Kağıt Para ve Amerikan Emperyalizmi

Kağıt Para ve Amerikan Emperyalizmi

Son paragrafta ifade edilen küresel emperyalizmi anlamak için önce Serbest Piyasa Ekonomisinin İşleyişi, ekonominin dilini iyi anlamak gerekir.

Serbest Piyasa Ekonomisinin İşleyişi

Modern ekonomilerin bağlı olduğu TEMEL UNSUR DÖVİZ KURU veya başka bir deyişle yerel para biriminin yabancı ülke paraları karşısındaki değeridir.

EKONOMİDE HER ŞEY BUNA BAĞLIDIR.
Faiz, gelir dağılımı adaletsizliği, ekonomik krizler, gelişme...

İster Amerika, Almanya Japonya gibi süper gelişmiş ülkeler olsun, ister gelişmemiş ülkeler olsun, ister de Türkiye gibi gelişme yolunda olan ülkeler olsun yerel paranın yabancı paralar karşısındaki değerinin doğru olması, ekonomilerin sağlıklı işlemesinin tek sebebidir. Bu veri yanlış olursa ülkelerin ekonomik faaliyetlerinin farlılığına bağlı olarak farklı süreler olsa da mutlaka her ekonomi bu yanlışlığın bedelini ekonomik kriz olarak ödemektedir.

Kapitalist ekonomi anlayışı, serbest piyasa anlayışı üzerine kurulu olup gelişmiş ülkeler, bütün dünyayı bu anlayışın prensipleri sayesinde sömürmektedir. Fakat zaman zaman kendileri de bu sebepten(döviz kuru) ekonomik krizler yaşamaktadırlar.

Son yaşanan 2008 krizi aslında insanların borçla(krediyle) yani hakkı olmadığı halde daha fazla mala sahip olma hırsından kaynaklanmış gibi görünse de bunun da temeli faize, faiz de aslında yine döviz kuru meselesine dayanır:

Kapitalist ekonominin olmazsa olmazı bankalar. Bankalar faizle para toplayıp üzerine kar koyarak isteyene satmaktadırlar. Ekonomilerinin bu şekilde yürüdüğü varsayılır.

Gelişmiş ülkeler de dahil bütün ekonomiler döviz değişkeninin doğru seviyede olmamasının bedelini er ya da geç krizle öder.

Peki bu nasıl olur?

Para birimlerinin değeri normalde serbest piyasa şartlarında belirlenir. Bunun böyle olması gerekir. Bu temel anlayış aslında döviz değişkeninin doğru seviyesini kendiliğinden ortaya koyar. Yani mesela TL-dolar değişim oranı(paritesi) diyelim ki 1,5 olsun. Bu değere göre biz ülke olarak 100 birim ihracat, 130 birim ithalat yapıyorsak, yani sattığımız, aldığımızdan az ise doğal olarak piyasada dolar talebi olacaktır. Çünkü 100 kazanmışız, 130 harcamak istiyoruz. 30 birim açığımız var. Dolara talep fazla olunca fiyat belli bir miktar yükselecektir. Yeni değer belki 1,8 belki 1,9 olacak diyelim. Bu durumda ithal ürünlerin fiyatı yaklaşık %30 yükselecek, bu yüzden tüketimi bir miktar azalacak; aynı zamanda bizim üretip ihraç ettiğimiz ürünler de tl değer kaybettiği için bir miktar ucuzlamış olacak, bu yüzden ihracatımız da bir miktar artacak. Böylece mesela ihracatımız 100 den 110a yükselecek, ithalatımız da 130dan 110a inecek böylece dış ticaret dengesi sağlanmış olacaktır.

Buradaki kilit unsur, kurun bu şekildeki hareketle dış ticaret dengesini sağlamasıdır. Kur yükselince halkın tüketim gücü biraz düşmüş olacaktır. AMA BU DÜŞÜŞ DENGEYİ SAĞLAMAK İÇİN OLMASI GEREKEN BİR ŞEYDİR. Yani ekonominin temelinde üretildiği kadar tüketilmesi esası vardır. Kur yükseldi. Enflasyon oldu, düşen oran kadar maaşlara zam yapılırsa, kur hareketinin bir anlamı kalmaz. Zamdan sonra düşen dış tüketim yine artacağı için dış ticaret dengesizliği yine ortaya çıkar. Yine kur bir miktar değer kaybeder. Eğer yine zam olursa kur her seferinde belli miktar yükselir. Bu devam ettiği sürece ülke parası değer kaybeder. BOL SIFIRLI PARALARA GİDEN ENFLASYON BUNDAN KAYNAKLANIR. Dış ticaretin dengelendiği kur seviyesindeki tüketim miktarı korunmalıdır. Netice bu durum değişim oranı aynı ölçüde sadece ithal ürünlere yansır. Yerli üretime yansıması daha az olur. Bu denge sağlandıktan sonra genel anlamda enflasyon da zaten olmayacaktır. Üretime bağlı olarak şahsi ürünler(bir dönem patates çok üretilir fiyatı düşer, bir yıl şeftali az olur pahalı olur) haricinde alım gücü de zaten düşmeyecektir.
Ayrıca bir ülke halkının genel olarak alım gücünün fazla olması için üretiminin fazla olması, bu da katma değeri yüksek yani çok para getiren teknoloji üretiminin çokluğuna bağlıdır. Yoksa para basıp maaşları ikiye üçe katlamak, alım gücünü arttırmaz. Enflasyona sebep olur. Ekonomik işleyişi bozar. Değişen sadece ücret ve fiyat oranları olur. Yani 800 TL asgari ücrete karşılık kiralar 400 TL ise asgari ücret bir günde 2000 TL olsa alım gücü kalıcı olarak değişmez. Kiralar da kısa sürede 1000 TL olur. Yani maaşın yine yarısı kadar olur.

Dış ticarette denge olmazsa bir süre sonra kur oranı aşırı yükselir veya düşer. Bu da ülke ekonomilerini krize sokar. Çünkü şirketler üretim satım anlaşmalarını, ücretleri belli bir kur seviyesine göre hesaplamıştır. KUR AŞIRI OYNADIĞINDA (düştüğünde veya yükseldiğinde) ya iç piyasaya satış yapan ya da dış piyasaya satış yapan şirketler ödeme dengelerini sağlayamadığı için iflas edecek. Yani insanlar işsiz kalacak. İşsiz kalanlar, tüketme faaliyetine fazla katılamayacak, böylece üretim kısılacak, yani işçi çıkarılacak. Bu zincirleme devam ederek ekonomi, devletin fiili müdahalesi olana kadar küçülmeye devam edecektir.

Dış ticarette denge olması, kur seviyesinin aşağı yukarı sabit kalması anlamına gelir. Böylece ekonomi olması gerektiği gibi sağlıklı işler.

Kurun ucuz veya pahalı olması ekonomik işleyişi nasıl bozar?

1. Kur seviyesi düşük olursa:
Yani yerli para değerli, yabancı para ucuz olursa dış ticaret dengesi ülke aleyhine zamanla bozulacaktır. Çünkü ithal ürünler ucuz olacak ve daha çok satılacak, yerli ürünler ise pahalı olup bu yüzden daha az satılacak. Bu fark zamanla iyice artacak ve bir noktada döviz kuru bir anda %50, %100 gibi bir değer kaybına uğrayacak. Kur seviyesinin aniden kalıcı olarak değişmesi ülkede şirketlerin birçoğunun iflasına sebep olarak işsizlik yani kriz meydana gelecek. Amerika, Almanya gibi gelişmiş ve paraları dünyada kabul gören ülkelerin paraları aniden değer kaybetmez ama diğer ülke paraları değer kaybettiği için doğal olarak o ülkelerin paraları değerli hale gelince şirketlerin satışları düşer. İşçi çıkarmak zorunda kalırlar. İşsizlik artar. Aniden olmayıp yavaş yavaş da olsa işsizliğin artması kriz demektir.

2. Kur seviyesi yüksek olursa:
Yani yerli para ucuz, yabancı para değerli olursa, bu sefer ülkede üretilen ürünler ucuz olacağı için hem ülke içinde hem ülke dışında daha çok satılacak. Ticaret dengesi ülke lehine dönecek. Mesela Çin kendi para değerini düşük tutarak bu yolla trilyonlarca dolar stoklamıştır. Bu durum iyi gibi görünse de belli ölçünün üzerinde olursa ülke insanının iş gücü ucuza ülke dışına satılmış olacak. Yani modern sömürü. Mesela, ülkemizde bir işçi, bir Alman işçisinin 1 ayda kazandığını, belki 8-10 ayda kazanmış olacak. Yani refah seviyesi düşük olacak. Somut bir örnekle bir Almanın bir aylık kazancıyla aldığı cep telefonunu bizim işçimiz 10 aylık kazancıyla alacak.

Döviz hareketleri bir ülkede faizin kaldırılmasını da engeller. Çünkü devlet, faizle borçlanmayarak, girişimcilere faizsiz kredi vererek bankalardan faizle kredi almaları önleyebilir. Bu durumda bankaların halktan faiz vadederek para toplamaları engellenebilir. Ama döviz hareketlerinin yüksek oluşu da kısmi bir faiz vaadine sebep olabilir. Çünkü bu hareketlerden para kazanma durumu olursa yine bundan faydalanmak için faiz vaad ederek para toplanabilir.

Faiz vaadiyle para toplanamazsa yani faize dayalı bankacılık olmazsa krediye dayalı tüketim çılgınlığı da önlenmiş olur. Yani çalışmadan haketmeden tüketmeye dayalı ekonomi işleyişi olamaz. Böyle olsaydı 2008 krizi ve Avrupanın içine düştüğü borç sarmalı da yaşanmazdı.

Görüldüğü gibi, faizi, enflasyonu, adaletsiz gelir dağılımını ve krizleri hep döviz kuru hareketleri ortaya çıkarmış oluyor.

Peki serbest piyasa ekonomisi uygulansa da bu işleyiş niçin ara sıra ya da sık sık bozulur? Yani döviz kuru neden olması gerektiği seviyede olmaz?

Bunun temel sebebi SERMAYE HAREKETLERİDİR.

Mesela bir ülke dış ticarette sürekli açık verdiği halde parası değer kaybetmeyebilir. Hatta değer kazanabilir. Bu sermaye bazen faize, bazen borsalara, bazen kredi alan şirket ya da kamu vasıtasıyla gelebilir. Sonuçta para birimi değeri ticaret dengesine göre değer bulması gerekirken para hareketlerine göre ters yönde değerleme ortaya çıkar. Neticede yukarıdaki gibi kur olması gerekenin ya altında ya üstünde olur. Sermayenin sürekli gelişi kuru düşürür. Yerli para değer kazanır. İthal ürünler ucuzlar. Halk, aslında hak ettiğinden fazlasını tüketmeye başlar. Fakat bir zaman sonra sermaye akışı kesilir ya da gelen sermaye tersine çıkmak isterse kur aniden yükselir ve kriz olur.

O halde her ülke, ekonomisinin sağlıklı işleyişini sürdürmesi veya gelişmesini devam ettirmesi için YEREL PARA BİRİMİNİN DEĞERİNİN OLMASI GEREKEN SEVİYEDE OLMASINI SAĞLAMALI VE BUNUN BÖYLE DEVAM ETMESİNİ KONTROLÜ ALTINDA tutmalıdır. Bu tespit, devletler döviz kurlarını kanunla sabitlesin demek değildir. Kurun değeri yasaklamalarla kontrol edilemez.

O halde ekonomideki altın kural döviz kurunun doğru seviyesi ne olmalıdır?

PARA BİRİMLERİNİN OLMASI GEREKEN SEVİYESİ YUKARIDA ANLATILDIĞI GİBİ DIŞ TİCARET DENGESİNİN SAĞLANDIĞI BİR SEVİYEDİR. Yani mesela TL-$ seviyesi 1,5 olduğunda açık veriyorsak, 1,8 veya 1,9da dış ticaret dengeleniyorsa, 2 TLden ticaret dengesi bir miktar lehimize oluyorsa ülkenin döviz ihtiyacına göre fiyat 1,5 dan 1,9 veya 2 seviyelerine gelmeli demektir. Tabi bu değişim aşamalı ve iş yapanların bilgisi dahilinde yavaş yavaş yapılmalıdır ki iflaslar yaşanmasın.
Ticaret dengesi ya tam sıfır olur ya da kur biraz daha yükseltilerek fazla döviz elde edilerek ülkenin ihtiyaç duyduğu yatırımların yapılması için kullanılır.

Bu nasıl sağlanır?

Bu seviye normal şartlarda serbest piyasada belirlenir. Devletin ya da hükümetlerin yapması gereken dış ticaret dengesinin sağlandığı olması gereken seviye ortaya çıktıktan sonra yukarıda söylenen şekilde sermaye hareketlerinden kaynaklanan bozulmaları önlemektir.

Devlet, döviz kurunun yükselmesini eğer elinde yeterli döviz yoksa veya birikimi fazla azaltmak istemiyorsa önleyemez. Çünkü bu bir ihtiyaçtır. Kurun yükselmesi ithal ürünleri pahalandırıp yerli ürünleri ucuzlatacağı için ticaret dengesi bir süre sonra ülke lehine döner. Daha sonra belli bir süreçte merkez bankası yavaş yavaş döviz biriktirir.

Fakat devlet kurun düşmesini yani dışarıdan çok para gelmesi sonucu yerli paranın değer kazanmasını önleyebilir. Daha doğrusu önlemelidir. Bu hareketlerde küçük marjlarda %5-10 gibi inme çıkmaya izin verilebilir. Dışarıdan her ne sebeple olursa olsun fazla para gelirse DEVLET BU FAZLA PARAYI GEREKİRSE PARA BASMA HAKKINI KULLANARAK ALIP STOKLAR.

Böylece dışarıdan ne kadar çok sıcak para gelirse gelsin, kur seviyesini olması gerekenden çok fazla değiştiremeyecektir. Üstelik bir süre sonra çıkmak istediğinde de stokladığı dövizi kullanarak yine olması gerekenin çok çok üstünde oynaklığa izin vermemiş olacaktır.
Böylece ekonomide yerel paraya güven duyulan ve sağlıklı işleyen bir mekanizma kurulmuş olacak ve krizler yaşanmayacaktır.

Burada akla gelen üç soru şudur:
1.soru:
Bir ülkeye aşırı döviz girdiğinde yani yabancılar o ülkede alım gücüne kavuşturulduğunda kur seviyesi düşmezse daha çok ülke varlığına sahip olacaklar. Halbuki kur seviyesi düşse mesela 2 iken 1e inse, 2 varlık alacağına 1 varlık alacak. Bu uygulama yabancıya daha çok tüketme hakkı tanımış olmaz mı?

Cevap : Evet bu durumda yabancı daha çok varlığa sahip olacak demektir. Bu tespit doğrudur. Fakat bunda yanlış bir durum yoktur. Çünkü o ülkenin üretim gücü bizimkinden fazla olduğu için bizden daha fazla tüketme hakları var demektir.

Bizim kur hareketiyle onların alım güçlerini düşürmemiz daha iyi gibi görünmekle beraber aslında öyle değildir. Çünkü:

Birincisi: Bu durum, yukarıda anlatıldığı gibi ülke ekonomisinin bir süre sonra krize girmesine sebep olacaktır. iflaslar, işsizlik vs. Halbuki yabancının varlık alımı ekonominin işlemesini engellemeyecek. Devamını sağlayacaktır.

İkincisi: Aşırı miktarda giriş olursa yani yabancı talebi aşırı olursa varlık fiyatları yükselecektir. Yani enflasyon olacak. Ama sadece yabancı sermayenin yöneldiği alanda olacak. Genel bir enflasyon değil. Eğer emlağa hatta belli bir bölgedeki emlağa yönelirse sadece o alanda fiyatlar yükselecek. Hammaddeye yönelirse yönelinen hammadde fiyatı yükselecektir. Üstelik bu yükseliş suni olacak yani kalıcı olmayacaktır. Çünkü yabancı talebi kesilince fiyatlar yine eski seviyelerine inecektir. Talep enflasyonu kalıcı değildir. Talebe bağlıdır.
Talep enflasyonu sonucu yabancı yine kurun yükselmesi sonucu alım gücünün düşmesi gibi alım gücü düşecektir. Ülke vatandaşının bu durumdan olumsuz etkilenmesini incelersek ikinci durumda yani kur değerinin değişmediği, talep enflasyonun olduğu durumda bu durumun devam ettiği süre boyunca alım gücü düşmüş olacaktır. Ama neticede geçici bir süreçtir. Bir süre sonra fiyatlar yine eski seviyesine dönecektir.
Bu durum birincinden iyidir. Çünkü kur hareketiyle yabancının alım gücü düşürülürse bu durum bir süre sonra ekonomiyi büyük ölçüde krize sokacaktır. Kısmi ve geçici olan ikinci durum bundan daha iyidir.

2.soru: Kur düşüşüne izin verilmezse:
Yabancılarının sürekli para basarak çalışmadan ülkemizin kaynaklarını ele geçirmesine izin verilmiş olmaz mı?

Cevap: Bunu sadece dünyada parası kabul gören ülkeler(AB-ABD) yapabilir. O da kısmen yapar. Çünkü bu durum tek bir ülkeyle ilgili olmayacaktır. Genel anlamda üretimin karşılığı olmayan para basılması o ülke parasının bütün dünyada değer kaybetmesine sebep olacaktır. Bütün dünyada aynı anda değer kaybedince alım gücü düşmüş olacaktır. Ayrıca o ekonomilere güveni zedeleyeceği için bu durum koskoca bir ülkenin bütün varlıklarını ele geçirecek ölçüde yapılamaz. Ayrıca kısmi olarak bunu yapmaları sadece bizi değil bütün dünya ülkeleri için geçerlidir. Bizden alabilecekleri gibi Japonya'dan Çin'den de alabilirler. Bunu önlemenin yolu ise dünya ticaretinin kağıt para değil de altın ile yapılmasıdır. Ayrıca belli ölçüde dış ticaret, alış-veriş yapan iki ülkenin kendi para birimlerinin kullanılması şeklinde de uygulanabilir. O zaman dünyaya hükmeden güçler para basarak çalışmadan tüketme hakkı kazanamaz.
Ülkelerin ticaretleri kendi para birimleri üzerinden yapmaları çok kullanışlı olmama durumlarında, altının dünya ticaretinde kullanılma durumunun olmadığı hallerde dünyada parası kabul gören yani üretimi, ekonomisi güçlü olan ülkelerin bu şekilde para basarak bütün dünyayı sömürmesini engellemenin diğer bir yolu da doğrudan fiziki yatırım için gelen sermaye haricinde bir ülkeye gelen para kurun istikrarı için merkez bankalarınca stoklanması durumunda veya ticaret fazlası olarak elde edilen döviz fazlalığında dövizin kağıt para olarak stoklanmaması gerekir. Çünkü mesela diyelim Çin gibi çok üreten yani çok çalışan emek sarfeden bir ülke bu emek sonucu ortaya çıkan üretimini hangi ülkenin parasını stokluyorsa o ülkeye sadece kağıt ve mürekkep karşılığında yani bedava sunmuş olur. Bu durum, şunu ifade eder. Hangi ülke merkez bankasında ne kadar dolar tutuyorsa(Çin 2 trilyon dolar deniyor.) Amerika'ya o kadar bedava mal sunmuş yani kendini sömürtmüş demektir. Bunu önlemek için elde edilen kazanç kağıt para olarak değil o ülkenin üretimleri şeklinde stoklanmalıdır. Mesela eğer dolar tutulacaksa eldeki dolar kadar amerikadan mal, üretim talep etmek gerekir. O zaman, amerikanın bastığı doların karşılığı var demektir ki bu durumda sömürüden bahsedilemez. Ancak alınacak malın yüksek tenoloji ürünleri şeklinde değil çünkü teknoloji zamanla değerini sıfıra kadar indiriyor yenisi geliştirildiği için, altın, gümüş, maden gibi değerini kaybetmeyecek ve bozulmayacak şeyler olmalıdır.
Bunun da ancak bütün dünyadaki ülkeler tarafından uygulanması gerekir. Eğer sadece birkaç ülke yaparsa o zaman yapan ülkeler kendini kurtaracak ama parası stoklanan ülke yine çalışmadan, üretmeden dünyayı sömürmeye devam edecektir. Çünkü diyelim biz Türkiye olarak yaptık, 100 milyar Dolar karşılığı mal aldık ama bu mal Amerika üretimli olmayacak ya da olsa bile Amerika bu hizmeti başka ülke insanlarının sırtından çıkaracak. Bütün dünya yaparsa o zaman Amerika da dahil hiçbir ülke üretimin karşılığı olmayan yani sömürü demek olan karşılıksız para basamaz. Kendi ülkelerinde enflasyona ekonomilerinin bozulmasına sebep olur. Mesela şu anda dünyadaki bütün ülkeler bu prensibe göre hareket etse diyelim dünyadaki 50-60 trilyon doları Amerikaya götürüp mal talep edecekler. Ancak Amerikanın yıllık üretimi 13-15 trilyon dolar. Yani bu miktarda paranın karşılığı Amerikada yok. Dolayısıyla bu ani talep karşısında Amerikada korkunç bir enflasyon yaşanır ve Amerika ekonomisi çöker. Tabi ellerinde dolar tutan ülkeler de o miktarda zarar eder. Bunun çözmenin tek yolu, dünyada stoklanan doların yıllara yayılan bir şekilde yavaş yavaş maddi üretimle değiştirilmesidir. Bu durum ise Amerikan halkının daha çok çalışmasına kısmi enflasyonlarla daha az tüketmesine onların kestiği tüketim miktarı karşılığı diğer ülkelere kağıt doların karşılığı mal girmeye başlamasına yol açar. Bu durumda Amerikanın küresel askeri gücü de biter. Çünkü artık karşılıksız para basarak yani dünyanın başka insanlarının emeklerini kullanarak hammadde ve mamul elde edemeyecek doğrudan kendi insanlarının üretim gücünü kullanmak zorunda kalacak vergileri arttıracak halkının refahını düşürecek bu durum ise halk tarafından yadırganacak ve dünyayı kontrol işini bırakmak zorunda kalacak. (Kağıt para ve Amerikan Emperyalizmi)

Netice, Özet :

1. Modern ekonomilerin sağlıklı işleyişi ve gelişmesi doğru kur seviyesine bağlıdır.

2. Faiz, enflasyon yani adaletsiz gelir dağılımı ve sabit gelirlinin tüketme hakkının gaspı kur hareketlerinden kaynaklanır.

3. Doğru kur seviyesi, normal şartlarda(ticarete bağlı olarak) serbest piyasada dış ticaret dengesinin sağlandığı bir seviyedir.

4. Sermaye hareketlerinin bu işleyişi suni olarak bozması(sermaye hareketleri sonucu oluşan değerler serbest piyasa hareketi sayılamaz.) ekonomiler için tehlikedir. Ülkeler, hükümetler, para basma haklarını kullanarak bu hareketlerin aşırıya kaçmasını önlemelidir.

5. Dünya ticareti altın ile veya ülkelerin kendi para birimleri ile yapılamaması durumunda dünyada ticaretinde kullanılan parayı basan ülke dünyayı sömürüyor demektir. Bu önlemek için, ülkeler kağıt para değil parası kabul gören ülkeden maddi üretim talep etmelidir.

Reklam