Skip to main content

Allah'a çağıran, iyi işler yapan ve ben Allah'a teslim olmuş müslümanlardanım diyenden daha güzel sözlü kim vardır. (Fussilet 33)

Kullanıcı girişi

Gezinti

Kimler yeni

  • sabahat tuncer
  • carmenpanzeri
  • ruzimahşer
  • celikderma
  • zeki18

Bu dünyaya çıplak geldik, çıplak gideceğiz. ( Cervantes)

Kimler çevrimiçi

Şu an 0 users ve 2 misafir ziyaretçi çevrimiçi.

Hayat Kitabı Kuran: Gerekçeli Meal - Tefsir Mustafa İslamoğu

July 26, 2008 tarafından ihy

   

 
Yazan: Fatih Okumuş
Kaynak: Kur'ani Hayat Dergisi, 1. Sayı

Mustafa İslamoğlu’nun, 6.000 dipnot içeren meal-tefsiri çıktı.
Kitab’ı anlamak, onu hayatlarına hayat kılmak, hayatlarını Kur’an’la anlamlandırmak isteyenler için…

Elhamdülillah… Hasretle beklediğimiz, özlediğimiz, gözlediğimiz ve inşaAllah okuru olmayı hak edeceğimiz mealimiz çıktı. İkra emrine masadak bir metn- i metînle karşı karşıyayız. Mustafa İslamoğlu Hoca’nın ömrünü vakfettiği, Hilal Televizyonu’nun yeryüzünün dört bucağındaki Kur’an talebelerine ulaştırdığı çalışması Hayat Kitabı Kur’an: Meal-Tefsirin nihayet duvağı açıldı. Ümmete kutlu olsun!
 

Bizim okuyuşumuza göre İslamoğlu mealinin istinat ettiği en önemli asıl: parçacı değil bütüncü, dağıtıcı değil toparlayıcı özelliğidir. Bu, İslam’ın temel prensibi tevhidin Kur’an okumaya tatbiki ve müellifin icma’-ı ‘ulûmi’d-din tezinin de uygulamasıdır.

Müellif her ayeti bütün bir Kur’an’ın ışığında; ama bütün bir Kur’an’ı da tek ayet gibi okumaya çalışmıştır. Bunu her yerde başarmış olmak iddiası büyüktür; fakat bundan daha önemlisi, böyle bütüncül bir tasavvura ve usûle sahip olmaktır. Ameller niyetlere göre, eserler usûllerine göre değer kazanırlar.

İkinci asıl adalet prensibidir. Meal rivayet ile dirâyetin, aklı işletmek ile vahye tabi olmanın, lafız ve mananın, bağlamsal ve tarihsel olanla makâsıd ve ilkesel olanın altın dengesini aramıştır. Sabık olanla sadık olan çeliştiğinde, müellif sadık olanı tercih etme dirayet ve cesaretini göstermiştir.

Kur’an’ın Kur’anla tefsiri

Bu yöntem, Kur’an tefsirinin kadim ve en geçerli yöntemidir. İslamoğlu mealinde ayetler, kelimeler, kavramlar Kur’an’ın bütünlüğü içerisinde anlaşılmaya çalışılmış ve çoğu zaman bunda muvaffak olunmuştur. Adeta kelime ve kavramların üç boyutlu bir haritası çıkarılmış, meal bu harita esas alınarak kaleme alınmıştır. Ayetin indiği zaman dilimi bu haritanın bir boyutudur. Matematik kesinlikte tespiti mümkün olamasa bile, doğruya en yakın bir kronoloji oluşturularak mealde dikkate alınmıştır. Bu sayede mesela salih amel, infak, salât, zekât gibi kavramların 23 yıllık nüzûl sürecinde kazandıkları anlam zenginleşmeleri takip edilebilmiştir.

Surelerin kimlik kartı

Mealin bir meziyeti de surelerin başında efrâdını câmi, ağyârını mâni bir giriş bölümünün yer alması… Giriş bölümü hem sureyi mümkün olduğunca tarihlendiriyor, hem de ana konularını ve nirengi noktalarını işaretliyor. Genellikle surenin Hz. Peygamber’in (sa) hayatında neye tekabül ettiğine, onun ve mü’minlerin şahsiyetlerinin inşasında nasıl bir role sahip olduğuna işaret ediyor. Böylece surenin şimdi ve buradaki okurunun da hayatına nazil olmasının kapısını açıyor. Sure ile bir ünsiyet kuran okuyucuya da artık bu kapıdan içeriye girmek kalıyor. Meal ve tefsirde sure bütünlüğü de gözetiliyor. Sure girişleri bile müstakil bir kitap gibi okunabilir.

Kitab’ı organik bir bütün olarak okumak

Meal-Tefsir, Kur’an talebeleri için, aynı zamanda bir eşbah ve nezair kitabı gibi. Kur’an’ın lafzî ve semantik arkeolojisinin yapılması, topografyasının çıkarılması sonucunda, kendisinden önceki, özellikle klasik çalışmalardan sonuna kadar istifade etmekle birlikte taklide düşülmeyip tahkik mesleği ihtiyar olunarak dirayetli genellemeler ve titiz istisnalar yapılmış.

Deryadan damla misali birkaç örnek: Tesbih, zamanla kayıtlı olarak geldiğinde namaza delalet eder. Kur’an’da insanların çoğu formu tam on yedi yerde sadece üç şekilde gelir. Kur’an’daki tüm dua ayetlerinin maksadı Allah’tan istemeyi öğretmektir. Kur’an’ın semboller dünyasında; yüz bir şeyin varlığını, akıl o şeyin ruhunu, eller o şeyin eylemini temsil eder. Nefyin haberinin bâ ile gelmesi ihtimal yokluğuna delalet eder. Metâ’ Kur’an’da geçtiği her yerde na‘îm’in mukabili olarak dünyevi hazlar için kullanılır ve üç ana niteliği vardır: Daim olmayan, sabit olmayan, kâmil olmayandır.

Müellif vahyin zengin anlamlılığı bir imkân ve üslûp olarak kullandığını görerek bu imkânı da mealin özellikle yekûnu 6.000 (altı bin) tutan notlarında yer yer göstermiştir. Çünkü Kur’an-ı Kerim’in üslûbu gereği, birçok yerde aynı zamir birden fazla yere ait olabilir ve bir kelimeyi hem öncesiyle hem sonrasıyla birlikte okumak ve ona göre anlamak caiz olabilir. Bu incelikleri görebilmek ilim yanında edebî zevk ister.

Fiil veya isim tercihi meale bir biçimde yansıtılmaya çalışılmıştır. Mesela: Ellezîne keferû küfürde ısrar edenler; kâfirûn küfrü, nankörlüğü cevherine yedirmiş kimseler olarak anlaşılmıştır.

Kitab’ı organik bir bütün olarak okumak, ayetin özellikle Hz. Peygamber’in hayatında neye ve nereye tekabül ettiği sorusunu akılda tutmayı gerekli kılmıştır. Buradan da okur, peki benim hayatımda neye karşılık gelir? sorusuna yönelmektedir. Mesela: Kur’an-ı Kerim’de en sık anlatılan kıssa Hz. Musa kıssasıdır. Hz. Musa’nın hayatının Mısır’dan çıkmadan önceki dönemine ve Firavunla mücadelesine atıfta bulunan ayetler Mekkîdir; oysa çıkış sonrası kavmiyle yaşadıklarına atıfta bulunan ayetler Medenîdir. Bir kez bu tespiti yaptınız mı, artık vahiy sizin de hayatınıza nazil olmaya başlar. Veya inzal vahyin muhatabına; tenzil kaynağına (Allah’a veya meleklere) izafe edildiğinde kullanılır. Şeytan aynı varlığın insanla ilişkisi öne çıktığı durumlarda; iblis ise Allah’la ilişkisi öne çıktığında kullanılır. İnsan için bir şeytandır, ayartır; Allah içinse ‘Allah’tan ümitsiz bir vak’a'… Bu tespitleri yapmak i’nin noktasını koymaktır.

Peygamberlerin şanına yakışır yorumlar yapılması

Halk için değil; fakat ehlinin sahihini sakîminden ayırt ederek okuyup istifade etmesi için yazılmış rivâyet tefsirlerinin etkisiyle olsa gerek, dünya dillerindeki meallerin büyük bir bölümü, muharref Tevrat’taki boyutlarda olmasa dahi, peygamberlerin şanına yakışmayan yorumlara meyledebilmişlerdir. İslamoğlu mealinin bir özelliği, Kur’an-ı Kerim’i Yahudi kültürü altında oluşmuş bu yorumlardan bağımsız olarak okumayı denemesidir (Mesela: Yusuf, 12/23; Sâd, 38/31-32, Mü’min, 40/55; Şuarâ, 26/20).

Saffât, 37/88-89: 88 Ardından yıldızlara bir göz attı 89 ve Ben rahatsızım! dedi. [Muhtemelen tevriyeli bir ifade (Hz. Yusuf'a ait benzer bir ifade için krş: 12:23). Etrafındakiler onun yıldızlara bakarak hastalanacağını okuduğunu sandılar. Fakat o, kavmin bu yönelişinden duyduğu rahatsızlığı dile getiriyordu.]

Ben hastayım meali, bir peygamberin yalan söylediğini, bir hile olarak yalan söylenebileceğini îmâ eder. Oysa peygamberler asla yalan söylemezler. Zor durumda kaldıklarında iki anlama gelen sözler kullanırlar. Nitekim Hz. Muhammed (sa) hicret esnasında nereden geldiklerini soranlara sudan cevabını vermişti. Muhatap onun yukarı sudan mı, aşağı vahadan mı geldiğini düşünedursun; o yoluna devam etti. Onun kastı ise bütün canlıların yaratılışının özü ve esası olan su idi. İbrahim (as)’ın da eşi Sare’yi zalim bir kralın şerrinden korumak için onun kardeşi olduğunu söylediği rivayet edilmiştir. Eşim deseydi Sare’yi elinden alacaklardı.

Klasik mealler bu ayetin mealinde bu inceliği genellikle yansıtmamışlardır. Ayrıca, bizzat Resulullah tarafından yasaklanmış bulunan Allah’ın peygamberlerini birbiriyle yarıştırma tuzağına düşülmemiş; farklılıkları üstünlük olmaktan ziyade çeşitlilik olarak okumayı yeğleyen bir yol izlenmiştir. Meselâ: Bakara, 2/253′ün meali şöyle verilmiştir:

Söz konusu elçilerden her birine diğerinden farklı meziyetler bahşettik. [Lafzen: Onlardan bazılarını bazılarına üstün kıldık. Buradaki tafdil değil tefadul'dur. Esas itibarıyla çeşitlilik ve farklılığa delalet eder (Bkz: 17:55; krş. 4:34). Merhum Elmalılı şöyle der: Dikkat olunursa tefadul-i enbiya esasta müttehid olmak üzere bir tenevvu ifade eder ki bu tenevvu bizzat murad-ı İlahi'dir. Âyette geçen bazısını bazısı üzerine (ba‘dahum ‘ala ba‘d) formu, niteliğe ilişkin bir ayrımı değil niceliğe ilişkin bir ayrımı ifade eder (Krş: 2:136; 285). Yani: bazı hususlarda bazısını bazı hususlarda ise bazısını üstün kıldık, demektir.]

Peygamberlerin ismet sıfatı meale titizlikle yansımış. Bunda, edatlar ve bağlaçlar gibi, metnin küçük kahramanlarının haklarının yenmeyerek meale aksettirilmeye çalışılması da etkili olmuştur. Mesela: Fakat Biz eğer kalbini iman üzere perçinlememiş olsaydık, belki o zaman birazcık olsun onlara eğilim göstermen mümkün olabilirdi. (İsra, 17:74).

Sonuç

Hayat Kitabı Kur’an: Meal-Tefsir lafız-mana-maksat sacayağına istinat etmiş ifşâ edici ve inşâ edici bir meal… Kur’an’ın Allah ve Peygamber tasavvurunu nasıl inşâ ettiğini gösteren ve izleyicisine de öğreten bir meal. Vahyin inşâ edici özelliğini ifşâ eden, gün yüzüne çıkaran, tecdit eden bir meal…

Bu mealin usûlü ve medeniyet tasavvuru var. Mezhebi var. Dilde, nahivde ve kıraatte… Mezhebi olmak, nesebi olmaktır. Tasavvura ve usûle sahip olmak, anlamı taşırken yol kazalarını en aza indiren tertibatlardır. Usullü olmak fotoğrafın bütününü görmeye niyet ederek tutarlı olmaktır.

Üreten bir meal, tüketen değil…

İlim ocağında ve irfan kucağında yetişmiş bir âlimin ömrünü vakfettiği, fiili telif süresi dolu dolu 11 yıla baliğ olan bir eseri birkaç sayfada tanıtmak cesaret ister. Daha geniş tahliller erbabı tarafından yapılacaktır. Bu yazı bir tanıtım yazısı değil işaret fişeği… Meal mi diyordunuz? İşte!

islamoglumeali.com

Aktif Medya