İslam, Uydurma Bir Din midir?

İslam, Bir Kişi Tarafından Ortaya Konmuş Uydurma Bir Din midir?

Bazıları, Kuran'da anlatılan birçok olayın, özellikle peygamber kıssalarının İncil ve Tevrat'ta anlatılanlarla benzerlik göstermesi, bazı oruç, kurban, dua gibi ibadetlerin ve recm, kısas gibi bazı cezaların eskiden Arap toplumlarında veya başka toplumlarda az ya da çok benzerlerinin var olmasından hareketle İslam'ın Hz. Muhammet tarafından bunlardan esinlenerek uydurulmuş bir din olduğunu iddia ederler.

Aslında bu iddia çok temelsizdir. Çünkü, islami inanışa göre Allah, İlk insandan itibaren peygamberliği de başlatmış ve insanlık yeryüzüne yayıldıkça her topluma uyarıcı bir peygamber göndermiş, böylece insanlara hükümlerini anlatmıştır. Bütün peygamberlere, başlangıçtan beri aynı esaslar tebliğ edilmiş fakat bu topluluklar bazen az, bazen çoğunluk olarak peygamberleri inkar etmişler veya kabul edenler gruplar bir süre sonra dinin özünden uzaklaşmışlardır. Böylece, yeni peygamberler gönderilmiş, bu durum son peygamber Hz. Muhammed'e kadar devam etmiştir. İslam ile beraber, peygamberlik ve din müessesesi tamamlanmıştır. Allah, son dinin ve kitabı Kur'an'ın hükümlerinin kendi korumasında olduğunu, kıyamete kadar değiştirilemeyeceğini bildirmiştir. Hz. Muhammed'in düşmanlarının dahi ittifakla katıldığı ümmi yani okuma-yazma bilmiyor oluşu ve Kur'an'ın da onun tarafından ortaya konması ayrı bir mucizedir. Zira okuma yazma bilmediği için başka kitaplardan okuyarak öğrenemeyeceği gibi eğitimli olmayan birinin böyle üstün belagat, ilim, ahlak, hikmet vs. kitabı ortaya koyması büyük bir mucizedir.

İşte bu yüzden, yeryüzündeki bütün dinlerde, asıl olan Tevhid dininin bazı hükümlerinin veya uygulama şekillerinin bazı izleri kalmış olabilir. Bu durum İslam'ın onlardan oluşturulduğunu göstermez. Aksine Allah'ın insanlara gönderdiği ilahi mesajların temelde ortak olduğunu gösterir.

Bu açıdan tahrif edilmemiş haliyle Yahudilik ve Hıristiyanlık da aynen Müslümanlık gibidir. Gerçi Allah, yeni peygamberleri eski dinde tahrif olduğu için göndermek zorunda değildir. Yani bir peygamberin getirdiği esaslar değişmese de insanlığın gelişimine paralel olarak daha ekmel hükümler gönderebilir. Yani İncil ve Tevrat tahrif edilmeseydi de İslam gelecekti. Bu inançlarda sonradan değişimler ve bozulmalar olduğu için şu anda bu dinler ile İslam arasında inanç ve ibadet bakımlarından farklar vardır.

Mesela, Hıristiyan inancına göre, belki onun babasız olarak yaratılmasını insanların kavrayamayışından dolayı, Hz. İsa, Allah'ın oğlu olarak kabul edilir. İnsanlığın günahlardan temizlenmesi için kendini feda etmiş ve çarmıha asılarak öldürülmüştür. Halbuki, İslam'a göre Allah, oğul edinmez. Hz. İsa, bir kul ve peygamberdir. Aksini şirk, yani Allah'a ortak koşma olarak görür. Allah, Hz. İsa'yı göğe kaldırarak öldürülmesine izin vermemiştir.
Hıristiyanlar, özellikle İslam'ın bu bilgisini anlamakta zorluk çekmektedirler. Yani, eğer Kuranın ifadesi doğru ise Allah, insanları bilerek aldatmış yani Hz. İsa'nın öldürüldüğünü düşünmelerini sağlamış ve böylece milyonlarca insanın onu Allah'ın oğlu olarak görmelerine neden olup şirke girmesine sebep olmuştur.
Halbuki bu düşünce yanlıştır. Çünkü, bu olayın Hıristiyanların yanlış inanışa düşmelerine sebep olacağını Allah'ın ezeli ilmi ile kader olarak bilmesi ayrı bir şeydir, engellemesi ayrı bir şeydir. Eğer öyle olsaydı o zaman insanları yanlışa düşüren, inkara götüren hiçbir olaya da izin vermemesi gerekirdi. Çünkü Allah, ezeli ilmiyle gelecekte yaşanacak her şeyi bilmektedir. Bu dünyanın birçok yaratılış hikmeti vardır. İmtihan dünyası olması, insanın iradesiyle doğruyu veya yanlışı seçme meselesidir. Aksi halde imtihan sırrının bir anlamı kalmazdı. Allah, kullarına hükümlerini de bildirmiştir. Yani Hz. İsa'nın öldürülmediğini daha sonraları Kuran'da açıklamıştır. Üstelik, insanların Hz. İsa'nın öldürüldüğünü düşünmeleri ile ona kutsallık atfedilerek Allah'ın oğlu olduğu inancı birbirinden farklı şeylerdir. Bu inanç daha sonları ortaya çıkmıştır. Hz. İsa, kendini öyle tanıtmamıştır. İnsanların yanılgısı söz konudur. Ayrıca Kuran'ın indirilişine kadar geçen sürede bu inanışa sahip olan insanların durumu, şimdiki Hıristiyanların durumundan farklıdır. Çünkü onlar, Kuran'dan yani doğru bilgiden mahrumdular. Allah, Kur'an'da uyarıcı, resul gönderilmeyen hiçbir ümmetin azap görmeyeceğini bildiriyor. Halbuki, şimdiki Hıristiyanlar Allah'ın işin doğrusunu bildirmesine rağmen batıla inanmaktadırlar.

Yahudilik ve Hıristiyanlıkta ruhban denilen din sınıfına ayrıcalıklar verilirken, İslamiyet'te ayrıcalıklı bir din sınıfı bulunmaz. İslam, eşitliği savunarak seçilmişlik ve üstünlük anlayışını reddeder.
İncil'de Hz. Adem'in işlediği günahtan dolayı insanların günahkar doğduğu görüşüne karşılık İslamiyet'te insanların günahsız doğduğu anlayışı vardır.
Ayrıca son din olması bakımından diğer dinlerde temas edilmeyen veya yüzeysel geçilen uluhiyet(Allah'ın isim ve sıfatlarıyla tanınması), ahlak, ilim, iktisat gibi konular en kapsamlı ve veciz bir ifadeyle sunularak Kur'an'ın ifadesiyle hiçbir şey eksik bırakılmayacak şekilde ifade edilmiştir.

Reklam