Bitmeyecek Tartışma: Evrim ve Yaratılış

Hayatın kökenini ve insanlığın nasıl var olduğunu insanlar hep sorgulamış, bu konuda bazı düşünceler veya teoriler öne sürülmüştür. Bunlar incelendiğinde iman eden insanlarla Allah inancı taşımayanların iddiaları diye genel olarak iki grupta toplanabilir. Allah'ı inkar edenlerin başlıca fikirleri kendi kendine oldu, uzaydan geldi, zaten hep vardı, evrim süreciyle oldu gibi fikirler olup sonraları en mantıklı gördükleri evrimi savunmuşlardır. İman edenler ise tutarlı bir şekilde hep Yaratılış veya akıllı tasarım denen fikri savunurlar.
Evrim teorisini savunanların temel iddiası doğal seleksiyon(seçilim), mutasyon, tesadüf kavramlarıdır. Doğal seçilim, doğada güçlü, sağlam, ortama uyum sağlayanların hayatta kalması, diğerlerinin yok olmasını ifade eder. Mutasyonlar rastlantısal olarak DNA da meydana gelen değişimleri ifade eder. İddiaya göre milyarlarca yıl içinde sürekli tesadüfi oluşan işe yarar mutasyonlar doğal seçilimle beraber canlılığı meydana getirmiştir.
Bilimsel olarak gösterilmeye çalışılan bu iddia temelde tesadüfe dayanır. Çünkü milyonlarca canlı çeşidinin meydana gelmesi için belki trilyonlarca defa işe yarar mutasyon olduğu iddia edilmiş olur. Bu saçmalığı gizlemek için doğal seçilim ön plana çıkarılır. Evet, doğal seçilim ve mutasyonlar bilimsel olarak doğrudur, ispata dayanır. Ama, bunlar canlılığın ortaya çıkışını ifade edemez. Çünkü doğal seçilim sadece türlerin zayıf, hastalıklı, yetersiz olanların elenmesi anlamına gelir. Köpekleri aslanlara dönüştüremez. Çünkü DNAnın değişmesi lazım. Bunun için de mutasyon var denilir. Halbuki mutasyonlar, DNAda dış etki sonucu ortaya çıkan ve DNAya esasen zarar veren bir durumdur. Çok nadiren görülür ve genelde işe yarar dizilimi bozucu etki yapar ve canlıda sakatlık, kusur, ölüm olur. En iyi ihtimal nötr bir değişim olmasıdır. Genetik bilgiyi geliştiremez. Ancak canlılığı daha iyiye götürecek hatta ihtişamlı, sanatlı bir yapıya götürecek ve milyarlarca defa tekrarlanacak işe yarayan tesadüf kabul edilir.
Buna rağmen, insanlar kandırılarak evrimin bilimsel oluşundan bahsedilir. Halbuki bu tamamen yalandır. Çünkü bilimsel olan doğal seçilim ve mutasyonların nadiren de olsa görülebilmesidir. Halbuki evrim canlı türlerini izah etmek için milyarlarca defa işe yarar mutasyon olduğunu kabul etmiş olur ama bu dikkatlerden kaçırılır. Doğal seçilim öne sürülür.
Evrimin tesadüfe dayanması ve tesadüfü ifade eden matematik ihtimallerinin çıkmazlığı bir yana daha basit birçok çıkmazı içinde barındırır.
Evrim teorisi, bir türün bir başka türe dönüşmesinin ilkelden (basitten) karmaşığa doğru, yavaş ve aşamalı olduğunu iddia eder. Bu iddiaya göre, bu dönüşüm sırasında "ara geçiş formu" adı verilen ucube canlıların yaşamış olması gerekir. Örneğin, balık özelliklerini hala taşımasına rağmen, bir yandan da bazı sürüngen özellikleri kazanmış olan yarı balık yarı sürüngenler, yarı maymun yarı insanlar, yarı sürüngen yarı kuş canlılar yaşamış olmalıdır geçmişte. Eğer gerçekten bu tür canlılar yaşamışlarsa, bunların kalıntılarına da fosil kayıtlarında rastlanması gerekir.
Evrimcilerin Maymun Adam Hikayeleri Hiçbir Delile Dayanmamaktadır
Darwinizm'in en önde gelen aldatmacası, insanların maymun benzeri canlılardan evrimleştiği iddiasıdır. Bu iddia, oluşturulan binlerce hayali çizim ve maket yoluyla kitlelere empoze edilir. Oysa gerçekte "maymun-adamlar"ın yaşamış olduğuna dair hiçbir kanıt yoktur. İnsanın en eski atası olarak ileri sürülen Australopithecus, şempanzelerden pek farklı olmayan soyu tükenmiş bir maymun türüdür. Evrim şemasında Australopithecus'un sonrasına yerleştirilen Homo erectus, Homo sapiens neanderthalensis, Homo sapiens archaic gibi sınıflamalar ise, farklı insan ırklarıdır. Bu sınıflamalar ile günümüz insanları arasındaki küçük anatomik farklar, günümüzde de Avustralya yerlileri, Pigmeler, Eskimolar gibi farklı insan ırkları arasında görülmektedir.
Ayrıca fosil kalıntılarının bulunmaması yanında aşama aşama modern insana yaklaşan(%15 insana benzeyen, %20-30 benzeyen, %50-60 benzeyen gibi) onlarca insansı canlı türünün soylarının neden tükendiği de cevapsızdır. Çünkü böyle canlılar yaşamış olsa ki sayılarının çok ve soy ömürlerinin de çok uzun olması lazım ki işe yarayan bir mutasyon olana kadar belki yüz binlerce yıl geçecek, maymunlar cinsinden ve diğer birçok canlıdan hayatta kalma açısından daha avantajlı olarak günümüze kadar soylarının devam etmesi gerekirdi. İşte bu çok açık mantıksızlığı örtmek için hayali maymun adam çizimleri, haberleri yapılmıştır. Hayali fosillere hayali yüz çizimleri yapılarak insanlar aldatılmıştır. Zira bir fosile, kemiğe bakarak o canlının yüz dokusu, yumuşak doku çizimi zaten yapılamaz.
Taş devri bir aldatmacadır. Bu konuyla ilgili hadis-i şerif meali şöyledir: Adem, cennetten dünyaya inince, Hak Teâlâ, ona her sanatı, her ilmi öğretti. [Taberânî]
Hz. Adem ve çocukları da, ilimsiz, görgüsüz, vahşi değildi. Hz. Âdem ve ona iman eden torunları şehirlerde yaşarlardı. Okumak, yazmak bilirlerdi. Demircilik, iplik yapmak, kumaş dokumak, çiftçilik gibi sanatları vardı. Yazı, ilk insan Hz. Ademle birlikte dünyaya yayılmıştır. Hz. Nuh zamanında da maden ocakları işletilip, çeşitli aletler, makineler yapılmıştı. Hz. Nuh’un gemi yapması da buna işaret eder.
Eski medeniyetlerden kalan kalıntılarda taş işlemeciliği dikkat çeker. Taşa bu derece detaylı ve düzgün şekil verilebilmesi için güçlü çelik aletler kullanılması gerekir. Taşı taşla yontarak, taşı taşa sürterek ince desenlerin yapılması mümkün değildir. Arkeolojik kazılarda bulunan aletler, dikiş iğneleri, flüt kalıntıları, süs eşyaları, dekorasyon malzemeleri, geçmiş insanların kültürel olarak gelişmiş bir yaşam sürdüklerinin göstergelerindendir.
Hz. Adem'den sonra, insanların çoğalması liderlik ve anlaşmazlıkları da beraberinde getirmiştir. Kimi insanlar Peygamberleri dinleyip ona uygun hayat yaşarken, kimi insanlar ise bir başka insanın peşine takılıp başka yerlere giderek kendilerine yeni bir dünya kurmuşlardır. Kimi ağaçlardan ev yaparken, kimisi mağaralarda yaşamayı tercih etmişlerdir. Bir yanda tarım yapılırken, öte yanda şartlara göre toplayıcılığı, avcılığı tercih edenler olmuştur. Ev yapma durumunda bazı insanlar tembelliğinden dolayı, (çünkü o zamanın zayıf imkanlarıyla ev yapmak zordur) hazır ev olarak gördükleri mağara gibi yerlerde yaşamış olabilirler. Az da olsa yapılan basit evler de zamana, deprem, yangın, sel vs. karşı direnememiş olabilir.
Bu konuda neden hiç yazılı kaynak olmadığı sorusu da akla gelmektedir. İlk insanların sayısı az ve ihtiyaçları da sınırlı olduğu için iletişimde konuşma çoğunlukla yeterli olmuştur. Temel ihtiyaçların karşılandığı zanaatlerin öğrenilmesi görme, duyma şeklinde olmuştur. İhtiyaç halinde yazılan az miktarda yazı da aradan çok uzun devirler geçtiği için tahrip olup yok olmuş olabilir. Çünkü yazı, kağıt, deri gibi şeyler zamana karşı dayanıksızdır. Mağaralarda resimlerin olup yazının olmaması da ana topluluktan uzaklaşan grupların ilk medeni bilgilerin çoğunu ihtiyaç duymadıkları için unutmaları sonucu daha basit ve temel ihtiyaç merkezli yaşamaları sonucudur.
Doğal seçilimde, niçin hiç ara geçiş fosili olmadığını cevaplayamadıkları için bunu, sıçramalı gelişim diye uyduruk bir iddia ile açıklamaya çalışmışlar, böylece evrimin temel iddiasını çürütmüşlerdir. Halbuki sıçramalı gelişim iddiası evrimden daha saçma bir şeydir. Çünkü bir balığın bir anda mutasyonla yani genlerdeki dış etki sonucu bozulmayla kurbağaya veya başka canlıya dönüşmesi, aşama aşama gelişmeden daha mantıksız bir iddiadır. Çünkü rastlantısal bir etkinin bir tamlık ve mükemmellik meydana getirdiğini iddia ederler. Kendi içinde bütünlüğü olan bir şiirin rastlantısal dış etkiyle daha mükemmel başka bir şiire dönüşebileceğini iddia etmekten daha mantıksız bir iddiadır. Çünkü en basit canlının dahi dna bilgisi bir şiirden çok daha mükemmeldir. Dış etki mutasyonları bir canlıya ancak olumsuz bir etki yapar. Kaldı ki imkansız olan bir şey tesadüfen olsa dahi tek bir canlı(balıktan türeyen kurbağa diyelim) tek başına bir şey ifade etmez ki! Aynı zaman diliminde bir tesadüf daha olacak ki iki canlı olsun. Üreyebilsinler. Ayrıca farklı cinsiyetin de olması lazım. Ayrıca aynı bölgede yer almaları lazım. Ayrıca buluşana kadar hayatta kalmaları lazım. Yani akıl dışı bir dizi açıklama.

Canlılar içinde niçin sadece insanların konuştuklarını ve üstün bir düşünme gücüne sahip oldukları cevapsızdır. Çünkü tesadüf olsa belki insandan daha akıllı ve konuşan kuşların, maymunların, aslanların olması gerekirdi. Çünkü doğal seçilimde bu canlılar hayatta kalmayı sağlayan yetenekleri kazanmışlar, dolayısıyla daha üstün insani yetenekler de rastlantısal olarak ortaya çıksa daha iyi şekilde hayatta kalmaya devam ederlerdi. Binlerce canlı içinde en üstün özelliklerin tek bir canlıda, insanda ortaya çıkması cevapsızdır.
Aslında dünyada evrim teorisi kadar saçma başka bir iddia olamaz çünkü hem iddianın temelinde sayısız tesadüfler var hem de bilimsel olduğunu iddia ediyor. Yani tesadüfleri bilime uygun kabul ediyor. Halbuki bilim tesadüf değil kurallar bütünüdür. Kural varsa kuralı koyan bir irade de var demektir.
Varyasyonlar Evrimin Delili Değildir
Varyasyon, genetik biliminde kullanılan bir terimdir ve "çeşitlenme" demektir. Bu genetik olay, bir canlı türünün içindeki bireylerin ya da grupların birbirlerinden farklı özelliklere sahip olmasına neden olur. Örneğin yeryüzündeki insanların hepsi temelde aynı genetik bilgiye sahiptirler, ama bu genetik bilginin izin verdiği varyasyon potansiyeli sayesinde kimisi çekik gözlüdür, kimisi kızıl saçlıdır, kimisinin burnu uzun, kimisinin boyu kısadır.
Evrimciler ise, bir türün içindeki varyasyonları evrim teorisine delil olarak göstermeye çalışırlar. Oysa varyasyon evrime delil oluşturmaz, çünkü varyasyon, zaten var olan genetik bilginin farklı eşleşmelerinin ortaya çıkmasından ibarettir ve genetik bilgiye yeni bir özellik kazandırmaz. Örneğin bir kedi türünü ne kadar kendi içinde türeterek zenginleştirmeye çalışırsanız çalışın, kediler hep kedi olarak kalacak, bunlar asla köpeklere dönüşmeyeceklerdir.
Dahası canlıların sağlıklı ve yetenekli olanlarının hayatta kalmasını sağlayan doğal seçilimi çarpıtıp sürekli tesadüflere bağlayarak türlerin çıkışına uydururlar ama canlılar dünyasının bir harikası olan renkleriyle, kokularıyla, insanın damak tadına uygun ve sağlık için gerekli meyveleriyle bitkilerin nasıl ortaya çıktıklarını açıklayamazlar. Çünkü bitkiler, hareketli olmadıkları için doğal seçilimle açıklanamazlar. Buna göre dünyada kaç bin çeşit bitki varsa tesadüfen oluşan ilk bitki tohumu da (bitkinin neden tohum yaptığı da ayrı bir çıkmaz soru) o kadar bin çeşit defa geliştirici, işe yarayan mutasyon olmuş demektir. Her ne hikmetse bu ağaçların meyveleri de besin, görünüş, koku, lezzet gibi açılardan tam insanın ihtiyaçlarını karşılayacak mükemmellikte gelişmiştir.(yani her şeyin tek izahı, tesadüfen olan mutasyonlar canlıları daha gelişmiş hale getirmiştir, açıklamasıdır aslında.)Bu ise, insaf gözüyle bakıldığında imkansızdır.
Canlı Türleri Yüz Milyonlarca Yıl Boyunca Hiçbir Değişikliğe Uğramamaktadırlar
Eğer gerçekten bir evrim yaşanmış olsaydı, canlıların yeryüzünde küçük kademeli değişimlerle ortaya çıkmaları ve zaman içinde de değişmeye devam etmeleri gerekirdi. Oysa fosil kayıtları bunun tam aksini gösterir. Farklı canlı sınıflamaları, kendilerine benzeyen ataları olmadan aniden ortaya çıkmışlar ve yüz milyonlarca yıl boyunca hiç değişim geçirmeden durağan bir biçimde kalmışlardır. Bütün canlıların sindirim, solunum, boşaltım, görme vs. gibi benzer özelliklere sahip olması evrimi değil yaratanın bir oluşunu, canlıları aynı mantık üzere yarattığını gösterir.
Allah Canlılığı Evrimle Yaratmamıştır
Bazı kişiler hem Allah'a iman ettiklerini hem de evrim teorisine inandıklarını söylemektedirler. Oysa bu hatalı bir bakış açısıdır. Çünkü;
1. Allah'a ve Allah'ın dinine inandığını söyleyen bir insan için tek başvuru kaynağı ve rehber Kuran'dır. Kuran'da ise evrimle birlikte yaratılış olduğuna dair bir bilgi yoktur. Aksine ayetlerde canlılığın ve evrenin, Allah'ın "Ol" emriyle yoktan var edildiği bildirilmektedir.
"Muhakkak ki İsa'nın hali de (yani babasız dünyaya gelişi de) Allah indinde Adem'in hali gibidir. (Allah) onu (Adem'i) topraktan yarattı. Sonra ona "ol" dedi. O da (can gelip) oluverdi." (Ali İmran, 59).
"Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan ve ondan da eşini yaratan, ikisinden birçok erkek ve kadın üretip yayan rabbinize itaatsizlikten sakının."(Nisa, 4/1)

2. Evrim teorisinin odak noktası, Yaratıcı'nın varlığının inkar edilmesidir. Darwin'den bu yana evrim teorisini savunanların hepsi bunu açıkça ortaya koymuşlardır. Teori, 150 yıldır ateizmin en önemli dayanağıdır. Ateizmin en önemli dayanağı ile Allah'a iman arasında elbette bir ortaklık kurulamaz.
Materyalist Bir İnanç
Evet, görülüyor ki evrim teorisini kabul edenler aslında bunun bilime uygun olmasından değil, kabul ettikleri hayat görüşüne göre kainatın ve canlılığın nasıl meydana geldiği sorusuna en mantıklı cevap gördükleri için sahiplenmektedirler. Yani önce dünya görüşü olarak inançsızlık kabulü ve bunun yansıması olarak nefislerinin, keyiflerinin istediği bir hayat tarzını benimseme, dini yükümlülükler altına girmeme düşüncesi, sonra eğer öyle ise hayat nasıl ortaya çıktı sorusuna cevap arama durumu. Bu yüzden, kainatın ortaya çıkışı konusunda ayrıntılara girmezler. Nasıl, niçin, ne kadar mümkün? soruları üzerinde durmazlar. Çünkü bu soruların akılları tatmin edecek cevapları yoktur.
Mesela bigbang teorisini kabul ederler de göz önündeki koskoca kainatın nasıl olup da toplu iğne başı kadar küçük bir şeyin patlaması sonucu ortaya çıktığını açıklayamazlar. Neden patlamıştır, o kadar madde yığını bir noktaya nasıl sığmıştır ya da çıkmıştır? Patlamayla etrafa yayılan atom altı parçacıkların bir atomu nasıl meydana getirdiği, imkansızlığı yukarıda açıklansa da hadi bir elementin bir atomu denk gelmiş olsa da bir sürü elementin belki sayısı belki trilyonlar değil matematik rakamlarına sığmayan sayıda atomun bu sayıda tesadüfle oluşması nasıl mümkün olabilir? Yine imkansız da olsa yığın yığın karışık atomlar nasıl olur da düzenli ve kuralları olan gezegenleri oluşturur? veya insanın evriminde ilkel ortamda kendisine hiç faydası olmayan hatta zararı olan vücut kıllarının neden döküldüğü, sıcak bölgede yaşayanlara avantajsa soğuktakilerde neden oldu? İnsanların parmak izleri ve göz retina yapıları neden her insanda farklıdır? Arı ve örümcek gibi hayvanlar, insandan daha akıllı olmadıklarına göre ağ örme, petek ve bal yapma gibi üstün zeka ürünü şeyleri yapmayı nasıl öğrendi veya bu gibi hayvanlar neden doğuştan bu becerilere sahiptir? gibi sorulara sorulara tatminkar cevaplar verilemez.
Allah evreni bigbang denen büyük patlama sonucu yoktan yaratıp galaksi ve gezegenlerin, güneşin ve dünyanın gelişimini zamanla yavaş yavaş belki sebepleri yönlendirerek meydana getirmiştir. Fakat bu durum canlıların gelişiminde böyle olmamıştır. Kainat ve dünya canlıların yaşayacağı uygun bir hale geldikten sonra canlılar bugünkü şekilleri ile tam bir varlık olarak yaratılmışlardır. Bütün canlıların bir anda aynı zamanda mı yaratıldığı tek tek veya grup grup mu yaratıldığı araştırmalar sonucu ortaya çıkabilir de çıkmayabilir de. Fakat burada önemli olan canlıların evrimle değil bir defada bütün olarak yaratılmış olmasıdır. Gerçi Allah, bu yaratmayı sebep sonuç ilişkilerine göre de yaratabilirdi. Ama öyle olmamıştır. Kurandaki ayetler ve ilmi araştırmalar canlıların bir bütün olarak, tam şekilleri ile yaratıldığını göstermektedir.

Canlıların kökenine materyalist bir ön yargı ile bakmayan insanlar ise, şu açık gerçeği göreceklerdir: Tüm canlılar, üstün bir güç, bilgi ve akla sahip olan bir Yaratıcının eseridirler. Yaratıcı, tüm evreni yoktan var eden, en kusursuz biçimde düzenleyen ve tüm canlıları yaratıp şekillendiren sonsuz güç ve ilim sahibi Allah’tır.

Reklam