şanına yaraşır değildir.
Bu durumun niçin böyle olduğu irdelendiğinde tespit edilen bazı temel hakikatlerle beraber esas meselenin gözden kaçtığı görülüyor.
O da hızlı gelişmenin yaşanabileceği, yaşanması gerekirdi, 20. asrın ikinci yarısında siyasi istikrar sağlanamamış olmasıdır. Bunun bir temel sebebi askeri darbeler olup bu yara inşallah büyük ölçüde tedavi edilmiştir.
Fakat ikinci ve esas sebebi seçim sistemidir. Seçim sistemi tartışmalarının alevlendiği son zamanlarda konuşulan onca şey içinde esas mesele gözden kaçmış gibi görünüyor. Mesele ne baraj meselesi ne de seçimin dar veya daraltılmış bölge kavramıdır. Esas ve en mühim sorun koalisyon hükümetlerine sebep olacak bir yapının varlığıdır.
Koalisyonlar ise ülkeyi yönetme becerisine sahip olmayanların sürekli seçimlerde belli oy oranlarını alarak tekrar seçilmesini getirerek gelişimin önündeki en temel engel olmuştur. Çünkü 2,3,4 partinin ortak hükümet kurduğu durumlarda partiler beceriksizliklerini, iş bilmezliklerini veya artniyetliliklerini suçu başka ortaklara atarak kurtulmaktadırlar. Yani aslında kötü duruma, krize şu parti sebep oldu, biz iyi işler yapacaktık, şu ortak yaptırmadı deyip kendi seçmenini kolayca inandırarak aynı oy oranlarını yine alabilmektedir. Tekrar tekrar hükümet ortağı olmakta ve böylece yıllar geçmekte, ülke yerinde saymaktadır. Yani ülkeyi yönetenlerin sorumluluk taşımadığı, halk önünde hesap vermediği çarpık bir işleyiş kısır döngü devam edip gitmektedir. Allah'tan 2001'deki büyük kriz durumu büyük ölçüde değiştirmiştir. Fakat sistem aynı kaldığı sürece benzer süreçlerin yaşanması her zaman ihtimal dahilindedir.

EKONOMİDE ALTIN KURAL

Ekonomi İşleyişinin Altın Kuralı:

Modern ekonomilerin bağlı olduğu TEMEL UNSUR DÖVİZ KURU veya başka bir deyişle yerel para biriminin yabancı ülke paraları karşısındaki değeridir.

EKONOMİDE HER ŞEY BUNA BAĞLIDIR.
Faiz, gelir dağılımı adaletsizliği, ekonomik krizler, gelişme...

İster Amerika, Almanya Japonya gibi süper gelişmiş ülkeler olsun, ister gelişmemiş ülkeler olsun, ister de Türkiye gibi gelişme yolunda olan ülkeler olsun yerel paranın yabancı paralar karşısındaki değerinin doğru olması, ekonomilerin sağlıklı işlemesinin tek sebebidir. Bu veri yanlış olursa ülkelerin ekonomik faaliyetlerinin farlılığına bağlı olarak farklı süreler olsa da mutlaka her ekonomi bu yanlışlığın bedelini ekonomik kriz olarak ödemektedir.

Kapitalist ekonomi anlayışı, serbest piyasa anlayışı üzerine kurulu olup gelişmiş ülkeler, bütün dünyayı bu anlayışın prensipleri sayesinde sömürmektedir. Fakat zaman zaman kendileri de bu sebepten(döviz kuru) ekonomik krizler yaşamaktadırlar.

Son yaşanan 2008 krizi aslında insanların borçla(krediyle) yani hakkı olmadığı halde daha fazla mala sahip olma hırsından kaynaklanmış gibi görünse de bunun da temeli faize, faiz de aslında yine döviz kuru meselesine dayanır:

Kapitalist ekonominin olmazsa olmazı bankalar. Bankalar faizle para toplayıp üzerine kar koyarak isteyene satmaktadırlar. Ekonomilerinin bu şekilde yürüdüğü varsayılır.

Gelişmiş ülkeler de dahil bütün ekonomiler döviz değişkeninin doğru seviyede olmamasının bedelini er ya da geç krizle öder.

Peki bu nasıl olur?

Ekonomi Kolay mı?

İnsan topluluğunun ekonomik faaliyetlerinin temel dayanak noktaları halkın lisanıyla kolay anlaşılacak şekilde nasıl anlatılır?

1. Esas : İnsan gücünün ekonomik faaliyetlerdeki doğru dağılımı refah artışının temel unsurlarından biridir.
Milyonlarla ifade edilen bir toplumun ekonomik işleyişini kavramak geniş bir zihin faaliyeti gerektirir. Büyük rakamlarla düşünmek konunun anlaşılmasını zorlaştırır. Biz konuyu basite indirgeyerek bir hayal kuralım: 10 kişilik bir aile düşünelim. 10 kişiden 2 kişi biri çocuk, biri yaşlı ve hasta olduğu için ailenin ekonomik faaliyetlerine katılamıyor. Böylece ailenin geçim faaliyetlerine 8 kişi katılmış oluyor.

Bu sekiz kişiden üç kişi, biri tarlada sebze, meyve üreterek, biri hayvan yetiştirerek, biri de her türlü zanaati bilip kıyafet, ayakkabı vs. üretiyor, eğitim ve sağlık gibi hizmetlerle ilgileniyor..
Geriye kalan beş kişi ise biri yemek yapıyor, biri ütü yapıyor, biri temizlik yapıyor, biri çamaşır, bulaşık işleriyle uğraşıyor, biri de çocuk ve hasta yaşlının bakımıyla ilgileniyor.

Bu aile bizim toplumsal yapımızın küçültülmüş bir örneği olsun. Şimdi bu aile bireylerinin her biri diyelim ki ekonomik olarak yetersiz olduklarını düşünüyorlar. Aynı sayıda başka bir ailenin kullandıkları alet edevat teknolojisi aynı olmasına rağmen kendilerinden iki üç kat fazla üretim yaptıklarını düşünelim. Kafa kafaya verip acaba ihtiyaç duyduğumuz şeylere daha fazla miktarda nasıl sahip olabiliriz, diye düşünüyorlar. Yani genel anlamda bir ülke bir toplum nasıl daha müreffeh, daha zengin hale gelebilir, sorusunun cevabı aranıyor.

Reklam

İçeriği paylaş