İslam, Emperyalizm, Siyaset ve Başkanlık Sistemi

İslam, Emperyalizm, Siyaset ve Başkanlık Sistemi
Batı dünyasının feodal düzeninde temelleri atılan emperyalizm Batı dünyasının bütün tarihinde ve şuuraltına yerleşen bir düşüncedir. İnsanların şahsi hırs ve doymak bilmez nefsine mağlup oluşundan doğmuştur. İnsan doyumsuzdur. Maddi olarak hep en fazlayı kendisine almak ister. Güç sahibi olmayı arzular. Bunlar da başkalarını sömürerek yapılabilir. Bu anlayışta paylaşma, feragat, kanaat gibi kavramlar yoktur.
Önce derebeyleri, krallar kendi halkını sömürdü. Sonra denizler aşılınca bütün diğer dünya halkları köleleştirildi ve sömürüldü. Tabi karşı çıkanlar acımasızca öldürüldü.
Avrupalıların kendi aralarında yaptıkları savaşlar hep bu sömürü kavgasıydı. Bütün dünyayı kana bulayan 1.dünya ve 2.dünya savaşları hep sömürü kavgasıydı. Sömürülecek ülkelerin paylaşım kavgasıydı.
1.dünya savaşından sonra Avrupa dışında bir iki bölge dışında dünyanın her yeri fiiline işgal edilerek bütün ülkeler, milletler sömürgeleştirildi. Fiilen işgal edemedikleri ülkelerden biri Türkiye'ydi.
Türkiye'nin bu azılı emperyal güçlerine karşı direnişinin başarılı olması sömürgeleştirilen öteki ülkelere ilham kaynağı olarak zamanla baş kaldırılar başladı ve 70li 80li yıllarda pek çok ülke bağımsızlığını kazandı.
Ancak bu sözde bir bağımsızlıktı. Emperyal güçler girdikleri ülkelerden gözü kapalı çıkıp gitmediler.
Sömürü düzenini devam ettirmek için yeni yöntemler kullandılar. Artık silah kullanarak zorla sömürü ve kölelik yaptıramayacaklarını anladılar. Ancak bu sefer başkaldırısı imkansız denecek kadar zor yeni yöntemlerle modern sömürü düzeni kurdular, kurmayı tamamlamaya devam ediyorlar. Bu öyle bir sistemdi ki ne köleler köle olduklarının farkında olacaklar ne de toplumların aydınları onları uyandırıp örgütleyebilecekti. Bu başarılabilirse bütün insanlık bir avuç insanın emrinde olacak ve dünyanın bütün kaynakları onların olacaktı.
Ne yaptılar?
1. Bağımsızlıklarını kazanan ülkelerin başlarına kendileriyle işbirliği yapan liderleri getirdiler.
2. Faiz yoluyla ülkeler borçlandırılarak bu borçlara karşılık O ülkelerin kaynakları Batılı şirketlerin emrine verildi.
3. Batı dünyasının hayat görüşü, seküler yaşam tarzı, kapitalist bencil kar hırslı toplumlar yaratıldı.
4. Medya yoluyla bu hayat tarzları yaygınlaştırıldı.
5. Milli ekonomilerin kurulması yerine emperyal güçlerin şirketleri üretimleri sahiplendi. Özelleştirmeler özendirildi.
6. Komünizmin, sosyalizmin kapitalizm karşında diz çöktüğü ispatlanarak milli yerine evrensel ekonomi, (sahipleri, patronları onlar) serbest ticaret yaygınlaştırıldı.

Peki bunlar nasıl yapılıyor?
1. Büyük sermaye gücü ile medyayı kontrol ettiler. Halkı istedikleri gibi yönlendirdiler.
2. Faizle borçlandırarak borçları üretimde değil de tüketimde kullandırıp geri çeviremez hale getirerek ülkelerin kaynaklarını özelleştirmelerle kendi sermayedarlarına satıyorlar.
3. Ülkelerin başına kendileriyle işbirliği yapan kişilerin gelmesini sağlıyorlar. İşbirliği yapsın da yönetim şekli demokrasi de olsa diktatörlük de olsa fark etmez. İşbirlikçi diktatöre sahip çıkıp işbirliği yapmayan demokratik yöneticileri medyayı ve karşı partilerin işbirlikçilerini kullanarak yönetimden uzaklaştırıyor hatta ibret olsun diye öldürtüyor, idam ettiriyorlar.
İslam da bu yüzden Komünizmden sonra Batı'nın yeni hedefi oldu. Çünkü fikri olarak emperyalizme karşı düsturlar içeriyor. Nedir bunlar?
1. Faizin haram oluşu. Emperyalizmin temel sömürü ve ülkeleri denetim altına alma metodu. Bu yüzden faiz, ayetin ifadesiyle kendisine harp ilan edilecek kadar kötü bir şey.
2. Tevhid inancı. Yani büyüklük ve hakimiyet tek olan Allah'ındır. Onun dışında kimseye boyun eğilmez. Halbuki emperyaller, bütün insanlığı köleleştirmek istiyor.
3. Yaşam biçimi. Nefsine göre yaşamak, yasaksızca dünyadan zevk almak. İslamda ise emir dairesinde hareket edilir. Mesela kadın erkek ilişkileri, tesettür emri, zina ve içki yasağı vs. emperyal yaşamı(çağdaş yaşamı)
Bu düzende siyasetin önemi nedir?
Bunlar içinde yönetim çok önemli çünkü bir ülkeyi yönetenler, kendilerine boyun eğmiş ise o ülke görünmez bir şekilde sömürgeleştirilmiş oluyor. Hele işbirlikçi yönetici diktatörse o ülkenin artık sömürgelikten kurtulma ihtimali yok gibi. Çünkü diktatör ölene kadar onlara hizmet edecektir. Yerine geçecek varisleri de emperyal ülkelerde efendilerine hayran bir şekilde yetiştirilip işbirlikçi yapılıp devam ettiriliyor. Eğer diktatör emir dairesinden çıkma belirtileri gösterirse darbeyle, halk hareketiyle, doğrudan askeri müdaheleyle devriliyor.

Demokrasi varsa o zaman bunu iki şekilde yapıyorlar:
1. Ülkenin hakim medyası(beyin yıkama, yönlendirme aracı) ele geçirilir. Seçimlerde istenilen lider öne çıkarılır. (Bu o kadar güçlü bir silahtır ki insanlar farkına varmadan şuuraltına verilen mesajlarla güneş gibi bir hakikat karanlık diye yutturulur.)
2. Koalisyonlu bir sistem kurgulanarak tek parti iktidarı da olsa koalisyon da olsa karşı çıkan hükümetler kolayca düşürülür. Çünkü eğer koalisyon varsa zaten en küçük parti bile işbirliğine yönlense veya birkaç vekil satın alınsa veya zaten adaylar kendilerindendir, istediklerini yapmayan hükümetleri güven oyu, erken seçim vs. hemen devirirler.

Tek parti hükümeti varsa seçimde birkaç puan oy kaybettirilerek kolayca düşürülür ve istenen bir koalisyon kurulur.

Ülkenin bütün kaynakları emperyallerin hizmetine verilmesi sağlanır. Faizle borçlanılır, kamu ihaleleri bu şirketlere verilir vs.

3. Demokratik düzenin başkanlık sistemi şeklinde her seferinde tek partili güçlü iktidarlar çıkarması şeklindeki düzen istenmez. Eğer illa başkanlık olacaksa onun da sözde başkanlık sistemi olması sağlanır. Yani gizli diktatörlük.

Emperyalizmin en büyük tehdidi tek partili güçlü iktidarların gelmesini sağlayan demokrasi yöntemi olan başkanlık sistemidir. Çünkü her ne kadar sahip oldukları büyük sermaye ve medya gücü ile liderleri işbirliğine zorlasalar da bir lider gücü ele geçirince ve kolayca da düşürülemeyeceğini bilirse milli davranma refleksi ortaya çıkabilir. Ülkeyi emperyal güdümden çıkaracak adımlar atabilir. Kendisinden sonra gelecek liderlere örnek olabilir.
İşte bu yüzden emperyalizm gerçek bir demokratik başkanlık sisteminin kurulmasını istemez. Ya gizli veya açık diktatörlük olacak ya da koalisyonlu demokrasi olacak. İstemediği hükümetleri kolayca düşürecek. Üstelik işbirlikçilerini de kolayca koruyup hatta tekrar tekrar seçtirebileceği bir sistem. Çünkü koalisyon dağılınca kötü gidişten her parti ötekini suçlayacak böylece her partinin seçmeni kendi partisini haklı bulup seçimde yine onlara oy verecek. Bu sistem liderlerin de işine geliyor. Çünkü %10-15 oy bile alsa koalisyon ortağı olarak hükümet olabilir. Yaptıklarından sorumlu da tutulmayacağı için yani suçu öteki ortaklara atma imkanı olduğu için menfaatlerine uygun. Yani hem azıcık oyla hükümet olma imkanı hem de ne kadar da beceriksiz olsan tekrar tekrar seçilme şansı.

Ama doğru kurgulanmış bir başkanlık sisteminde en çok oyu alan iki partiden biri ikinci tur seçimde tek başına iktidar olursa hem güç sahibi olarak ülke menfaatine uygun icraatları rahatça yapabilir hem de yaptıklarından tek başına sorumlu olacağı için sonraki seçimde halktan oy alabilmek için iyi şeyler yapmak zorunda.

Başkanlık diktatörlüktür veya ona giden bir yoldur diyenlerden samimi olanlara şu söylenebilir. Çok büyük faydası olan bir şey, zararı olabilir diye terk edilemez. Mesela ateş, yakar, yok eder diye kullanmamazlık yapamayız. Zararı önleyecek tedbirler alınır. Mesela başkanlık sisteminde bir partinin, bir grubun veya kişinin saltanatına dönüşmemesi için arka arkaya aralıksız üç dönem yöneten partinin dördüncü seçimlere katılmaması kuralı getirilerek farklı bir anlayışın yönetime gelmesi sağlanabilir. Temsil adaleti açısından seçime girmeyen parti son aldığı vekil sayısının yarısı kadar vekille meclise girmiş sayılır.
Emperyalizmin Ülkeleri kontrol etme yöntemi ancak bu şekilde önlenebilir.
Bunun çok açık anlaşılacağı bir örnekle bu bahsi bitirelim:
2. dünya savaşının üç galip ülkesi : ABD, Rusya, Çin
Mağlup üç ülke : Almanya, İtalya, Japonya

Çarpıcı Tespit ise şu : Her iki grup da demokratik ülkeler, yani seçim var. Ancak Galip ülkelerin yönetim şekli BAŞKANLIK, mağlup olanlarınki ise koalisyonlu parlamenter sistem. Anlayana !!!
Başkanlıkla yönetilen Galipler, mağlup olanları koalisyonlarla istedikleri gibi yönetiyorlar ki bir daha kendilerine kafa tutacak bir duruma gelmesinler, hep gözetim ve denetim altında olsunlar.

Emperyalizmin sonu getirecek, dünya halklarının sömürgelikten, kölelikten, zilletten kurtulmasını sağlayacak bu işte BU bilgidir!
Emperyalizme karşı mücadele, ancak yönetimi bağımsızlaştırmayla başlayabilir. Öteki adımlar ancak bu sayede atılabilir. Ülkelerin ve halkların gerçek bağımsızlığı da ancak yönetimleri bağımsız olduğunda söz konusu olabilir. Şu anda Birleşmiş milletlerin 5 daimi üyesi ve bazı avrupa ülkeleri haricinde dünyada tam bağımsız ülke yoktur. Dünyayı bu 5, özellikle de 3(ABD, İng. Fransa) ülke yönetmektedir. Bu ülkeleri de bir avuç diyebileceğimiz ve çoğu yahudi olan büyük sermaye sahipleri yönetmektedir. Yani bütün dünyayı bu bir avuç elit sömürgeleştirmiş, ABDyi de jandarma ülke olarak kullanmaktadırlar.
Sistemin nihai amacı ise bu köleleştirme sisteminin ebediyyen var olması için buna karşı çıkıp öteki ülkelere de örnek olabilecek güçlü büyük milli devletlerin ortaya çıkmasını önlemek. Bunun için büyük devletler önce küçük milli devletlere bölünüyor. Sonra da şehir veya bölge devletlerine bölünerek küçük zayıf devletçikler halinde varlıklarını kölelik sistemine uygun olarak devam ettirecekleri kurtuluşu imkansız bir şekle getirecekler.
İşte insanlık veya kurtuluş mücadelesi buna karşı yapılacak veya yapılan mücadeledir.

Başkanlık sisteminin ilkesel çerçeve taslağı şöyle çizilebilir:
1. Seçilmede baraj engeli bulunmaz. (temsilde adalet)
2. İki turlu seçim : (tek partinin iktidar yapılmasını sağlar.) istikrar
3. milletvekili adaylarının ön seçimle belirlenmesi (meclisin güçlü, denetleyici olması)

Başkanlık Sistemi ve Parlamenter Sistem Kıyaslaması

1. Halkın iradesi yönetime yansıyor mu? Seçim varsa iş tamam demek midir? Vekil adaylarını kim belirliyor?
Mevcut parlamenter sistemde Parti liderleri. O zaman vekiller meclisteki oylamalarda parti liderlerinin fikrinden farklı olarak sadece vatanın ve milletin menfaatine göre hareket edebilir mi? Hayır. Bir parti lideri hangi güç odaklarına bağlıysa koca parti ve vekilleri onların isteğine göre davranıyor. Ayrıca %10-15 alan parti koalisyon mecburiyetinden dolayı %40 alan partiye istediklerini dayatabiliyor, parmağında oynatmaya çalışıyor. %40a karşılık %10un dediği oluyor. Bu nasıl demokrasi olabilir? Üstelik partiler ülke yönetiminde ne kadar da beceriksiz olsa suçu öteki partiye atarak tekrar seçilmeyi garantiliyor.
Başkanlık sisteminde aday vekiller partilerin üyeleri tarafından ön seçimle belirlendiği için lidere teslimiyet tamamen ortadan kalkıyor. Ayrıca oylamalarda hiçbir şekilde grup, parti kararı alınması söz konusu değil ve oylamaların tamamı gizli. Vekillerin baskından kurtulup tam özgür iradesiyle karar vermesi sağlanıyor. Bir partiyi tek başına güçlü bir şekilde iktidar yaptığı için çoğunluğun iradesi yönetime yansıyor. İyi yönetemezse suçu atacak başkası olmadığı için tekrar tekrar seçilmesi mümkün değil.
2. Halkın iradesi meclise tam olarak yansıyor mu?
Mevcut parlamenter sistemde %10'u geçemeyen partiler temsil edilmiyor. Hatta belki sırf bu yüzden belli oranda seçmen kitlesi aslında kendi partisine değil de ona yakın olup barajı geçen partiye oy veriyor. %5-7-8 oy alan milyonlarca kişinin iradesi meclis dışı kalıyor.
Başkanlık sisteminde iki turlu seçimden dolayı 1. tur olan vekil seçiminde 0 baraj yani yarım puan 1 puan sembolik baraj olabilir. Yani barajsız sistem. Bütün görüşler, eğer %0,5 ve 1 oy almışsa mecliste temsil ediliyor.
3. Temsil ettiği halkın iradesi tam olarak kullanıp ülkeyi bu yönde yönetecek yani güçlü ve icraat yapabilen hükümetler kurulabiliyor mu? Koalisyon hükümetlerinin zayıf oluşu, dış güç odakları ve içteki güç odaklarının koalisyonları kendi menfaatleri doğrultusunda yönlendirmesi önlenebiliyor mu?
Mevcut parlamenter sistemde güçlü hükümetlerin kurulması çok zor. %45-50 oy gerektiriyor. Bunun sağlanması ise karizmatik liderler dışında çok zor. Yani bazen onlarca yıl zayıf ve istikrarsız koalisyon hükümetlerine mecbur kalınıyor. Sık sık seçimler ve krizler yaşanıyor.
Başkanlık sisteminde 2. tur seçime 1. turda en çok oyu alan iki parti hükümet olmak için katılıyor. Sonuçta bir tanesi en az %50+1 veya daha fazla oy alarak tek başına güçlü hükümetleri kuruyor. Koalisyon pazarlıkları, kargaşalık şimdi ne olacak, kim kime ne verdi ne alacak, saçmalıkları yok. Arkasında güçlü halk desteği olduğu için hem güçlü hem de icracı hem de yaptıklarından tek başına halka hesap verecek yani başarısızlık durumunda suçu öteki ortaklara atıp kurtulamayacak bir sistem. Bu da hükümetleri iyi işler yapmaya mecbur kılıyor.
* Karşı itiraz : Başkanlık sistemlerinde de koalisyonlar var.
- Cevap : İkinci tura kalan iki partiden oy oranı düşük olan ikinci parti diğer partilerle gizli veya açık ittifak kurabilir. Ancak bunlar parlamenter sistemdeki koalisyonlar tarzında değildir. Yani istikrarsızlık kaos ve krizlere sebep olamaz. Çünkü mesela başkanın yönetim kabinesine diğer ortaklardan birkaç bürokrat alınsa, bunların hükümeti yönlendirmesi, düşürmesi mümkün olmaz. İstifa ederlerse yerlerine yenisi atanır. Erken seçim olmaz.
Vekil olarak meclise ittifak edilen partilerin adayları belli oranda alınsa ki ön seçim olacağı için çok zor. Ancak yine de bir yolu bulunup alınsa bunların hükümeti düşürüp erken seçime götürme ihtimalleri pek zayıftır. Çünkü birincisi sayıca az olacaklar. İkincisi bunlar parti liderlerine bağlı olmadıkları bütün oylamaları gizli yaptıkları için gerçekte ülke aleyhine olacak durum içine girmezler. Üçüncüsü, bu olsa bile bu sefer büyük parti yeni seçimde gizli ittifaklarla ülkeyi yönetmek isteyenlerin ülke için ne kadar zararlı olabileceği tezini işleyerek hükümete gelecektir. Bu riskten dolayı bile hükümetlerin düşürülmesi yoluna pek gidilmez.
Görüldüğü gibi gizli ittifaklar şeklindeki gizli koalisyonların istikrarsızlık ve kaos yapması Başkanlık sistemlerinde hemen hemen mümkün değildir ve yok hükmündedir.
4. Yasama-yürütme ve yargı erkleri ayrımı sağlanmış mı? Aksi durum seçimle gelen diktatörlük demektir.
Mevcut parlamenter sistemde hüküm olarak ayrı olsa da yürütme, yasamanın içinden çıktığı için çoğunluğu sağlayan hükümet, yasamada da çoğunluğu sağlamış olduğu için aslında bu ayrım ortadan kalkmış oluyor. Vekiller de lidere bağlı olduğu için aslında yasa, kanun yapma ve yürütme(hükümet, ülke yönetimi) tek bir kişinin kontrolüne, insiyatifine girmiş oluyor. O kişiyi kontrol eden güç odakları ülkeyi de kontrol etmiş oluyor. Ayrıca anayasa mahkemesi meclisin kanun yapma iradesine müdahalede bulunabiliyor.
Başkanlık sisteminde ise yasama-yürütme-yargı ayrımı tam sağlanıyor. Çünkü yasama 1. tur seçimle, yürütme 2. tur seçimle sağlanıyor ve vekillerin üstündeki parti veya lider etkisi olmadığı için(vekil adaylığı ön seçimle belirlendiği için) vekiller yani yasama, yürütmeden farklı bağımsız iradesiyle yasa, kanun yapabilir.
Anayasa mahkemesi gibi bir kurum meclisin belli bir sayı ile kendisine sevk ettiği kanunların anayasaya uygunluğunu denetler, ancak kendince durum tespiti yapar, son kararı yeni bir oylamayla meclis alır.
Başkanın beraber çalışacağı birtakım bürokratları belirlemesi diktatörlük anlamına gelmez. Zira başkan da meclisin ve yargının denetimine tabidir. Vekillerin, bakan veya başkanın hukuksuz uygulamaları idari mahkemeye dava edilebilir. Meclisin 3te 2 çoğunluğuyla. Ancak soruşturma 4-5 yıl sonra görev bitiminde gizli olarak yürütülüp görev bitiminde açıklanır.

5. Bir kişi veya parti halkın iradesine ipotek koyup ülkeyi sürekli onlar mı yönetiyor? Yani bir nevi seçimle gelen saltanat kurulumu engellenebiliyor mu?
Mevcut parlamenter sistemde zor da olsa eğer güçlü karizmatik liderler veya markalaşmış partiler ile 4-5 hatta daha fazla dönem hükümet etmek mümkün. Yani 4-5 dönem 20-25 yıllık bir dönem demektir ki bu da bir nevi tek kişi veya bir parti saltanatı hükmündedir.
Başkanlık sisteminde ise başkan en çok 2 dönem, parti ise en çok, aralıksız olmak şartıyla 3 dönem hükümet edebilir. 3 dönem hükümet eden parti 4. seçimde seçime girmeden son çıkardığı vekillerden(yani halkın reyini alıp meşru olması için, en çok oyu alandan aşağı doğru sıralama ile) ve vekil sayısının yarısıyla temsil edilir. Böylece farklı anlayışların da ülke yönetimine katılması sağlanmış oluyor.
6. Yönetimde tıkanma, kaos önlenebiliyor mu?
Mevcut parlamenter sistemde, cumhur başkanıyla hükümet farklı partilerden olursa, yani farklı düşünceye sahip olurlarsa bu durumun yaşanması çok kolay. Hükümet yasa çıkaramaz. Hatta cumhurbaşkanı meclisi feshedip ülkeyi seçime bile götürebilir.
Başkanlık sisteminde ise başkan ve meclis birbirlerinin dengesini gözetmek zorunda. Çünkü mesela meclis; başkanın, yani hükümetin istediği kanunları çıkaramaz duruma gelirse başkan meclisi feshedip seçime gidebilir. Ancak bu, mevcut durumdan farklı. Yani bu durumda kendisi de yeniden seçime girmek zorunda.
Veya meclis, başkanın ülke menfaatine aykırı işler yaptığına kanaat getirirse belli bir oy çokluğu ile başkanı, yani hükümeti düşürebilir. Ancak bu da mevcut durumdan farklı. Çünkü bu durumlarda karşılıklı seçime gitme mecburiyeti var. Mevcut durumda ise cumhurbaşkanı tekrar seçime gitmiyor. Veya Başbakanı, yani hükümeti düşüren meclis kendini feshetmiş olmuyor. Bu aynı zamanda başkanın kuvvetli bir denetimi var demektir. Yargıya karşı da sorumlu olmakla beraber meclis denetimi daha etkin olabilir.
Yenilenen seçimlerden sonra yine seçim kararı alınırsa bu sefer ikinci kez seçim kararı alan kimse(başkan veya meclis) onlar aday olamıyor. Bu ise karşılıklı dengelerin gözetilmesini getireceği için ülke yönetiminde tıkanma yaşanması mümkün değil.
7. Demokrasilerin en temel prensipleri olan temel insan hak ve özgürlükleri garanti altında mı?
Mevcut parlamenter sistemde var olan anayasada hukuki durum neyse odur. Anayasanın değiştirilmesi, bütün partilerin birlikte hareket etmesini gerektirdiği için ve vekillerin bağımsız iradelerini kullanma imkanları olmadığı için yenilik, değişiklik yapmak çok zor.
Başkanlık sisteminde ise yasama tam bağımsız, vekiller iradelerini hür kullandıkları için temel insan hak ve özgürlükleri ile ilgili düzenleme yapmak kolaylaşmış olacaktır.

Bu aksaklıklar parlamenter sistem revize edilerek de düzeltilemez mi?
-Lider hegemonyası, cumhurbaşkanının yetkilerinin sınırlandırılması gibi alanlarda kısmen düzenleme yapılabilir ancak öteki alanlarda pek bir değişim yapmak imkanı yok. Mesela %10 seçim barajı kalksa meclise çok sayıda parti gireceği için 2-3 partili koalisyon yerine belki 5-6 partili koalisyonlar ortaya çıkacak. Bu ise zaten zayıf olan koalisyonlu yönetim modelinin daha beter hale gelmesi demek.

Cumhurbaşkanı ve başbakan olduğu için çift başlılık devam edecek. Her an kaos, tıkanma olabilir. Kısacası parlamenter sistemin revize edilmesinin kısmi faydası olsa bile esas olması gereken sistemden çok uzak demektir. Mevcut durumun özellikle istikrarsız zayıf koalisyon hükümetleri ve temsil adaletsizliği ve kanun yapma zorluğu gibi eksikliklerin düzeltilmesi mümkün değildir.

Kısacası parlamenter sistem aslında küçük ülkelerde ve tek düşünce etrafında toplanması kolay olan homojen toplumlara göre tasarlanmış ancak onlar için bile başkanlık sistemine göre zayıf olan bir sistemdir. Bizim gibi büyük ve çok farklı görüşlü ve tek tip düşünmesi zor toplumlarda uygulanması doğru değildir. Zaten bu sistemi Batılı emperyalist ülkeler, kontrol etmek, sömürmek istedikleri ve demokrasi olan ülkeler için uygulamayı uygun görmektedirler. Yani aslında parlamenter sistem emperyal güçlerin zayıf ülkelere giydirdiği deli gömleğinden başka bir şey değildir. Tabir caizse ülkelerin boynuna vurulmuş tasma misalidir. Tabi, tasmanın kontrolü de onların elinde. İnsanoğlunun modern kölelikten kurtulması da ancak diktatörlüklerden ve demokrasi var ise parlamenter sistemden kurtulup doğru bir demokratik sistem(adı başkanlık olsun başka bir şey olsun) inşası ile başlayabilecektir...

Reklam