terör

warning: Creating default object from empty value in /home/islamisi/public_html/modules/taxonomy/taxonomy.pages.inc on line 33.

İslam Barış Dini mi Savaş Dini midir?

İslam Barış Dini mi Savaş Dini midir?

İslam barış, esenlik dini olsa da gerekli durumlarda savaşmayı emreder. Savaştan kaçmayı büyük günah sayar. Kur'an-ı Kerim'de savaşı, cihadı ifade eden pek çok ayet varsa da bu ayetler Kur'an'ın bütünlüğü içinde değerlendirildiği zaman savaşın belli şartlar dahilinde ve belirli bir çerçevede yapılacak faaliyetler olduğu görülür. Yani İslam için barış dini değil savaş dinidir, barbarlıktır, vahşiliktir karalamalarının yanlışlığı görülür. İslam'da savaşın bir hukuku vardır. Mesela eli silah tutmayan çocuklar, yaşlılar, kadınlar öldürülmez. Teslim olanlar öldürülmez. Esirlere işkence edilemez. Şahsi hırslar, menfaatler için savaş yapılmaz. Barışta anlaşılırsa anlaşmaya riayet edilir.

Tarih boyunca da bunun böyle uygulandığı görülür. Hele savaşların inanmayanları zorla müslüman yapmak için uygulandığı hiç söylenemez. İslam'ın terörle asla ilgisi olamaz. Yani meşru amaçlar için bile masum, günahsız, silahsız insanlar öldürülemez. İslam adına böyle faaliyetler yaptıklarını söyleyenler ya bilinçli ya bilinçsiz İslam'ı kötülemiş olur, cehaletini göstermiş olur, cinayet işlemiş olur. Bunların İslam'la ilgisi yoktur. İslâm’da savaş, genelde müdafaa eksenlidir. Özellikle asr-ı saadette bu açıkça görülür ki kendisini korumak için yukarıdaki prensiplere göre savaşmaktan doğal bir şey olamaz.

Cihad ise Allah ile insanlar arasındaki engelleri ortadan kaldırarak, onların Allah ile buluşmalarını sağlama ameliyesidir. Akıllara ve kalplere konulan ambargoyu kaldırarak onlara doğruyu ve güzeli seçebilecekleri bir hürriyet ortamı hazırlamayı amaçlar. Yani cihad bir bakıma Allah ile kulları arasındaki engelleri kaldırmaktır. Hak ve hakikati neşretme hürriyeti engellenirse o zaman savaş yapılır. Tebliğden sonra seçim hür iradeleriyle insanlara aittir. İsteyen İslam'ı seçer, istemeyen seçmez.

TEBLİĞ, CİHAD VE TERÖR

TEBLİĞ, CİHAD VE TERÖR

“Sizden, hayra çağıran, iyiliği emredip kötülüğü meneden bir topluluk bulunsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir” (Âl-i İmrân, 3/104) “Siz insanların iyiliği için ortaya çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. Ma’rufu emreder, münkeri yasaklar ve Allah’a inanırsınız.” (Âl-i İmrân, 3/110)
Bu gibi ayet-i kerimeler, tebliğ veya irşad denen genel anlamıyla İslam'ı anlatma faaliyetinin farz olduğunu gösteriyor. Ancak islam alimleri, bu emirleri genellikle farz-ı kifaye olarak kabul etmişlerdir. Yani bir grubun, bir kurumun bu işi yapması yeterli görülmüştür. Yapan kimsenin olmaması durumunda farz-ı ayn olur. Yani herkes yapmakla mükellef olur.

İslam'ın yayılışı da bu şekilde olmuş ve sahabe-i kiram ömrünü bu kutsi dava yolunda harcamıştır. Bu fedakarlıklar ve gayretler neticesinde İslam nuru, Allah'ın lütfu ile milyonlarca insana ulaşmıştır. Fakat bu iş, müminlerin sayısı yüz binlere, milyonlara ulaştı diye terk edilemez. Allah nazarında her bir insanın özel yeri ve değeri vardır. Tebliğ işinde tek bir insan dahi istisna tutulamaz. İmkanlar ölçüsünde herkese İslam hakikati duyurulmalıdır. Kabul veya red ayrı bir meseledir.

İslam'ın yanlış anlatılan bir kavramı olan cihad kavramının esasında bu tebliğ emri vardır. Yani cihad, aslında toprak kazanmak, ganimet elde etmek, kafir öldürmek için yapılan bir savaş değildir. Tebliğ önündeki engelleri kaldırmak için yapılan bir faaliyettir.

Eskiden, tebliğin önündeki engeller, devlet yapılanmaları olduğu için bir devletin sınırları içindeki insanları bu kutsal davetten haberdar etmek için bu devletlerle savaşılmıştır. Günümüzde ise, iletişim, yayın imkanları sınırları ortadan kaldırdığı için bu türden bir cihadın hükmü kalmamıştır, denebilir. Fakat modern zamanlarda İslami hakikatleri anlatmanın önünde farklı ve belki de eski devirlerdekinden aşılması daha zor engeller ortaya çıkmıştır. Şimdi müminlere daha farklı bir savaş düşmektedir.

İslam, Vahşet ve Dehşet Dini mi Yoksa Nezaket Dini midir?

İslam, Vahşet ve Dehşet Dini mi Yoksa Nezaket Dini midir?

Nezâket, başkalarına karşı saygılı ve incelikle davranma, bir iş veya durum için önemli olma, dikkatli davranmayı gerektirme anlamlarına gelir. İnsana yakışan, insanca bir davranış biçimidir nezâket. O, insanın varlığıyla varolagelmiş ve kıyamete kadar da onunla var olacaktır. Zira ilk insan nezâket yurdu cennetten gelmiş, cennet ehli olmuş, arza halife olma keyfiyetinde yaratılmıştı.

Ancak, tıpkı bütün güzel huylar, hasletler gibi nezâket de tatbik edeni, genele göre az olan bir davranış biçimidir. Eğitimle inkişaf edip açılıp sümbüllenecek bir haslet olan nezâket, şimdilerde malesef başka vadilerde mesken tutmuş görünüyor. Oysa o, bizim bağın gülü, bizim ovanın çemeniydi. Şimdi, müslümanlarda kini, nefreti, vahşeti, dehşeti görmek, inançsızlarda da nezaketi görmek çok üzücü bir durum. İslam'ın dünyada yükselişi böyle bir oyunla engellenmeye çalışılıyor. Planlı şekilde İslam ve müslüman vahşet ve dehşet ile özdeşleştirilmeye çalışılıyor. İslam'ın ruhunu öğrenemeyen müslümanlar da hislerine göre hareket ederek tahriklere kapılıp onların emellerine alet oluyor.
Mücella dinimizin gayesi de insanı kötü, çirkin huylarından temizleyip güzel ahlâka ulaştırmaktır. Bu dini bize bildiren Fahr-i Kâinat s.a.v. Efendimiz güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildiğini bildirmiştir.
Efendimiz s.a.v. en yüce, en güzel ahlâka sahiptir. Kur’an-ı Kerim’de O’nun için: “Şüphesiz sen, pek büyük bir ahlâk üzerindesin.” (Kalem, 68) buyrulmaktadır. Yani insanlığı hayırlara ulaştıracak pek güzel huylara, yüce bir karaktere, maneviyata sahipsin denilmiştir.

Bu noktada, bütün hayatını, inancı istikametinde örgüleyen mümin, nezâketi de Efendiler Efendisinden, nezâket âbidesi ve nezâketin üstâdından öğrenecektir. Adeti haline getirdiği bu davranışlar, O'nun sünnetini yapıyor olma sebebiyle ibadete dönüşecektir.

ŞEHİTLER NEDEN VERİLDİ VE VERİLMEYE DEVAM EDİYOR?

ŞEHİTLER NEDEN VERİLDİ VE VERİLMEYE DEVAM EDİYOR?
PKK’NIN GÖRÜNMEYEN YÜZÜ ...
PKK; komunist, Leninist, Stalinist bir felsefe üzerine kurulmuş bir terör örgütüdür. Amacı; ne olmayan devletlerini kurtarmak ne zulum görmeyen insanları zulumden kurtarmak, ne de demokrasiyi sağlamak. Nedir bu PKK’nın amacı?
PKK, Evrim teorisi (ki kendi içinde çelişip Big Bang teorisiylede yıkılmasına ve bilimsel kanıtlarının dahi olmamasına rağmen) temeli altında komunist ideolojiyi benimsemiş katiller topluluğudur. Komünizmi yaymak, dini inançları ortadan kaldırmak, demokrasiden uzak kendi diktatörlüklerini kurmaktır.
Bunu Terör örgütü elebaşlarının bir ifadesinde de açıkça görebiliriz: “Lenin 1900’de ne ise ben de 21. yüzyıl sosyalizmini temsil ediyorum, reel sosyalizmle savaşarak, emperyalizmle savaşarak yeni sosyalizmi inşaa ediyorum.” (Özgür Yaşamla Diyaloglar, s. 201)
Peki elebaşının bu zamanda olduğunu söylediği Lenin kim?
Lenin’in 1906 yılında Proletari dergisine verdiği bir yazısı; “Bizim ilgilenmekte olduğumuz olgu, silahlı mücadeledir; bu mücadele, bireyler ve küçük gruplar tarafından yürütülmektedir. Bir kesimi devrimci örgütlere ait iken, öteki kesimler (Rusya'nın belirli kesimlerinde çoğunluğu) herhangi bir devrimci örgüte bağlı değildirler. Silahlı mücadele, birbirlerinden kesinkes olarak ayrılması gereken, farklı iki amaca yöneliktir; önce, bu mücadele kişilere, liderlere ve ordu ve polisteki görevlilere suikast yapmayı amaçlar, ikinci olarak, hem hükümete ait, hem de özel kişilere ait para kaynaklarına elkoyar.”

DÜĞMEYE KİM BASTI? - İrfan AYDIN

Türkiye’de; terörün arttığı, etnik ve ideolojik gerginliklerin yoğunlaştığı, irticanın meydan okuduğu veya ekonomik krizlere girildiği dönemlerde, hemen “düğmeye kim bastı” sorusu sorulmaya başlanır. Sanki ortalıkta bir düğme var ve bu düğmeye bağlı elektrik telleri tıpkı bir örümcek ağı gibi Türkiye’nin her tarafını sarmış. Canı isteyen bu düğmeye bastığı zaman ülkemizi cin çarpmışa çeviriyor. Ne acıdır ki, bu gibi soru ve yorumları bu ülkeyi yönetme iddiasıyla işbaşına gelmiş bakan ve hatta başbakanlardan bile duyduğumuz olmuştur.

Eğer, milli strateji kavramından haberimiz yoksa veya bunu lafta biliyor ama içeriğini özümsememişsek, daha çok uzun zaman düğmeye kimin bastığını ararız. Uluslararası politika sahnesinde oynanan diplomasi oyunlarının perde arkasını ve içyüzünü görebilmek ve bunun Türkiye’ye etkilerini anlayabilmek için, özellikle bu ülkeyi yönetmeye soyunanların “milli strateji “kavramını çok iyi özümsemesi gerekir.

Yabancı devletlerin ”milli strateji”den ne anladığını ve vatandaşlarını nasıl bir eğitim sisteminden geçirdiğini gösterebilmek için, bizzat yaşanmış bazı örnekler sunacağım;

Ülke: Amerika Birleşik Devletleri.

Yer: Alabama Eyaleti’ndeki Montgomeri şehri.

Okul: Hava Üniversitesi bünyesindeki “Hava Komuta ve Kurmay Koleji”

Söz konusu kolejde; Amerikan Hava Kuvvetleri’nin komuta ve kurmay kadrolarına personel yetiştirmek amacıyla, yüzbaşı ve binbaşı rütbesindeki subaylar arasından seçilmiş, komutan ve kurmay adayları eğitilmektedir. Bu koleje, Amerika’ya dost olduğu düşünülen 20–25 ülkeden de, birkaç subay kabul edilmektedir. Bu satırların yazarı da, Hava Kurmay Binbaşı rütbesiyle anılan kolejde,1982 yılında, okumuştur.

TERÖR HİÇBİR ŞEKİLDE İSLAMİ YÖNTEM DEĞİLDİR

TERÖR HİÇBİR ŞEKİLDE İSLAMİ YÖNTEM DEĞİLDİR

TERÖRÜN TANIMI

Türkçe’ye Fransızca “terreur” sözcüğünden geçmiş olan “terör” sözcüğü aslında Latince kökenlidir. Bunun anlamı ise; “korkudan titreme ve titremeye sebep olmaktır”.

Fransızca Petit Robert sözlüğünde; “Bir toplumda bir gurubun halkın direnişini kırmak için yarattığı ortak korku” olarak tanımlanır.

Reklam

İçeriği paylaş