Bitmeyen Tartışma : İslam, Kapitalizm ve Sosyalizm

İslam ile kapitalizm veya sosyalizm arasındaki ilişki sürekli irdelenmiştir. Acaba İslam, kapitalizm midir, sosyalizm midir ya da bu görüşlerden hangisini ifade eder, hangisiyle bağdaşır? gibi sorular sürekli tartışılmaktadır.

Öncelikle şunu ifade etmek gerekir ki, İslam bir dindir. İslam dini son semavi din olarak insan hayatını bütünüyle ele alan bir dindir. Hem bireysel hem toplumsal hem dünya hem ahiret hem ibadet inanç, ahlak hem ticaret, ekonomi alanlarında, kısacası hayatın her yönüyle ilgili hükümleri vardır.

Dünya hayatı, maddi hayat anlamında ekonomi üzerine kurulmuştur. Sanayi ve teknolojinin gelişmesinden sonra ekonomik hayat, insanın ve toplumun diğer bütün yönlerini kapsayan ve yönlendiren bir nitelik kazanmıştır. Bu açıdan ekonomik olarak yeterli seviyede olmamak bireysel, toplumsal ve ülkeler arası dengeler gibi alanlarda sıkıntılara ve yıkımlara sebep olmaktadır. Bu açıdan İslamın diğer bütün alanları nasıl iyice anlaşılmaya ve hayatta uygulanmaya çalışılıyorsa ekonomi hükümlerinin de anlaşılması ve uygulanmaya çalışılması fert, toplum ve İslam ülkeleri hatta bütün insanlık açısından çok önemlidir.

Dünyada var olan ekonomi modelleri, ekonomi faaliyetlerinin genişlediği sanayileşme sonrası dönemler olarak düşünürsek temelde iki yaklaşım olduğu söylenebilir. Bunlar kapitalizm veya liberalizm ile sosyalizm veya komünizm kavramlarıyla ifade edilen sistemlerdir. Bunlardan içerdiği tanım gereği sosyalizm, kapitalizmden sonra ortaya çıkan bir yaklaşımdır. Fakat Sovyetlerin dağılmasından sonra dünyada büyük ölçüde rağbetini yitirmiştir. Onun, toplumun azınlık bir kesimi tarafından kabul görmesi aslında kapitalizmin bir takım sorunlarının olmasından kaynaklanır. Bazı sorunları olduğu iddia edilse de kapitalizm dünyanın büyük kısmında kabul görüp ülkelerin ekonomik hayatına yön veren bir sistem olmuştur. İslam ekonomi modeli ifade edilirken bu iki sistemle karşılaştırılması, anlaşılmasını ve pratiğe aktarılmasını kolaylaştırılacaktır. Şunu da belirtmek gerekir ki bu bahsi geçen dünya görüşleri temelde ekonomi faaliyetlerini esas alır. İslam ise hayatı bütün yönleriyle ele alan külli bir sistemdir. Diğer alanlar yanında ekonomi ile ilgili nasları da mevcuttur.

Ekonomi bilimi, en genel anlamda insanların üretim ve tüketim ilişkilerini düzenleyen bir bilimdir. Bütün ekonomi sistemlerinin temel amacı, üretimi(maddi ve hizmet anlamında) çoğaltmak ve bunu(yani refahı) toplumun genelinin kullanımına sunmaktır. Böylece insanların refah seviyeleri dolayısıyla da mutluluğu artacaktır. Bu tanımda sorun veya anlaşmazlık yoktur. Sorun veya farklı görüşler bu amaca nasıl ulaşılacağı noktasındadır. Bütün kavga hangi yöntemlerin en iyi sonucu vereceği noktasındaki fikir ayrılıklarıdır.

Kapitalizm ve sosyalizm üretimde tutulacak yöntemler noktasında ayrılsa da nihai hedef olarak aynı tarafta yer alırlar. Yani her iki anlayış da insanın mutluluğunu refah seviyesine, maddi ihtiyaçların karşılanma miktarına ve kalitesine göre değerlendirir. İslam ise metotlarda kısmi benzerlik ya da farklılıklar olsa da esas fark insanın mutluluğu anlayışındaki ayrışmadır. Bu, insanın dünyadaki varlık amacıyla ilgilidir. İslam, dünyayı fani ve ahiret yurdunu, Allah’ın sevgisini kazanmada bir araç olarak görür. Ancak bu amaca hizmet etmesi bakımından kıymeti olabilir. Yani insanın esas amacı mutluluğunun ölçüsü maddi anlamda dünya değildir. Esas olan metafizik alem ve maneviyattır. Diğer iki anlayış ise sosyalizmde doğrudan, açıkça; kapitalizmde ise fiili olarak ifade edilmese de dine karşı olma, inançsızlık esastır. Bu yüzden hayatı ve mutluluğu sadece dünya olarak görürler ve bu anlayış ekonomi prensiplerine de yön verir.

Kapitalizmin Esasları : İnsan birey olarak mutlak anlamda hürdür. Ekonomi prensipleri de bu anlayışa göre düzenlenmiştir. Kişisel kazanç, özel mülkiyet, teşebbüs hürriyeti esastır. Ekonomik faaliyetlerde sınırlamalar olmamalıdır. Bu, kapitalizmin temeli olan serbest piyasa ekonomisi denen kavramdır. Bireyler, kişisel kazanç için üretim becerilerini en iyi şekilde ve isteyerek kullanacak; insandaki bu şahsi kazanç hırsı rekabeti, dolayısıyla verimliliği getirecek ve bu anlayış sürekli yenileşmeyi ve hızlı gelişmeyi tetikleyecektir. Bu ekonomi anlayışının temel hatası verimlilik ve gelişme adına şahsi kazanç hırsını dizginlemeyip hatta önünü açmak olmuştur. İmtihanın bir sırrı olarak kötü ahlak özellikleri olan hırs ve bencilliğin esas alınması, üretim araçlarını elinde bulunduranların(patron, burjuva) asıl üretimi yapan işçilerin emeklerini sömürmesi yolunu açmıştır. Sosyalizm düşüncesi de tam bu noktada ortaya çıkar: Sınırsız ve koşulsuz kazanç ve buna ulaşmada yani ekonomik faaliyetlerdeki alabildiğine özgürlük fikrinin üretimi yapan esas kesimin mağduriyetine sebep olmasından dolayı bunların tam tersi ekonomi prensiplerini ortaya koyar.
Para, emeğin, birikimin karşılığı olan değişim aracıdır. Sermaye, insan gücünü harekete geçirecek bir araçtır. Maddi üretimler gibi para da satılabilir. Yani faiz kavramı vardır.

Sosyalizmin Esasları : İnsanı mutlak anlamda hür olarak kabul etmez. İnsan, ekonomik faaliyetlerde istediği gibi hareket edemez. Çünkü insan bencildir ve şahsi hırsı başkalarına zarar verir. Bu anlamda istediği gibi ekonomik faaliyet yapıp kazanç sağlayamaz. Serbest piyasa kavramı yoktur. Üretim araçları özel kişilere verilemez. Sömürünün temel sebebi olarak bunu gördüğünden üretim araçları toplum adına devlete aittir. Üretim herkese aşağı yukarı eşit dağıtılacaktır. Gelişme rekabete dayalı değil insanların ilgi ve becerilerine göre eğitilerek çalıştırılması sonucu ortaya çıkacaktır. Rekabet yok ortaklaşa(komün) çalışma esası vardır. Şahsi ticaret ve faiz yasaktır. Para değişim aracı ve emeğin ifadesidir. Kar için satılamaz. Yani sömürü aracı olamaz.
Sosyalizmin üretim alanındaki temel hatası bireysel kazancı yasaklaması yani rekabeti, ticareti yasaklaması sonucu gelişmeyi engellemesi, yeteneklerin gelişmesini köreltmesi sonucu kapitalist toplumlardan geri kalması, farklı yetenek ve iş gücünü aynı kefeye koyarak bireysel çalışma azmini kırması ve böylece verimliliği düşürmesi olmuştur. Yani bu anlayış emeğinin karşılığını alamayıp haksızlığa uğrayan işçi kesiminin adalet duygusundan doğmuş, kötü ahlak özelliği olan haset(kıskançlık) tarafından beslenmiştir.

İslam Ekonomisinin Esasları : İnsan mutlak anlamda hür değildir. Mutlak güç ve her şeyin sahibi Allah’tır. "O Allah ki, göklerin ve yerin mülkü O’nundur." (Furkan, 2) Dolayısıyla insan, diğer alanlarda olduğu gibi ekonomiyle ilgili faaliyetlerinde de Allah’ın koyduğu sınırlara uymak zorundadır.
Kendisine mahsus anlamda olmak üzere kapitalizmdekine benzer üretim ve tüketim araçlarında özel mülkiyet vardır. "De ki, ey mülkün sahibi Allah'ım! Mülkü dilediğine verir, istediğinden de onu geri alırsın..." (Âl-i İmrân, 3/26) (miras hakkı ve zekat emri de bunun göstergesidir.) Kişisel kazanç, teşebbüs hürriyeti, bireysel kazanç yani bir anlamda serbest piyasa ekonomisi vardır. Rekabet kavramı olsa da kapitalist anlayıştaki rekabetten ziyade insaflı rekabet veya yardımlaşma esasına dayalı gelişme veya tatlı rekabet denebilecek olumlu bir zihniyet vardır. Çünkü mümin müminin kardeşidir. Hedef gelişme ve ilerleme olsa da mümin kardeşinin batmasını, iflasını desteklemek yerine olabildiğince yardımcı olma anlayışı vardır. Çünkü müminin dünyadaki esas amacı Allah’ın memnuniyetini kazanmaktır.
Böylece sosyalizm düşüncesini ortaya çıkaran bencil ve sınırsız kazanma bir anlamda sadece ben önemliyim zihniyetinin getirdiği işçi sınıfının sömürülmesi temelden önlenmiş olur. Esas kazanç emeğe dayalıdır. "İnsan için çalışmasından başka bir şey yoktur ve çalışmasının karşılığı verilecektir." (Necm 53/39-40) Yani ancak üretim yapan insan, başkalarının üretimlerini tüketme hakkı kazanır. Dolayısıyla paradan para kazanma yolu olan, üretmeden tüketme hakkı elde etme yolu olan faiz yasaktır.
Ayrıca rekabeti ve ticareti engelleyerek gelişmeyi yavaşlatan sosyalizm düşüncesinin hatası yoktur. İnsaflı ve hilesiz olacak şekilde ticaret serbesttir. “Allah, alış-verişi(ticareti) helal, faizi haram kıldı.” (Bakara, 275) “Eğer fâizi terketmezseniz, Allah ve Resulü tarafından size savaş açıldığını biliniz." (Bakara, 279) İnsanların emekleri eşit değildir. "Rabbinin rahmetini onlar mı bölüştürüyorlar? Dünya hayatında onların geçimliklerini aralarında biz taksim ettik. Birbirlerine iş gördürmeleri için onlardan kimisini kimisine derecelerle üstün kıldık." (Zuhruf 43/32) "Sizi yeryüzünün halifeleri yapan, verdiği şeylerde sizi denemek için kiminizi kiminizden derecelerle üstün kılan O'dur." (Enam 6/165)
Allah insanları farklı yeteneklerle yaratmıştır. Ayrıca kader ve irade kavramlarından dolayı İslamda ekonomi alanında mutlak eşitlik yoktur. İşe veya beceriye göre ücret serbest piyasa şartlarında karşılıklı rızayla oluşur. Böylece sosyalizmdeki çalışma azminin kırılmasına sebep olan olumsuzluklar ortadan kalkmış olur.
Kapitalizmdeki, kaynaklar sınırlı, ihtiyaçlar sınırsız düşüncesinin sebep olduğu bireyci, doymak bilmeyen menfaatçilik sömürgeleştirme düşüncesi esastan çözülmüştür. Çünkü İslami anlayışa göre, insanın dünyadaki temel ihtiyaçları sınırlıdır. “Yine sana neyi nafaka olarak vereceklerini soruyorlar. De ki: "İhtiyacınızdan geri kalanı verin!" Allah âyetleri size böyle açıklar, tâ ki düşünesiniz.” (Bakara, 219) Sınırsız olan, arzu ve hevesleridir. Kaynaklar ise adil dağıtıldığında bütün insanların ihtiyacını karşılayacak miktarda olduğu için kavga sebebi olamaz.

Bu temel prensiplere bakarak İslam’ın ekonomi anlayışı aslında kapitalizm ve sosyalizmin olumlu gibi görünen özelliklerini bir araya getirmiş bir sistem gibi görünse de yukarıda da ifade edildiği gibi esas fark zihniyette ortaya çıkar ve Müslüman insan zihniyeti ekonomik faaliyetlerin çerçevesini belirler. Ayrıca İslamiyet bu sistemlerden fikir almıştır denemez. Çünkü bu sistemlere İslam’a kıyasla çok yakın bir zamanda(genel anlamda sanayileşmeyle) 16.-17.yy.lardan sonra belirginleşmeye başlamıştır. İslam ise bunlardan yaklaşık 1000 sene önce ortaya çıkmıştır. Belki bu iki sistem İslam’ın belli prensiplerini alıp haberi olmasa da tespit edip kendisince yorumlamış ve hayat gerçeğinin bir parçasını yakalamışlardır, denebilir. Bu yüzden hayatın ekonomi gerçeğini tam olarak kavrayamamışlar, bir kısmını ifade edebilmişlerdir. Hayatı bütünüyle ve doğru kavrayan prensipleri İslam ortaya koymuştur.

Bu bağlamda İslam ekonomisini özel mülkiyet, teşebbüs hürriyeti, serbest ticaret gibi unsurlardan dolayı sosyalistler kapitalizme yakın olarak görürken kapitalist anlayış da faizin yasak oluşu, mutlak hürriyetin farklı yorumu, sınırsız kar için her şeyin meşru olmayışı gibi unsurlardan dolayı da İslamı sosyalizm olarak görür. Demek ki İslam ne kapitalizm ne sosyalizmdir. Bunlardan farklı kendine mahsus bir anlayıştır.

Yukarıdaki genel zihniyet ve prensiplerin yanında İslam ekonomisini belirleyen kavramlar veya esaslar şunlardır: Faiz yasağı, zekat emri, israf yasağı, hayır ve infak kavramları, tekelleşmeye karşı olma, ticarette serbestiyet İslam ekonomisinin temel prensipleridir.
Serbest çalışma, ticaret sonucu farklı kazançlar ve gelişmeye açık oluş, faiz yasağı(faiz yerine kar ortaklığı ve sonucunda toplumsal dayanışmayı sağlama), zekat emri "Ve namazı kılınız, zekatı da veriniz."(Bakara, 43), israf yasağı “İsrafta bulunmayınız. Şüphe yok ki Allahu Teala israf edenleri sevmez.” (Enam, 141) ve hayır, infak kavramları "Sevdiğiniz şeylerden infak etmedikçe iyiliğe nail olamazsınız." (Al-i İmran, 92), tekelleşme yasağı toplumun üretiminin yine topluma adaletli dağıtılarak sömürünün engellenmesi İslam ekonomisinin temelini oluşturur.

Kısaca belirtmek gerekirse, İslam, bir yandan şahsi mülkiyet, teşebbüs hürriyeti, serbest ticaret anlayışı ile gelişmeyi sağlayan temel dinamiği yakalamış (kapitalizmdeki gibi), diğer yandan faiz yasağı ve zekat, infak emri ile toplumda üretilen refahın topluma adaletli dağıtılması gerektiğini (sosyalizmdeki toplumcu düşünceye yakın bir tutum) ifade etmiş olmaktadır.
Kapitalizm İslamın bu iki temel dinamiğinden birini, sosyalizm diğerini esas alıp ileriye götürmüş ama hayatın tek yönünü değerlendirdikleri için insanlığa gerçek kurtuluş reçetelerini sunamamışlardır. Evet, Kur'an-ı Kerim'in şu mucizesine bakın ki normalde sayfalarca hatta ciltler dolusu yazıyla ortaya konulmaya çalışılan ekonomi sistemi, kazancın emeğe dayalı olması, özel mülkiyetin varlığı, ticaretin serbest, faiz ve israfın yasak oluşu, zekat ve infakın farz oluşu gibi birkaç kavramla, birkaç cümleyle çok veciz ve beliğ bir şekilde ifade edilmiştir. Artık detaylar, bu prensiplere uygun olarak zamana ve şartlara göre insan aklı sayesinde ortaya konulacaktır. İnsan aklı sayesinde enflasyonun hırsızlık anlamına geldiğini görecek, faizin bir sonuç değil enflasyonun sebebi olduğunu anlayacak, doğru kur seviyesinin ekonominin temeli olduğunu bilip doğru seviyenin dış ticaretin dengelendiği bir seviye olduğunu anlayıp sermaye hareketlerinin yani suni kur hareketlerinin ekonomileri çökertecek(krizin esas sebebi) bir tezgah olduğunu fark edip devletçe önlemini alacak, gelir dağılımı adaletini sağlamak için az kazanandan az, çok kazanandan çok vergi alması gerektiğini ve halka temel ihtiyaçların ücretsiz sunulması gerektiğini idrak edecek, para basma faktörünü doğru kullanarak herkese iş sağlanabileceğini bulacak, devletin borç almasına gerek olmadan sadece vergilerle işlerini görebileceğini keşfedecek, faizle borçlanmayıp üreticiye faizsiz proje kredileri vererek faiz illetinden kurtulabileceğini tespit edecek ve dünyanın kanını sömürerek semiren kapitalist ülkelere ekonomik olarak ancak devletin planlı hareketiyle, katkısı ve desteğiyle kurulacak büyük markalar sayesinde yetişilebileceğini anlayacak ve buna göre hareket edecektir.

Toplumun ekonomik faaliyetlerindeki kurallar, bu iki emir doğrultusunda ihtiyaçlara göre tespit edilecektir. Mesela, devlet serbest ticaret ve rekabet ortamını sağlayacak, işçi ve işveren arasındaki ilişkileri belirleyecek, alt gelir gruplarına temel ihtiyaçları (barınma, eğitim, sağlık, su, elektrik gibi) olabildiğince ücretsiz sağlayacak, alt gelir gruplarında vergi almayarak, zenginlik ve lüks tüketimden fazla vergi alarak sosyal adaleti sağlamaya çalışacaktır. Fakat burada ortaya çıkacak adalet, sosyalizmdeki gibi mutlak anlamda bir eşitlik değildir. Çünkü insanlar doğuştan eşit yaratılmazlar. Aile, çevre, sağlık, beceri gibi farklar ve çalışma veya tembellik seçimi gibi irade sonucu ortaya çıkan farklı tutumlar ve nihayet imtihan sırrı meselesinden dolayı bireyler arasında mutlak anlamda eşitlik fıtrata aykırı bir durumdur. Fakat her çalışanın mutlaka temel ihtiyaçlarını insanca karşılayabilecek prensiplerin belirlenmesi adaletin gereğidir. Fazlası Allah'ın takdirine, hikmetine, lütfuna, imtihan sırrına bağlıdır.

Reklam