ibrahim akin

warning: Creating default object from empty value in /home/islamisi/public_html/modules/taxonomy/taxonomy.pages.inc on line 33.

İbadetleri Erteleme Yanılgısı

Etrafınızda, din ahlakını yaşamaya samimi niyeti olmadığı için sürekli bahaneler öne sürüp, ibadetlerini ileriki tarihlere erteleyen insanlarla çok karşılaşmışsınızdır. Her zaman bahaneleri hazırdır. Ev işleri, çocuklar, arkadaş toplantıları, derken ibadet edecekleri vakitleri kalmadığından şikâyet ederler. Yine iş seyahatleri ve toplantılardan başlarını kaşıyacak zamanları olmadığını söyleyen bu insanlar, çoğu zaman bütün bu telaşların son bulduğu, emekli oldukları, çocukları iş güç sahibi yapıp evlendirdikleri yaşlılık dönemlerinde ibadet edeceklerini söyleyip kendilerini kandırırlar.
Oysa atladıkları çok önemli bir gerçek vardır ki, yaşlılığa ulaşmak konusunda hiç kimsenin asla bir garantisi yoktur. İbadetleri ertelemek, ahireti ve ölümü düşünmeyen ve kendilerine uzak gören insanların düştüğü bir gaflettir. Kimsenin ölüm konusunda bir sözleşmesi yoktur. Aldığı nefesi dahi vereceğini bilemeyen insanın ibadetler konusunda gevşeklik göstermesi, kendisini geri dönülmez bir azaba sürükleyebilir. Ünlü İslam alimi İmam Gazali de bir sözünde insanın ilerisi için yaptığı planları uygulamaya belki de hiç fırsatı olamayacağına ve ölümün yakınlığına şöyle değinir:
”Nice nefes alanlar vardır, aldıkları son nefesi geri vermeden ansızın ölüm onları yakalamıştır. Öyleyse gerçekte senin sahip olduğun sadece bir nefesten ibarettir; ne bir gün ve ne de bir saat! Bir nefesi bile geçirmeden Allah'a itaate ve tövbeye yönel. Belki de ikinci bir nefese erişemeden ölüm seni yakalar! İmam Gazali, Cennete Doğru, (Yedi Geçit), Minhacü'l-Abidin, sf. 118)

Kar Tanelerindeki Mucize Yaratılış

Kar taneleri, bilim adamları tarafından yıllardır araştırılan ve tam olarak çözülemeyen konulardan biridir.

Bir metre küp karda yaklaşık 350 milyon kar taneciği bulunduğu tahmin edilmektedir. Bu kar tanelerinin her biri farklı şekillere sahip altıgen yapılardan oluşur. Kar tanelerindeki simetrinin ve biri diğerinden farklı olan yapılarının nasıl oluştuğu, bilim adamları için hala anlaşılamayan bir sır gibidir. Elbette kar tanelerindeki bu kusursuz sistem, Allah’ın Bedi (örneksiz yaratan) sıfatının bir tecellisidir. Allah yarattığı her şeyi sanatıyla kuşatandır.

Kar taneleri incelendiğinde Allah’ın eşsiz sanatı ortaya çıkmaktadır. Küçük sivri uçlu şekiller, çok dallı yıldızlar ve benzer ama farklı pek çok şekilden oluşan kar tanelerinin oluşumu hayret vericidir. Bir kar tanesinde iki yüzden çok buz kristali bulunur. Kar kristalleri, mükemmel bir düzen içinde şekillenmiş su moleküllerinden oluşur. Şaheser görünüme sahip kar kristalleri, su buharının bulutlardan geçerken soğuması ile şekillenir. Bu şu şekilde olur:

Su buharının içinde düzensiz bir şekilde her tarafa dağılmış olan su molekülleri, bulutlardan geçerken ısının düşmesiyle beraber hareketliliklerini kaybederler. Hareketlilikleri azalan su molekülleri bir süre sonra gruplaşmaya başlar ve katı bir hal alırlar. Ancak burada çok enteresan bir durum vardır. Gruplaşan su molekülleri düzensiz ve rastgele bir şekilde değil tam tersine daima birbirine benzeyen mikroskobik altıgenler şeklinde birleşirler. Her kar tanesi önce tek altıgen su molekülünden oluşur, daha sonra diğer altıgen su molekülleri de bu ilk parçanın üzerine eklenir.

Allah'ın Kadrini Hakkıyla Takdir Edemeyenler

Çevrenize şöyle bir bakın. Pek çok insanın, Kuran’a uygun yaşamamalarına rağmen, Allah’a inandıklarını görürsünüz. Birçoğu, kandil gecelerinde veya sadece Ramazan ayında namaz kılar. Allah’a nasıl bir kul olmaları gerektiği hakkında en ufak bir fikirleri yoktur. Çünkü kendilerini yaratan o büyük gücü düşünmek için zaman ayırmazlar. Oysa kendilerine sorduğunuzda Allah’a çok inandıklarını ve O’ndan korkmak yerine, O’nu sevdiklerini söylerler. Allah’ın varlığı ve gücünü takdir edememeleri, işte bu cümleyle açığa çıkar. Ancak Allah, pek çok ayette, Kendisinden korkmamızı emreder.

De ki: "Göklerden ve yerden sizlere rızık veren kimdir? Kulaklara ve gözlere malik olan kimdir? Diriyi ölüden çıkaran ve ölüyü diriden çıkaran kimdir? Ve işleri evirip-çeviren kimdir? Onlar: "Allah" diyeceklerdir. Öyleyse de ki: "Peki siz yine de korkup-sakınmayacak mısınız? (Yunus Suresi - 31)

Allah, Kendisinden korkmamızı emrederken, hayır ben korkmam, ben Allah’ı severim demek, büyük bir akılsızlık ve gaflet olur. Allah büyüktür, Allah güçlüdür, Allah yaratandır. Böyle bir kudretten, Allah’ın o yüce makamından ancak korkulur. Bahsedilen korku, karanlıktan ya da yılandan korkmak gibi bir şey değildir. Kuran’da ‘haşyet’ kelimesi ile ifade edilen bu korku, Allah’ın yüce makamına duyulan saygı, sevgi ve rızasını kaybetme korkusudur. Bunu da ancak, Allah’ın büyüklüğünü gereği gibi takdir eden temiz akıl sahibi müminler hissedebilir.

Onlar, Allah'ın kadrini hakkıyla takdir edemediler. Şüphesiz Allah, güç sahibidir, azizdir. (Hac Suresi - 74)

... Kulları içinde ise Allah'tan ancak alim olanlar 'içleri titreyerek-korkar'. Şüphesiz Allah, üstün ve güçlü olandır, bağışlayandır. (Fatır Suresi - 28)

Ölümü Düşünmekten Kaçınmak

Her insan doğduğu gibi, bir gün ölecektir. Özellikle gençler başta olmak üzere ölüm, insanların kendilerine çok uzak gördükleri bir kavramdır. Ancak er ya da geç, genci de yaşlısı da ölümü tadacaktır.

Her nefis ölümü tadıcıdır. Kıyamet günü elbette ecirleriniz eksiksizce ödenecektir. Kim ateşten uzaklaştırılır ve cennete sokulursa, artık o gerçekten kurtuluşa ermiştir. Dünya hayatı, aldatıcı metadan başka bir şey değildir. ( Al-i İmran Suresi -185 )

Dünya hayatına sımsıkı bağlanmış olan insanlar için ölüm, dünyadaki nefsanî zevklerinin sonu anlamına gelir ve asla akıllarına getirmek istemezler. Bazısı ölümüyle beraber her şeyin son bulacağını düşündüğü için, dünyada iken ne yapsam kardır mantığı ile hiç ölmeyecekmiş gibi gününü gün eder. Bazısı da ölümden sonra dirileceğine, cennet ve cehennem hayatına inanır, ancak bütün bunlarla karşılaşmasına vesile olacak ölümü asla aklına getirmek istemez. Çünkü ölümden sonraki hayatta başlarına gelecekler konusunda kafa yormaları ve olumsuz bir sonla karşılaşmamak için Allah’ın dinini yaşamaları gerektiğini bilirler. Dünya hayatında onca oyalanacak konu varken, vakitlerini ölüm ve sonrasını düşünerek geçirmek bu kişiler için büyük kayıptır. Her zaman daha sağlıklı, daha genç kalmanın yollarını ararlar. Kader gerçeğinden haberleri olmadığı için, Allah’ın takdir ettiği ölüm saatini bu şekilde geciktirebileceklerini zannederler. Oysa ölüm, insana hiç beklemediği anda ve hiç beklemediği bir yerden gelecektir. En zengini de, en güzeli de, en sağlıklı görüneni de Allah’ın yarattığı herhangi bir sebepten dolayı bir gün ölecektir.

Her nerede olursanız ölüm sizi bulur, yüksekçe yerlerde tahkim edilmiş şatolarda olsanız bile... (Nisa Suresi, 78)

Yokolacak Şeyleri Amaç Edinmek

Yaşama amacınızı daha önce hiç düşündünüz mü? İyi bir iş, zengin bir eş, çocuk sahibi olmak, şöhret, güzel bir evde yaşamak, dünyayı dolaşmak? Dünya hayatında amaç edindiğiniz konuları şöyle bir aklınızdan geçirin. Amaçlarınıza ulaştığınızda, örneğin zengin bir eşiniz olduğunda ya da güzel bir ev veya arabaya sahip olduğunuzda, farklı ülkeler gördüğünüzde kısa süreli bir mutluluk hissedersiniz. Mutluluğunuz kısa sürer çünkü bir süre sonra sahip olduğunuz amacınız, sizin için alışkanlığa dönüşür ve sıkılmaya başlarsınız. Bu kez kendinize yeni bir amaç edinirsiniz. Yaşamınız boyunca aynı kısır döngüyü yaşarsınız, fakat asla tatmin olamazsınız.

Şeytan, boş ve değersiz olan dünya hayatını insana süslü ve çekici gösterir. Arapçada değersiz anlamına gelen dünya, dışı zehir kaplı şeker gibidir. Zehrin farkında olanlar yalnızca müminlerdir. İman edemeyen insanlar ise, şeytanın da telkinleri ile boş ve yararsız amaçlar için ömürlerini tüketir, ancak istedikleri mükemmel hayata da hiçbir zaman ulaşamazlar. Güzellik, kariyer, zenginlik, kültür, çevre, aile ve daha pek çok şeye sahip olsalar da asla kalpleri tatmin olmaz. Sürekli kendilerine yeni uğraşlar edinerek tatmin olmaya çalışan insanlar, kimi zaman dans kursuna, kimi zaman yogaya, platese veya yemek kurslarına giderek, sürekli yeni ortamlar edinip yeni insanlar tanıyarak tatmin olacaklarını zannederler. Oysa bütün bunlar kısa süreli heveslerdir ve kalpler bu şekilde asla tatmin olamaz. Kalplerin nasıl tatmin olacağını Rabbimiz bir ayetinde şöyle bildirmiştir:

Bunlar, iman edenler ve kalpleri Allah'ın zikriyle mutmain olanlardır. Haberiniz olsun; kalpler yalnızca Allah'ın zikriyle mutmain olur. (Ra’d Suresi -28)

Cehennemde Yanar Çıkarım Yanılgısı

Kuran ahlakı ile yaşamayan insanların kendilerini kandırma yöntemlerinden biri, cehennemde yanar çıkarım mantığıdır. Bu insanlar ölümden sonraki hayata inanırlar. Ancak böyle bir kanaate nasıl vardıkları bilinmez, cennet için kendilerini yeterli görürler.

Hataları varsa da, biraz yanıp çıkacaklarını ve sonunda yine cennette olacaklarını düşünürler. Çevrelerinde ve televizyonda izledikleri insanlarla kendilerini kıyasladıklarında, namaz kıldıklarını, oruç tuttuklarını, kalplerinin temiz olduğunu, dürüst ve iyi insan olduklarını düşünür ve bunların cennet için yeterli olduğunu zannederler. Oysa Kuran’da tarif edilen iyi insan, cahiliye toplumlarının iyi insan anlayışından çok farklıdır.

Yüzlerinizi doğuya ve batıya çevirmeniz iyilik değildir. Ama iyilik, Allah'a, ahiret gününe, meleklere, Kitaba ve peygamberlere iman eden; mala olan sevgisine rağmen, onu yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışa, isteyip-dilenene ve kölelere (özgürlükleri için) veren; namazı dosdoğru kılan, zekatı veren ve ahidleştiklerinde ahidlerine vefa gösterenler ile zorda, hastalıkta ve savaşın kızıştığı zamanlarda sabredenler(in tutum ve davranışlarıdır). İşte bunlar, doğru olanlardır ve müttaki olanlar da bunlardır. (Bakara Suresi – 177)

Rabbimizin ayette bildirdiği gibi iyiliğin ilk şartı, Allah’a, ahiret gününe, meleklere, Kitaba ve peygamberlere iman etmektir. İnanmak ve iman etmek birbirlerinden çok farklı kavramlardır. İnsanın sadece diliyle Müslüman olduğunu ve inandığını söylemesi tek başına yeterli değildir. İman etmek, dil ile tasdik etmenin yanında Allah'ın dinini fiili olarak yaşamak ve yaşatmakla mümkün olur. Yüce Rabbimiz Kuran'da iman eden insanları şu özellikleriyle tarif etmiştir:

İnsanlara Hoş Görünmek Uğruna Dinden Taviz Vermek

Kuran ahlakı ile yaşamayan insanlar, menfaatleri doğrultusunda sürekli çevrelerinde bulunan insanları hoşnut etmeye, onların sevgi ve saygısını kazanmaya çabalarlar. Hayatları boyunca bütün sosyal ortamlarda bu eziyeti yaşamalarına rağmen, kolay kolay karşılarındaki kişilere de yaranamazlar.

Kendisi gibi aciz birer varlık olan diğer insanların rızasını arayan bir kişi, ihtiyaç duyduğu ve istediği maddi ve manevi her şeyin karşılığını başka insanlarda bulacağını zanneder. Ancak bu mantık, kişinin büyük sıkıntı yaşamasına neden olur. Çünkü razı etmeye çalıştığı insanların isteklerinin hiçbir zaman sonu gelmez. Sürekli kişiliğinden taviz vermek zorundadır. İstemese de, ortamdaki konumunu kaybetmemek için, çevresindeki insanlara sahte övgüler yağdırır ve onların istediği şeyleri yaparak, karşısındaki insanların hoşnut olmasını sağlamaya çalışır.

Allah'ı bırakıp kendilerine zarar vermeyecek ve yararları dokunmayacak şeylere kulluk ederler ve: "Bunlar Allah katında bizim şefaatçilerimizdir" derler. De ki: "Siz, Allah'a, göklerde ve yerde bilmediği bir şey mi haber veriyorsunuz? O, sizin şirk koştuklarınızdan uzak ve yücedir." (Yunus Suresi -18)

Liseyi yeni bitirmiş, üniversiteyi kazanmış imanı zayıf bir genç düşünelim. Kişiliği yeni yeni oturmaya başlayan genç, aile ortamından çok farklı kültür ve inançlara sahip insanların bulunduğu yeni okul ortamında yer edinebilmek için okul öncesindeki hayatında öğrendiği iyi özelliklerinden bir bir taviz vererek insanlar tarafından kabul görebileceği bir karaktere bürünür. Yeni karakteri onu tatmin etmese de, yeni çevresinin sağlayacağı havanın onu mutlu edeceğini düşünerek bu oyuna devam eder. Ancak bir süre sonra gerçeklerle yüzleşmeye ve mutsuz olmaya başlar.

Münafıklar Mağlup Olacaktır

Münafıklar, başlangıçta iman ettikleri için ya da menfaatleri gereği müminlerin içinde yaşarlar. Ancak imandan sonra sapmaları durumunda veya menfaatleri çatıştığında müminlere karşı mücadeleye başlarlar.

Münafıklar, müminlerin içinde yaşadıkları sürece kendi gibi insanları çok kolay teşhis ederler. Zoraki ibadet eden ve Allah’ı anmaktan sıkılan, temizliğine dikkat etmeyen, iyiliği emredip kötülükten sakındırmayan, gösteriş için infak eden, sözüne güvenilmez ve tembel kişilerle yakınlık kurarlar. Bu kişiler bir araya geldiklerinde, Allah’ı anmaları veya iyiliği konuşmaları gerekmediği için birbirlerinin yanında rahat eder, müminlerin yanında ise sıkılırlar. Bir araya geldikleri her zaman, müminlerin aleyhine tuzaklar kurmak için örgütlenirler. Müminlerin arasına nifak sokup ayrılığa düşmelerini ve dağılıp gitmelerini isterler.

Onlar ki: "Allah'ın Resûlü yanında bulunanlara hiç bir infak (harcama)da bulunmayın, sonunda dağılıp gitsinler," derler. Oysa göklerin ve yerin hazineleri Allah'ındır. Ancak münafıklar kavramıyorlar. (Münafikun Suresi - 7)

Münafıkların bir araya gelip gizli toplantılar yaptıkları, fitne ve isyanı konuştukları Kuran’da şöyle haber verilmiştir:
'Gizli toplantıların fısıldaşmalarından' (kulis) men' edilip sonra men' edildikleri şeye dönenleri; günah, düşmanlık ve peygambere isyanı (aralarında) fısıldaşanları görmüyor musun? Onlar sana geldikleri zaman, seni Allah'ın selamladığı biçimde selamlıyorlar. Ve kendi kendilerine: "Söylediklerimiz dolayısıyla Allah bize azap etse ya." derler. Onlara cehennem yeter; oraya gireceklerdir. Artık o, ne kötü bir gidiş yeridir. (Mücadele Suresi -8)
Bu toplantılarını geceleri düzenledikleri de bir başka Kuran ayetinde şu şekilde bildirilmiştir:

Dua’m

Evren’in, canlı ve cansız her şeyin yaratıcısı büyük Allah’ım. Senin gücün karşısında tüm kainat boyun eğmiş ve seni tesbih ederken, kibirli şeytana uyup senden gaflete düşen biz aciz kullarına merhamet et affı bol, şefkatli Allah’ım.

Sen, gözlerimizi ve gönüllerimizi zenginleştir. Gözleri olup göremeyen, kalbi olup körelenlerden kılma bizi. İmandan sonra sapmaktan koru, nurunla aydınlat içimizi.

Yaşamımız, ölümümüz, sahip olduğumuzu sandığımız her şeyimiz senin, benim Ganiy Allah’ım. Mülkünü biz aciz kullarına lütfettiğin için şükürler olsun sana ya Rabbim. Güzel renkleri, kokuları, tatları, kutsal kitabımızı, dinimizi, güzel peygamberimiz Hz. Muhammed (sav)’i biz kullarına hediye ettiğin için çok şükür Allah’ım.

Tevbelerimizi, şükürlerimizi, dualarımızı, ibadetlerimizi kabul et, yanlışlarımızı düzeltmemizde bize yardım et ya Rabbim.

Şeytanın ve nefsimizin şerrinden bizi koru. Bizleri güçlü, sabırlı ve ibadette kararlı kıl benim Aziz Allah’ım.

Ölüm anında pişmanlık yaşatma. Ahirette nurları sağ yanlarında ve önlerinde Rabbine doğru koşanlardan olmamızı nasip et. Ateşin azabından koru bizleri. Cehennem ateşiyle değil, Allah aşkı ile yak bizleri. Adn ve Firdevs cennetlerinde, seçilmiş elçilerin ve mümin kullarınla beraber olmamızı nasip et Kadir Allah’ım.

Allah’ım, senin iznin olmaksızın bir yaprak dahi düşmez. Sen “Ol” dersin ve olur. Sen izin ver, müminler dünyaya hâkim olsun, sen izin ver kötüler yok olsun, sen izin ver imanımız artsın benim Cebbar Allah’ım.

Sabır ve hayırlarda mümin kardeşlerimizle yarışalım, iyiliği emredip kötülükten sakındıralım, öfkemizi yutalım, Allah sevgisi ve Allah korkusu ile yaşamımızın her anını Sana adayalım.

Ne olur “Ol” de olsun Allah’ım.

Ağaç Kökleri ve Mantarlar Arasındaki Dayanışma

Yapılan araştırmalar bilim adamlarını kökler hakkında çok ilginç bilgilere ulaştırmıştır. Bir mantar türü ve ağaç kökleri arasında yardımlaşma olduğu keşfedilmiştir.

Kökler, ihtiyaçları olan fosfor ve nitrojeni mantarlar yardımı ile temin ederler. Mantarlar ise, ağaçlardan, fotosentezle temin ettikleri karbon bileşiklerini alırlar. İhtiyacınız olan bir şeyi alması için birisine para verseniz ve o kişi neye ihtiyacınız olduğunu bilmeden tam istediğiniz şeyleri alıp size getirse buna tesadüf demek çok mantıklı olmaz.

Peki, kendileri için neyin faydalı, neyin zararlı olduğunu bilemeyen bu canlılara bu şekilde yardımlaşmayı kim yaptırıyor?

Ağaçlar, ihtiyaçları olan nitrojen ve fosforun mantarlarda olduğunu nereden biliyor?

Hiç kuşku yok ki mantarların ağaçların yardımına koşmaları, ağaçların da mantarlara fayda sağlamaları doğadaki yardımlaşmanın güzel bir örneğidir.

Yapılan araştırmalardan elde edilen çok ilginç bir sonuç daha vardır. Farklı ağaç türleri arasında da nitrojen yardımlaşması vardır ve bu yardımlaşmada da taşıyıcılar yine mantarlardır. Beyni, zekâsı, gözü ve kulağı olmayan bitkiler, sebepsizce birbirlerinin yardımına koşarlar. Bu canlıları bir araya getiren, her ikisinin de ihtiyaçlarından haberdar olan ve birbirlerinin ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde yaratan Yüce Allah'tır.

Reklam

İçeriği paylaş