oruç

warning: Creating default object from empty value in /home/islamisi/public_html/modules/taxonomy/taxonomy.pages.inc on line 33.

n/a

Ömür Ramazan > Ahiret Bayram - Mustafa İslamoğlu

Ömrü Ramazan olanın ahireti bayram olur.

Kur'an

Ömrüne yemin olsun ki… Siz hiç birinin ömrüne yemin ettiniz mi?

Ama Allah etti. Elçisinin ömrüne yemin etti (15:72). Bunun açılımı Harap olmuş ruhları imar ve inşa etmeye adanmış ömrün şahit olsun ki demekti.

İnsan hayatına ömür denilmesi, insanın mâ hulika leh'inin (yaratılış amacının) imar ve inşa olduğunu gösterir. İnsan hayatı, hem o hayatın sahibini mamur etsin, hem de o hayatın sahibi çevresini ve geleceğini mamur etsin diye ömür adını almıştır.

Umre ibadeti de aynı kökten. Ömrü imar ettiği için umre denilmiş. İbn Haldun'un medeniyet yerine kullandığı 'umran kavramı da öyle. Zira medeniyet, bir imar ve inşa seferberliğidir.

Ömür Ramazan olur mu?

Hayat ömür olursa, ömür de ramazan olur. Yani: hayat hem sahibini hem de başkalarını imar ve inşaya adanırsa, işte o zaman ömür Ramazan olur.

Zaten Ramazan'ın ve bir Ramazan'la gelen Kur'an'ın amacı da budur. Kur'an'ın doğum ayını oruç suretinde kutlamamızın sebebi bellidir: İnsani yanımızı öne çıkarıp beşeri yanımızı arkaya çekmek. Akleden kalbimizi öne çıkarıp, içgüdülerimizi ve şehvetimizi arkaya çekmek.

Zira vahiy anlaşılsın, öğüt alınsın ve yaşansın diye indirilmiştir. Vahyin sahibi Allah, kelamını Düşünen bir topluma ithaf etmiştir. Doğrusu Biz bu Kur'an'ı öğüt için kolaylaştırdık; şu halde yok mu öğüt alan? diye tek bir surede tam beş kez sormuştur. Kur'an'ın maksadı üzerinde derin derin düşünmezler mi? diye sitem etmiştir. Kur'an'ın bir Ramazan'da inmeye başladığını söyleyen ayet, vahyin amacını şöyle ortaya koyar: o, insanlık için bir rehberliktir; bu rehberliğe ve doğruyu eğriden ayırmaya dair bir belge ve bilgi kaynağıdır.

Ömrün Ramazan olması için indiği geceyi ömre bedel kılan vahyin hayata inmesi şart. Değilse insan ziyandadır. Bunun en güzel özetini Asr suresi veriyor:

1. 'Asr şahit olsun ki…

n/a

Oruç Tutmak - Mustafa İslamoğlu

Oruç tutmak kendini tutmaktır.
Ey oruç: Gel bizi tut!

Modern şehirler, açından ölmüş ruhlar galerisidir. Fiyakalı bedenler, ölü ruhlara tabut olmuştur. Kur'an böyleleri için "giydirilmiş kalaslar" ifadesini kullanır. O andan itibaren, insanın 'insan' yanı ortadan çekilmiş, 'beşer' yanı öne çıkmıştır.

Ruh için, 'ölüm' bir mecazdır. Ruhlar ölmezler. Ama zaten, ölüm dediğimiz şey boyut değiştirmekten başka nedir ki? Ölüm yokluk değildir, ölüm intikaldir. Bu açıdan bakınca ruhun ölümünden bahsetmek, tıpkı ruhunu yitirmiş cansız bir ceset gibi, hayatın kadavralaşmasını getiren bir ruh intikalinden bahsetmektir. Sadece intikalinden değil, aynı zamanda "intiharından" bahsetmektir.

Açından ölecek kadar ruhu aç-susuz bırakmak, elbet bir intihardır. Fiziki bir intiharın sonucu cesedi mezara gömmektir, manevi bir intiharın sonucu ruhu cesede gömmektir. Ruha mezar kılınmış bir cesedin, yemekhane, yatakhane, işhane ve abdesane arasında hortum olmaktan öte yapacağı bir şey yoktur. Böyle birinin hayattan anladığı, aynı dünyayı paylaştığı diğer canlılarla ortak olan biyolojik hayattır. Böyle bir hayatın derinliği yoktur. Çünkü dünya ile sınırlıdır. Zaten, ceset tabutunda ruhun cenazesi, ancak öte yüzü olmayan tek dünyalı bir hayat anlayışıyla taşınır. Yoksa bir insan cesedini ruhunun mezarı yapmaya nasıl razı olur?

Bu vahim akıbeti önlemenin yolu, ruhun açlığını fark eden bir kendindelik halidir. Ancak kendinde olanlar fark ederler ruhların da acıkacağını ve susayacağını. Midenin açlığını beyne enzimler haber verir. Sahibini uyararak onu beslenmek için harekete geçmeye yöneltirler. Yani enzimler, bir tür iç "rasul", yani "elçi"dirler. Onlar olmasaydı, insan kendi açlığından haberdar olmazdı.

Oruç Tutmak ve Orucun Manevi Faydaları - Fethullah Gülen

Allah uğrunda yapılan her işin mutlaka bir sevabı vardır ve onun karşılıksız kalması düşünülemez. Ama oruca gelince, onun sevap yönüyle âdetâ dengi yoktur. Ebû Umâme (ra) şöyle diyor: "Rasûlullah'a, yapmam gerekli bir amel söylemesini istedim. O da: "Oruç tut. Zira onun dengi yoktur." Ben yine tekrar ederek aynı şeyi sordum: O, "Oruç tut. Zira onun dengi yoktur." Ben üçüncü kez yine sordum. O, aynen "Oruç tut. Zira onun dengi yoktur" buyurdular.

Oruç, Rûhu Geliştirir ve Nefsi Gemler

İnsanlarda ruh cesedin, ceset de rûhun rağmına gelişir. Ruhanî yönleri itibariyle gelişmek isteyenler, mutlaka oruç tutmalıdırlar.

Kur'an ve Ramazan -Mustafa İslamoğlu

Zamanı ve insanı yaratanın, vahyi indirenin, zamanı ve insanı vahiyle şereflendirenin adıyla başlarım.

Zaman da, tıpkı insan gibi bir sır yumağı. Zaman yumağının içinde neyi gizlediğini ancak Allah bilir. Yaşanmış zamanın kaydını tutan, yaşanacak zamana dair hayaller kurup planlar yapan yegâne mahlûk insandır.

Zaman, insan ve vahiy…

Üçünün birleştiği nokta şahitliktir.

Allah zamana ve onu oluşturan parçalara yemin eder. Asra yemin olsun… Soluklanan sabaha yemin olsun… Kuşluğa yemin olsun… Gündüze yemin olsun… Geçip gitmekte olan geceye yemin olsun… Şafağa yemin olsun… Hepsi de vahiy olan bu yeminlerin maksadı, zamanın insana şahit olduğunu hatırlatmaktır. Bu hatırlatmanın bir amacı da insanın zamanı iyi, doğru ve verimli kullanmasıdır. Aksi bir durumda insan kendine ihsan edilen zaman nimetini aleyhine şahit kılmış olacaktır. Bu iki tür ziyandır: Birincisi zaman emanetini zayi etmek suretiyle, ikincisi onu aleyhte bir şahide çevirmek suretiyle.

Zamanı insana şahit tutan Allah, insanı da kendi zatına şahit tutmuştur. Kelime-i şahadet, bu şahitliğin en beliğ ifadesidir. Allah'a şahit olmaya çağrılmak bir şeref, hem de şereflerin en büyüğüdür. Zira Allah'a şahit olmak, şahitliklerin en büyüğüdür ve en büyük olana şahitliktir. En büyüğe şahit olmak, en büyük şerefe nail olmaktır. Zatıyla kaim, öncesiz ön ve sonrasız son, mutlak diri ve sonsuz varlık sahibi Allah'ın insanın şehadetinden elde edeceği hiçbir çıkarı yoktur. O zatına şahit tutmakla insanı onurlandırmak istemiş, ona bahşettiği akıl ve iradenin önüne sonsuz bir ufuk açmıştır. Değil mi ki Allah zul-meâric, yani tekamül mertebelerinin sahibidir (70:3). İnsana da bu mertebelere yücelmesi için imkânlar sunmuş, fırsatlar bahşetmiştir.

Dindarlık kaybetmiyor, kayboluyor - Dücane Cündüoğlu

— "Ramazan geldi. İyiliklerde kat kat sevaplar, günahlardan % 100 arınma imkanı. Değerlendirin!"

Beşiktaş Müftülüğü onbeş farklı noktaya astığı afişlerle Ramazan'ın gelişini böyle sunuyor. Yukarıdaki, metnin düzeltilmiş hâli.

Aslı ise şöyleymiş:

— "Ramazan geldi. İyiliklerde kat kat sevaplar, günahlarda % 100'e varan indirimler. Bu fırsatı kaçırmayın!"

Bir semt pazarındayız sanki. Fatih'te Çarşamba günü kurulan halk pazarında...

Maaşlı din memurları kendi hâlinde yolda yürüyen zavallı halkın dikkatini çekmeye çalışıp onlara % 100 arınma imkânı bahşediyorlar. Din diliyle değil, piyasa diliyle. Hem de Beşiktaş'ta.

* * *

İndirimi kim yapıyor acaba?

Beşiktaş Müftülüğü mü?

Belki de Diyanet İşleri Başkanlığı?

Eğer öyleyse, kampanyanın kapsamını niçin genişletmiyorlar?

İndirimlerden sadece Beşiktaşlılar mı yararlanacak, yoksa bütün vatandaşlar mı?

Akla takılan bir başka soru da bu indirimlerin neyin karşılığında olduğu.

Öyle ya, bu % 100'e varan indirimlerden yararlanmak için ne yapacağız?

Muhtemelen ibadetleri artıracağız.

Daha çok kupon daha çok indirim, daha çok ibadet daha çok sevap!

Bu ağustos sıcağında kârlı bir alışveriş sayılır mı, indirimden yararlananlar söylesin!

* * *

Bu ilanı hazırlayanlar akılları sıra iyi bir şey yaptıklarını sanıyorlar.

Nedir o iyi şey?

Tebliğ. Yani insanları hakka, hakikate davet etmek.

Bir banka önündeymişiz gibi.

Bu bir davet dili değil, reklam dili.

En azından ürünün niteliğini önemsemeyen bir aymazlık.

Pazarlıyorlar, yani tabir-i diğerle, dini pazara doğru yuvarlıyorlar.

Kim yapıyor bu pazarlama işlemini?

Beşiktaş Müftülüğü. Yani dini pazara süren bizzat devletin resmî din kurumu.

* * *

Oruç ve Ramazan Âyetleri - Mustafa İSLAMOĞLU

Oruç Ruhun Beslenmesidir
Bakara Sûresi’nin 183 îlâ 187. âyetleri, doğrudan oruç ve Ramazan’la ilgilidir. Bu âyetlerin hemen öncesinde vasiyet hukukuyla ilgili âyetler yer alır. 168. âyetle başlayan ve tüm insanlığa ilahi bir öneri olan hukuki kurallar olması hasebiyle bu iki konu arasında dolaylı bir ilişki mevcuttur. Oruçla ilgili pasajın öncesinde yer alan kısas ve vasiyet âyetleri ağırlıklı olarak insan-insan ilişkileriyle ilgiliyken, oruç ve onun incelttiği yüreklerin Allah’a yolladığı davetiye demeye gelen dua âyetleri ise insan-Allah ilişkileriyle ilgilidir.
2/183: “Ey îman edenler! Oruç, tıpkı sizden öncekilere olduğu gibi size de yazıldı; belki bu sayede takvaya erersiniz.”

“Ey îman edenler!” diye başlayan bu âyet, “iman” iddiasında bulunanları iddialarını isbata çağırıyor. Zira ellezîne âmenû, mu’minîn’den farklı olarak Kur’an’da genelde kişinin kendi iddiasına dönük olarak kullanılır. Mu’minîn ise genellikle Allah’ın imanını kabul ettikleri için kullanılır. Âyet, mü’min muhatapların iman iddialarını isbat için bir ‘teklif’le geliyor: Oruç.
Oruç: Orucun Arapça karşılığı savm’dır. “Sükunet, hareketsizlik, tutmak, el çekmek” anlamlarına gelen savm’ın şer’i anlamı şudur: “Allah rızasını amaç edinerek her yıl ay takviminin 9. ayı olan Ramazan ayında, aralıksız olarak, şafak vaktinden günbatımına kadar yemek, içmek ve cinsi münasebetten uzak durmak.” Mekkî sûrelerde yalnızca bir yerde Hz. Meryem’in öyküsünün nakledildiği yerde onun ağzından “Ben Rahman’a oruç adadım” (19:27) cümlesinde geçer. Söz konusu orucun susmayı da kapsadığı âyetin bağlamından anlaşılmaktadır. Orucu farz kılan ilk âyet Medine’de, tahminen hicretin ikinci yılında inen bu âyettir.

Sivrisinekteki Mucize

Sivrisineklerin doğumundan ölümüne kadar olan bütün süreçler başlı başına birer mucizedir. Hiç önemsemeden yok etmeye çalıştığımız bu mucize varlık aslında Allahın yaratma sanatına çok önemli bir delildir. Şimdi bu küçücük canlının özelliklerinden bahsetmek istiyorum sizlere.

Allah Affedicidir

İnsan, yaratılmış bütün canlıların içinde en nankör olanıdır. Ezeli düşmanı olan şeytan ve nefsinin sınır tanımaz tutkuları vesilesi ile günaha çok yakındır. Yaşamı boyunca pek çok hata yapar. Kusursuz, eksikliklerden münezzeh olan tek varlık Allah’tır. ‘TEVVAB’ (günahları bağışlayan) sıfatıyla Allah insanlara, tevbe etmeleri durumunda günahlarını bağışlayacağını bildirmiştir.   ‘Ancak tevbe edenler, (kendilerini ve başkalarını) düzeltenler ve (indirileni) açıklayanlar(a gelince); artık onların tevbelerini kabul ederim. Ben, tevbeleri kabul edenim, esirgeyenim.’ (Bakara Suresi, 160)   İnsanı Allah’ın yolundan alıkoymak için elinden geleni yapan şeytan, insanlar için çok büyük bir tehlikedir. Ona karşı uyanık olmak ve bu sinsi varlığın oyununa gelmemek için sürekli teyakkuz halinde olmak gerekir. Şeytan çoğu zaman ‘Allah affeder’ telkiniyle insanları günaha yönlendirir. Kuşkusuz Allah merhametlilerin en merhametlisidir ve tevbe eden kullarını bağışlayandır. Ancak sonunda bağışlanma dileriz mantığıyla günah işlemek oldukça samimiyetsiz bir durumdur. Şeytanın Allah’ın adını kullanarak insanları kandırması bir ayette şu şekilde geçer:

Reklam

İçeriği paylaş