Altını Ateşle Sınarlar - Fatih OKUMUŞ

Altını ateşle sınarlar, insanı dostlarıyla…
Atı, deveyi, eşeği yularla bağlarlar; yiğidi yârin zülfüyle…
Misk şişesine benzeriz biz: kırılınca râyihamız yedi mahalleyi doldurur.
Bize kötülük etseniz, biz onu iyilik sayarız. Âlemin Padişahı, bizim bu niyetimizi hakikate kalbederek ödüllendirir. Mahza lüftundan, mahza kereminden…
Yani ki sevgili dostum,
Siz bize, isteseniz dahi bir kötülük edemezsiniz. Cahillerin kötülük sandığı da arif katında bir iyiliktir. Müminin ezasına sabretmekte iyilik vardır. Hüsnüzanda iyilik vardır. Sabırda iyilik, afüvde iyilik, vefada iyilik vardır.
Bir mümine gafilâne veya cahilane bir kötülük yapılsa; hakikatte ona on türlü iyilik yapılmış olur. Fikr et!
Uğradığı eziyete tahammül etmesi günahlarına kefaret olur. Şükretmesi rızkını artırır, nimet kapılarını açar.

Kardeş,
Belkibir zanna, belki bir maslahata dayanarak güyâ bana kötülük edersin. Ben seni, sen daha o kötülüğü zihninde tasarlamazdan önce affetmişim. Bilirim ki, başıma gelen, Dost’un bilgisi dışında değildir. İradesi dışında da değildir. Öyleyse buna kötülük demek dahi hakikatte caiz olmaz.
Nevâib-i eyyâmdır… Ardında iyilik mi, kötülük mü olduğunu Dost bilir. Bize dahi iş’ar eder. Şöyle ki: Başa gelen bolluk veya darlık, ikbâl ü idbâr, izzet yahut zillet kulu Pâdişâha yaklaştırırsa işte bu iyiliktir. Ondan uzaklaştırırsa kötülük…
Bil ki: İyi, insanların yararlı sandığı değildir. Kötü de insanların zararlı sandığı değil. Görmez misin: insanlar ölümü kötü sanırlar; oysa şehâdet bir fâninin ulaşabileceği en büyük makam. İnsanlar zenginliği mutlak olarak iyi sayarlar. Oysa hakkı verilemeyen, içinden sâilin ve mahrumun hakkı ödenmeyen servet büyük bir vebal.
Kardeş,
Senin ilmin eksiktir. Benim ilmim de eksiktir. Sen kusurlusun. Ben dahi kusurluyum. Sen noksan ilminle içtihat eder, bir hüküm verirsin. Ben dahi noksan ilmimle içtihat ederim. Sen içtihat eder, bardağın yarısı boştur; diğer yarısı da bu gidişle buharlaşıp uçacak dersin. Biz dahi içtihat eder, bardağın yarısı doludur; Pâdişâhın sonsuz keremi sayesinde yakında tamamen dolacak deriz.
Kardeş,
Bizim lügatimizde kem söze yer yoktur. Bu yüzden, bize ne söylenirse söylensin bizden işitilecek yegane ses güzel bir nağmeden ibarettir. Biz nâye benzeriz. Üflemesini bilmezsen hiçbir şey işitemezsin. Âşığın nefesi ciğerimize dolduğunda ise inlememiz kalpleri ihtizaza getir.
Kardeş,
Pîrimiz Haydar-ı Kerrâr’dır. Habibullah (sav) ona üç kez sordu: “Yâ Ali, biri sana kötülük etse, ona ne ile mukabele edersin?” Her defasında “iyilikle” cevabını aldı. Üçüncüde şöyle dedi: “Ey Allah’ın elçisi, siz bu suâli kıyamete dek bana sormaya devam etseniz, her defasında aynı cevabı alacaksınız!” Zaten Hz. Mustafa (sav) bu suâli böyle peşi peşine Ali’ye (ra) sordu ki ümmet-i Muhammed ders alsın, ibret alsın, edep öğrensin! İntehâ.
Kıt’a:
“Mecliste ârif ol kelâmı dinle
El iki söylerse sen de bir söyle
Kemlik edenlere inâyet eyle
İyiliği başa kakıcı olma!” (Karacoğlan)

Ey bu manzarayı uzaktan seyredip, şu musahabeye kulak misafiri olan arkadaş, sana da bir çift sözüm var. Atalar ‘ite taş atma, sahibine isabet eder’ demişlerdir. Fehm et!
Beyt:
“Bâğ-ı dehrin hem hazânın, hem bahârın görmüşüz
Biz neşâtın da ğamın da rûzigârın görmüşüz.” (Nâbî)
Beyt:
Mehmet de ben’im, Memo da ben’im
Hısıma hasımlık neyime benim?
Derbent, 1996
Gül Mehmet
lav olup aksa dağlar taşlar
okyanuslar yükselip üstüme yürüse
ölüm doğursa hamileler
ölüm kussa bebeler
her taşın altına bir mayın pusu atsa
kurşun yağdırsa gökten kara bulutlar
elimdeki silah namlusunu bana doğrultsa

yalnızca dostluğa uzanır elim
yalnızca kardeşliğe...
gülle atanlara gülle karşılık veririm
sille atanlara gülle
yürürüm şavklı sabahlara gül dererek
gül bahçelerim
gül mehmetler verdikçe
Derbent, 1996
Silah
bir silah istiyorum
namlusu gönülden,
mermisi gülden,
tetikçisi bülbülden...

bir silah verin bana
sabah namazından daha erken

bir silah icad edin
cehennem çukurunun kenarında
insanlar kavga ederken
aralarına giren
onları birbirine düşüren
her şeyi yok eden

bir silah,
ne Çin’den, ne Hind’ten...
Kızının eteğine çamur süren
adama bile iyilik eden,
ciğerini dişleyen katili affeden
yiğitlerin ülkesinden

o silahla donatın ordumuzu
bırakın o silah
savunsun yurdumuzu
Derbent, 1 Mayıs 1997
Yüreğim dünya
Yüreğim Ortadoğu, yüreğim Afrika
Mağrip’te kardeşlerim ayaklansa
ben de yürürüm

Yüreğim Anadolu, yüreğim Asya
Afgan’da bir mücahid vurulsa
ölen ben olurum

Bilâlî Müslümanlar birgün kurtulurlarsa
gülerim ben
yüreğim Amerika

Ben Azerbaycan’dayım, Karabağ’da
ben Kafkasya’dayım, Ortaasya’dayım, Trakya’da, Bosna’da
dünyanın dört bir yanında
benim kanım akıyor, canım yanıyor
milyonlarca yetimin babası benim
yüzbinlerce evsizin evi kalbim

Kürdistan’dan Memo’yu kovarlarsa
Haso’yu vurur, Zeyno’yu ağlatırlarsa
Kapımdan evvel gönlümü açarım
ben evrensel insan Müslümanım

Mısır’da bir Müslümanın ayağına
bir diken batsa
ben hasta olurum
gözlerim kan çanağına döner
Tunus’ta kardeşlerimi asarlarsa
uykularım kaçar doğuda yahut batıda
bir Müslüman zulme uğrarsa
yüreğim dünya
Kahire, 1992

BİZİM LÜGATİMİZDE KEM SÖZE YER YOKTUR. BU YÜZDEN, BİZE NE SÖYLENİRSE SÖYLENSİN BİZDEN İŞİTİLECEK YEGANE SES GÜZEL BİR NAĞMEDEN İBARETTİR.

Reklam