Dindar Atatürk

Mustafa Kemal Atatürk, askeri ve siyasi kişiliğinin yanı sıra, ahlakı ve İslam dinine verdiği önemle de Müslüman Türk Milleti önünde güzel bir örnek olmuştur. Ancak bazı materyalist çevrelerce Atamızın dine olan yakınlığı çarpıtılmış ve tam tersi, din karşıtı olarak gösterilmeye çalışılmıştır. Hatta bu çevreler öyle ileri gitmişlerdir ki, Atatürkçü bir kişinin asla dindar olamayacağı gibi çarpık bir mantığı topluma yıllarca telkin etmişlerdir. Aslında kendi ateist fikirlerini meşrulaştırmak için bunu Atatürk’e mal ederek taraflar oluşturmaya çalışmış ve Atamızın çok önem verdiği milli birliği yıllarca zedelemişlerdir. Ancak bu çarpık telkin günümüzde etkisini kaybetmiştir. Atatürk’ü yakından tanıyan kişilerin aktardığı bilgiler ve hayatını anlatan güvenilir kaynaklar, Atamızın değil din karşıtı olmak, İslam ahlakıyla ahlaklanmış, derin iman sahibi gerçek bir Müslüman olduğunu gösterir bizlere. Atatürk, Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşünü hazırlayan sebeplerden biri olarak gördüğü İslami deformasyonu ve bunun doğurduğu olumsuz sonuçları bir konuşmasında şöyle dile getirmiştir: 'İslam oldukları halde, bozulmaya, yoksulluğa, gerilemeye maruz kaldılar; geçmişin batıl alışkanlık ve inançlarıyla İslamiyet'i karıştırdıkları ve bu suretle gerçek İslamiyet'ten uzaklaştıkları için, kendilerini düşmanlarının esiri yaptılar. Gerçek İslam'ın çok yüce, çok kıymetli gerçeklerini olduğu gibi almamakta inatçı bulundular. İşte gerilememizin belli başlı sebeplerini bu nokta teşkil ediyor... (1) Bu nedenledir ki Atatürk, necip Türk Milleti’nin İslam dinine kuvvetle sarılması için bütün imkanlarını seferber etmiştir. Türkler, dinlerinin ne olduğunu bilmiyorlar. Bunun için Kuran, Türkçe olmalıdır (2) diyerek,  'Kitab-ı Ekmel' yani (En Mükemmel Kitap) (3) dediği Kur’an-ı Kerim’i Türkçeleştirmek için Elmalılı Hamdi Yazır’ı görevlendirmiştir. Atatürk, Dolmabahçe Sarayı ve Çankaya Köşkü’ne hafızlar çağırarak sık sık Kuran okutmuş, ayetler üzerinde sohbetler etmiş ve Kuran ahlakını her zaman kendi tavırlarıyla ve çeşitli vesilelerle yaptığı konuşmaları ile insanlara tebliğ etmiştir. Atatürk, Peygamber efendimizin üstün ahlakını da kendisine örnek almış ve onun çok güçlü bir imana sahip son Peygamber olduğunu her fırsatta dile getirmiştir.'O'nun hak peygamber olduğundan şüphe edenler, şu haritaya baksınlar ve Bedir destanını okusunlar.Hz. Muhammed (sav)'in bir avuç imanlı Müslümanla mahşer gibi kalabalık ve alabildiğine zengin Kureyş ordusuna karşı Bedir'de kazandığı zafer, fani insanların karı değildir; O'nun peygamber olduğunun en kuvvetli işareti işte bu savaştır. (4)“Peygamber (sav)'e çok hürmet ederdi. Peygamber (sav)'in çok sağlıklı bir muhakemeye vakıf olduğuna kaniydi. Bir gece Hz. Peygamber (sav)'in askeri dehasından bahsediyordu...Onun dine, fikre karşı saygılı bir kişiliği vardı. Kuran'a çok hürmeti vardı. Yanında üç hafız vardı; Hafız Yaşar, Hafız Hüseyin ve Hafız Mehmet. Ben o hafızları onun yanında, Çankaya'da tanıdım. Saygıyla dinlerdi. Onun karşı olduğu, yobazlardı.” Vasfi Rıza Zobu’nun Atatürk’le ilgili bu sözleri de, materyalistlerin din karşıtı olarak göstermek istedikleri Atamızın, aslında sadece dine zarar veren yobazlara karşı olduğunun açık bir delilidir.Aynı materyalist iddialara Sabiha Gökçen (Manevi Kızı)’in verdiği cevap ise şöyledir:Bir sabah, Ata'nın elini öpmek üzere yanına girdim. İşleri ile meşguldu. Bir süre ayakta bekledim, birden derin bir iç geçirdi ve 'Allah' dedi. (O bunu sık sık tekrarlardı.)Atatürk hakkında evvelce çok şeyler duymuştum, bu tesirle olacak, bir hayli şaşırdım. O'nun ağzından Allah kelimesini duymak beni şaşırtmış ve heyecanlandırmıştı. Ata'nın yüzüne şaşkın bir şekilde bakmış olacağım ki; 'Sen dindar mısın?' diye sordu. Ben de ailemden aldığım din terbiyesiyle 'Evet, dindarım' dedim ve bu cevabımı nasıl karşılayacağını anlamak için ürkek ürkek yüzüne baktım. Cevabım hoşuna gitmişti. 'Çok iyi… Allah büyük bir kuvvettir. O'na daima inanmak lazımdır.' dedi ve bu konuda uzun uzun izahat verdi. Ben de o zaman anladım ki, Atatürk hakkında söylenenlerin aslı yoktur ve Ata bütün söylenenlerin hilafına dindar bir insandır. (5)Atamızın dindar kişiliği, Büyük Millet Meclisi’nin açılışından iki gün önce tüm Türkiye’ye yolladığı, kendi kaleminden yazılmış beş maddelik bildirgede de açıkça görülmektedir: 1. Allah'ın yardımıyla 23 Nisan Cuma günü, Cuma namazından sonra Ankara'da Büyük Millet Meclisi açılacaktır. 2. Vatanın bağımsızlığı, yüksek halifelik ve saltanat makamının kurtarılması gibi çok önemli vazifeleri olan Meclisin açılış gününü, Cumaya tesadüf ettirmekten maksat, o günün kutsallığından faydalanmak ve açılmadan önce sayın milletvekilleriyle Hacı Bayram Camii'nde Cuma namazı kılmak, Kuran ve namazın nurlarından faydalanmaktır. Namazdan sonra Peygamberimiz (sav)'in sakalı ve sancağı el üstünde olduğu halde Meclis binasına gidilecektir. Camiden buraya kadar olan merasim için Kolordu Komutanlığı'nca özel olarak askeri tertibat alınacaktır.3. O günün kutsallığını güçlendirmek için bugünden başlayarak valiliklerde, vali beyefendinin düzenlemesiyle hatim indirilecek, muhayiri şerif okunacaktır. Hatmin son kısımları Cuma namazından sonra Meclis binası önünde tamamlanacaktır.4. Kutsal ve yaralı vatanımızın her köşesinde aynı biçimde bugünden başlanarak muhari ve hatm-i şerif okutularak Cuma günü ezandan önce selavat verilecek ve hutbede halife padişahımızın adı söylenirken, padişahımızın ve topraklarımızın bir an önce kurtuluşu ve mutluluğa erişmesi için dua edilecektir. Cuma namazı kılındıktan sonra hatim duası yapılarak yüce halifelik ve saltanat makamının ve bütün yurdun kurtulması uğrundaki milli çalışmaların kutsallığı ve milletin her bireyinin kendi temsilcilerinden oluşan Büyük Millet Meclisi'nin vereceği vatan görevlerini yerine getirmesine ilişkin vaazlar verilecektir. Sonunda halife ve padişahımızın, din ve devletimizin, vatan ve milletimizin kurtuluşu, mutluluğu ve bağımsızlığı için dua edilecektir.Bu dini ve vatani törenin arkasından camilerden çıkıldıktan sonra bütün yurtta hükümet konaklarına gelinerek Meclisin açılmasından dolayı kutlama yapılacaktır. Her tarafta Cuma namazından önce Mevlid-i Şerif okunacaktır.5. Yüce Allah'tan tam başarı dileriz."Meclisin açılışını müteakip Türkiye’nin pek çok ilinde yaptığı konuşmalarında da, Atamızın dinine olan bağlılığına şahit oluruz. 7 Şubat 1923 tarihinde Balıkesir Zağanos Paşa Camii'nde verdiği hutbesinde:“Ey Millet! Allah birdir. Şanı büyüktür. Allah'ın selameti, atıfeti ve hayrı üzerinize olsun. Peygamberimiz Efendimiz Hazretleri, Cenab-ı Hak tarafından insanlara dini hakikatleri tebliğe, memur ve Resul olmuştur. Koyduğu esas kanunlar cümlemizce malumdur ki, Kuran-ı Azimüşşan'daki ayetlerdir. İnsanlara feyz ruhunu vermiş olan dinimiz son dindir. Ekmel dindir. Çünkü dinimiz akla, mantığa, hakikate uymamış olsaydı, bununla diğer İlahi ve tabii kanunlar arasında aykırılıklar olması gerekirdi. Çünkü bütün İlahi kanunları yapan Cenab-ı Hak'tır” diyerek, sahip olduğu imani olgunluğu ve derin Allah sevgisini bir kez daha ispat etmiştir.Bütün bu gerçekleri görmezden gelip, Atamızın Darwinist, materyalist felsefeleri savunduğunu iddia edenler, iman edenleri düşük akıllı gördükleri için, Ulu Önder Atatürk’ün de imanlı bir kişi olmasını hazmedememiş, necip Türk Milleti’ni aşağı ırk gören zihniyetin fikirlerini Atatürk’e mal etmeye çalışmışlardır. (6) Oysa unutmamaları gereken bir gerçek vardır ki, Atamız, Türk milletini ve İslam dinini her zaman yüceltmiş, Darwinist zihniyetin bir köpekten daha eğlenceli olduğunu düşündüğü kadınlara da layık olduğu değeri vermiştir. (7) Ve (yine) kendilerine: "İnsanların iman ettiği gibi siz de iman edin" denildiğinde: "Düşük akıllıların iman ettiği gibi mi iman edelim?" derler. Bilin ki, gerçekten asıl düşük-akıllılar kendileridir; ama bilmezler. (Bakara Suresi -13) (1) Sadi Borak, Atatürk ve Din, s.36 -37 ( Rönesans, aralık 1991, s. 61)(2) Osman Ergin, Türk Maarif Tarihi 1–5, 1977 (A. Gürtaş, s.41)(3)  Prof. Enver Ziya Karal, Atatürk'ten Düşünceler, İş Bankası Yayınları,1969 (A. Gürtaş, s. 39)(4)  Hakikati Tasvir, “Ş.Günaltay’ın Anıları” (A. Gürtaş, s. 26)(5)  54 S. Arif Terzioğlu, Yazılmayan Yönleriyle Atatürk, s. 88, 89(6)  Francis Darwin, The Life and Letters of Charles Darwin, Vol. I, 1888. New York: D. Appleton and Company, s. 285-286(7) Charies Darwin, The Autobiography of Charles Darwin 1809-1882 (Ed. by Nora Barlow), New York: W. W. Norton & Company, Inc., 1958, 232-233

Reklam