GÜNAHLAR KARŞISINDA MÜMİN

GÜNAHLAR KARŞISINDA MÜMİN

İnsan, isteyerek veya istemeyerek bir günah işleyebilir. Hatta bir adım daha ileri giderek, daha büyük günahlara bulaşmış olabilir. Hatta pişman olduğu halde bu tür günahları birkaç defa daha işlemiş olabilir. Bu noktada şeytan tekrar devreye girip o insana şunları söylettirebilir: “Ben bittim. İflah olmam artık. Allah beni affetmez. Ben dünyanın en rezil insanıyım. Olan oldu, boş ver gitsin.”
Aslında bu ifadeler şeytanın öldürücü darbelerinin en büyüğüdür. Ümitsizlik vermek onun en sinsi silahıdır. Onun en sevmediği şeylerden biri de kulun günah işledikten sonra tövbe edip Rabbi'ne yönelmesidir. Tövbe, günahlar karşısında bir yenileme ve iç onarımdır. Tövbeyle Rabbimizin gazabından lütfuna, hesabından rahmet ve inayetine sığınırız.
Efendimiz bir hadislerinde şöyle buyuruyor: "Allah kulunun tövbesinden sonsuz derecede memnun olur, sevinç duyar. Şöyle ki, bir insan çölde yolculuk yapıyor. Bütün azığı, eşyası ve suyu üzerinde olan devesi onu bırakıp kaçıyor. Adam sağa-sola koşuşup devesini arıyor; fakat sonunda yorgun ve ümitsiz bir halde bir ağacın altında uyuya kalıyor. Gözlerini açtığında bir de ne görsün; devesi, üzerindeki eşyasıyla beraber başucunda durmaktadır. Adam sevincinden öyle hale geliyor ki, Cenab-ı Hakk'a şükrederken yanlışlıkla, 'Ben Senin rabbin, Sen de benim kulumsun' diyor. İşte tövbe eden kulu karşısında Rabbimizin ferah ve sevinci bu adamınkinden daha fazladır." (Buhari, Daavat 4)
Günahlarda ısrarcı olmadan onu hemen temizleme önemlidir. Günahlardan duyulan pişmanlık, aslında tövbenin kendisidir. Bu konuda "Günahından tövbe eden hiç günah işlememiş gibi olur" mealindeki Allah Resulü'nün müjdesi içimizi aydınlatıyor. (İbn Mace, Zühd 30)
Günahlar, tövbe ve istiğfarla temizlenmelidir. Her günahta küfre giden bir yol vardır. Her şeyden önce günah, kulun Cenab-ı Hakk'ın inayet atmosferinden dışarı çıkması ve İlahî teminatı reddetmesi demektir. Ayrıca kul, günah işlemekle şeytana tam hedef olmuş sayılır; günahlar arttıkça da Allah'ın himaye ve koruması azalır.
Günah, bir pas, bir leke ve bir kirdir; öyle ki, hadisin ifadesiyle, üst üste biriken lekeler, derhal tövbe ve istiğfarla temizlenmezse, kalbî hayatımızla Rabbimizin bize bakışı arasına girip, O'ndan gelen tecellileri keser, rahmet esintilerini perdeler ve bizi inayetten mahrum bırakır. Himayesiz kalan bir kalp ise, neticede şeytanın küfürle vurabileceği bir hale bürünmüş olur.
Kendini mahcup edecek bir günah işleyen insan, kimsenin bu günahı görmesini istemez. Ama Allah'ın ve meleklerin onun yaptıklarını gördüklerinin de farkındadır. Onun hep bu zayıf anını kollayan şeytan, bu esnada ona, "Keşke şu günahımı gören olmasaydı, belki de yoktur; ya da keşke şu şey, günah olmasaydı, belki de değildir." dedirtir.
Esasen günah, ısrar edildiği, zararsız bilindiği, tövbe ve istiğfar ile de temizlenmediği zaman günah olur. Çünkü böylece dolaylı yoldan küfre girilip, Allah’ın emir ve yasağı inkar edilmiş ve şuurlu olarak helalmiş gibi sürekli yapılır hale gelmiş olur. Yoksa kendisinde ısrar edilmediği, zararı bilinip korkulduğu, tövbe, istiğfar ve samimi bir pişmanlıkla terk edildiği zaman ise, inşallah affa mazhar olacaktır. Dağlar büyüklüğünde de olsa, Allah'ın affetmeyeceği günah yoktur. İslam ümitsizlik değil ümit dinidir.
"Ey çok günah işleyerek kendi öz canlarına kötülük etmede ileri giden kullarım! Allah'ın rah­me­tin­den ü-mi-­di­-ni­-zi kes­me­yi­niz. Allah, bü-tün gü-nah-la-rı aff eder. Çünkü O, gafur ve rahimdir. " (Zümer, 39/53)

Reklam