Allah, Canlıları Evrimle mi, "Ol" Emriyle Bir Defada mı Yaratmıştır?

Allah, Canlıları Evrimle mi, "Ol" Emriyle Bir Defada mı Yaratmıştır?

Allah, Canlıları Evrimle mi, "Ol" Emriyle Bir Defada mı Yaratmıştır?

Evrim ve yaratılış konularında son zamanlarda Allah'ın yaratmayı evrim mekanizmasıyla yaptığı görüşünü savunanlar görülmektedir. Bu, temelde Allah'ı inkar edenlerin canlılığa ve kainata açıklama getirmek için en mantıklı ve bilimsel gördükleri tesadüfe, rastlantıya dayanan kendi kendine gelişmeyi ifade eden evrim anlayışından farklı olup Allah'ı inkar etmemektedir.
Aslında bütün mesele Allah'ın varlığını kabul veya red meselesidir. Bunun dışında canlılığın "ol!" emriyle bir defada mı yoksa birbirinden değişimle mi olduğu çok önemli değildir. Çünkü, kendi kendine tesadüfler sonucu oluşan mutasyonların canlıları geliştiremeyeceği aşikar olup bu gelişimin ancak şuurlu bir iradeyle olabileceği mutlaktır.
Artık işin içine şuur ve kast girdi mi bunun şekli önemli değildir. Çünkü tartışma Allah'ı yani bir iradeyi kabul edip etmemektir.
Bir irade sonucu evrimin olduğunu ifade etmek yani mesela bir maymun türünün insana veya insansı bir türe sonra insana dönüştüğünü söylemek aslında YARATILIŞIN BİR BAŞKA İFADESİDİR. Çünkü bir kast ve irade, bir plan söz konusudur. Genlerdeki değişimi isteyerek yapmak demektir ki bu da yaratmak demektir.
Mesela bir bilgisayar programının birbirini takip eden versiyonları gibi. Bu durumda bir programcının o programın kodlarını önceki programdan alıp bazı değişimlerle yeni hale getirdiği söylenebilir. Ancak bu durum programın kendi kendine geliştiğini, bir irade ve şuurun olmadığını göstermez. Mesele bir yaratıcı olunca yeni programı eskinin kodlarını kopyalayıp da mı yaptığı veya yeniden mi yazdığı tartışması gereksizdir. Çünkü yaratıcı için yeniden yaratmakla kopyalamak arasında zorluk açısından bir fark yoktur.

Fakat Kuran ayetleri incelendiği zaman yaratmanın zincirleme biribirinden değişim yoluyla olduğuna dair bir bilgi yoktur. Bir canlının, insanın oluşum aşamaları canlıların birbirinden geliştiğini ifade etmez. Sadece genetik kodları belirlenmiş insanın döllenmeden doğuma kadarki gelişim aşamalarını ifade eder. Cansız kainatın ise aşama aşama yaratılması ve yaşama uygun hale gelince canlıların yaratılması söz konusudur. Fakat burada canlıların tek tek mi grup grup mu hangisinin önce veya sonra, hangisinden önce kaç tane yaratıldığı şu an için meçhuldur. Zaten bunun da Allah'ın varlığı tartışması açısından bir önemi yoktur.

Bu durum bize asıl meseleyi unutturmamalıdır. Mesela diyelim bir padişahtan ahalisine mektup geldi. Öyle bir şey ki bazı insanlar kendi aralarında padişahın bu mektubu nasıl yazdığını tartışmaya başladılar. Bir grup dedi ki padişahımız bize ne kadar değer veriyor ki tek tek hepimize mektup yazmış. Öteki grup da diyor ki hayır, tek tek yazmamıştır, makineyle çoğaltmıştır. Tek tek yazdığını iddia eden gruptakiler mektubu okuyup güzelce anlayarak gereğini yerine getirdiler. Makineyle çoğalttığını iddia eden grup ise bütün zamanını padişahın mektupları makineyle çoğalttığını ispatlamakla uğraştı. Mektubu okumadı veya gereğini yerine getirmedi.
Diyelim ki tek tek elle yazdığını iddia edenler yanıldı. Makineyle çoğalttı diyenlerin iddiası doğru çıktı. Peki iddiası doğru çıkan grup padişahın takdirine mazhar olur mu? Padişahın mektubu yazma amacı bu mesele değildir ki öyle olsaydı zaten bunu açıkça anlatırdı. Elle yazdığını düşünen grup bunda yanılsa da esas olan mektubun içeriğini yerine getirdikleri için padişahın takdirine mazhar oldular. Ötekiler ise akılsızlık ettikleri için ziyan ettiler.
Bu mesele de buna benzer. Canlıların bir defada tam şekilleriyle mi yaratıldığı birbirinden değişerek mi yaratıldığı bize asıl meseleyi yani Allah'ı tanıma, iman ve itaat etmeyi unutturmamalıdır. Hatta şu da söylenebilir: Sırf bu meseleyle meşgul olup asıl meseleyle uğraşmayanların art niyetlerinden de bahsedilebilir. Bu gibi tartışmalar insanların asıl meseleyi unutmalarını veya önemsizliğini netice verebilir. Özü bırakıp kabukla uğraşmak gibi.

Allah, bir şeyin olmasını dilediği zaman, ona “ol” der, o da oluverir. (Yasin, 82)
"Düşünün ki Biz, bir vakit meleklere: “Âdem’in önünde (Allah’a) secde edin” dedik, hepsi secde ettiler, yalnız İblis diretti. Biz de dedik ki: “Âdem! İyi bil ki bu, sana da eşine de tam bir düşmandır. Sakın sizi cennetten çıkarmasın, sonra perişan olur, helâke sürüklenirsin.
Sen cennette asla açlık çekmeyecek, asla çıplak kalmayacaksın. Orada asla susuzluk çekmeyecek ve güneşin kavurucu sıcağına mâruz kalmayacaksın. Ama şeytan ona vesvese verip: “Âdem! dedi, “ister misin sana ebediyet (ölümsüzlük) ağacını, zamanın geçmesiyle zeval bulmayan bir devlet ve saltanatı göstereyim?” Derken ikisi de o ağacın meyvesinden yediler. Bunun üzerine edep yerlerinin açık olduğunu farkettiler. Derhal cennet yapraklarıyla üzerlerini örtmeye başladılar. Böylece Âdem Rabbine karşı geldi de şaştı kaldı. Sonra Rabbi onu seçti, tövbesini kabul etti ve onu hidâyetine mazhar etti. Onlara hitaben buyurdu ki: Kiminiz kiminize düşman olarak cennetten yere ininiz. Sonra ne zaman Benden bir rehber gelir de, kim ona tâbi olursa, artık o ne yolu şaşırır, ne de bedbaht olur." (Taha, 20/116-123)
Buradan anlaşılıyor ki Hz. Adem yaratıldıktan sonra cennet yaşıyor ve sonra dünyaya gönderiliyor. Buradaki cennet ifadesi bazı müfessirler tarafından dünya olarak yorumlanmıştır. Bu duruma göre cennete ölüm, günah, şeytan, yasak kavramlarının nasıl olabileceği sorularına cevap verilmiş olur. Ancak o zaman dünyada işlenen günahın cezasının dünyada verilmesi, cennet gibi güzel bir yerden imtihan için çöl gibi bir yere gönderilmesinden sonra dünyada güzel yerlerin mevcudiyetinin devam etmesi, dünyada iken tuvalet ihtiyacının olmaması gibi cevapsız durumlar ortaya çıkmaktadır.

Alimlerin çoğu bu cenneti ahiret cenneti olarak yorumlamışlardır. Çünkü cennetten bahsedilirken orada açlık, susuzluk, sıcaklık, soğukluk, elbise yapma zahmeti gibi durumlara maruz kalınmayan, yeme içmeden sonra tuvalet ihtiyacı olmayan kusursuzluk diyarı olarak tasvir edilmiştir. Ayrıca hata işledikten sonra(yasak ağaç dünya hayatının sembolüdür) dünyaya gönderilme, orada bir süre yaşanıp ölümle dünyadan alınacağı ifadeleri de bu gerçeğe işaret eder.
Bu duruma göre cennete ölüm, günah, şeytan, yasak kavramlarının izahı şöyle yapılır: Hz. Adem'e Allah ölümlü bir varlık olduğu bilgisini vermiştir. Cennette yasak ve günah kavramları Allah'ın takdirine bağlıdır. İmtihandan geçmeyen ilk insan için böyle istemiştir. Şeytanın Adem'i kandırması ise Şeytanın insanla irtibatında ve vesvese vermesinde fiziksel varlığa ihtiyacı yoktur. Şeytanın kalbe girme yolu şehvet, gazap ve vehim yetisi vasıtasıyla olmuştur.
Hasan Basri hazretleri demiştir ki: “Yüce Allah’ın vermiş olduğu bir kuvvet ile, şeytan yerden göğe veya cennete vesvese ulaştırabilmiştir.” Bazı tefsirciler de şöyle der: “Adem ve Havva, bazen cennetin kapısına yakın gelirler, Şeytan da dışardan gözetir, yaklaşırdı; vesvese bu şekilde meydana geldi.”
Şeytanın cennetten kovulması, dışarıdan vesvesesini ulaştırmasına engel olmayacağından, bu konuda bir zıtlığın olmayacağı sonucuna varılabilir. Allah, imtihan gereği olarak, şeytanın vesvesesini Hz. Adem aleyhisselama işittirmiştir.

Ayrıca Hz. İsa'nın yaratılışı da Hz. Adem'e benzetilmiştir. Yani Hz. İsa da Hz. Adem gibi babasız(sülbsüz) yoktan yani "ol" emriyle bir defada yaratılmıştır. Demek ki Hz. Adem sülbsüz yaratılmıştır. Yani bir annesi ve babası yoktur. Eğer maymun türü bir canlıdan evrimleşmiş olsaydı anne ve babası olurdu. O zaman babasız yaratıldığı aşikar olan Hz. İsa'nın yaratılışı Hz. Adem'e benzetilmezdi. Kısacası Kuran'da yaratılışın evrim mekanizması şeklinde olduğu gibi bir izah yoktur.

"Allah katında İsa’nın (yaratılış) durumu, Âdem’in durumu gibidir. Allah onu topraktan yarattı. Sonra ona “Ol!” dedi, o da oluverdi. Gerçek, Rabb’inden gelendir. Öyle ise şüphecilerden olma!" (A’li İmran, 59-60)
"Ve ilk başta insanı çamurdan yaratmıştır.” (Secde 32/7).
Şüphesiz Biz, onları yapışkan bir çamurdan yarattık” (Sâffât 37/11).
“(İblis): ‘Ben bir salsaldan (kurumuş çamurdan), değişken bir balçıktan (hamein mesnûn) yarattığın insana secde edemem!’ dedi”. (Hicr, 33)

Reklam