Kavramlar ve Hayat - Feyzullah Akyol

Bu sitedeki herkese ve bu yazıyı okuyan bütün okuyuculara, selam, saygı ve muhabbetlerimi sunarım.
Yazmak, konuşmanın sessiz dilidir.Yani yazı, zihindeki düşüncelerin söze değil de, yazıya dökülmüş biçimidir.İnandığım ve iman ettiğim değere (islama) göre, konuşmak,yazmak bir sorumluluktur.Ve bu satırların sahibi, yazılarını hep bu sorumluluk bilinci içinde yazmaya,gayret edecektir inşallah.
Beşeriz,yanılırız..Olur ki, yazılarımızda hakikate uygun, sorumluluk bilincine aykırı sözcükler çıkarsa,(ki çıkabilir) adabına ve ahlakına uygun her ilmi eleştiri, tarafımızca bir ikram olarak algılanacak ve dönüp bu ikram sahibine,teşekkürü bir borç bileceğiz.
“ Kavramlar; Kültür, medeniyet ve düşünce sistemleri açısından çok önemlidir. Çünkü onlar, topyekün bir dünya görüşünün ve bir zihniyetin özlü ifadesidirler.Bundan dolayı, kendi kavramlarını oluşturamamış düşünce ve medeniyetler kalıcı olamazlar.” der, Mevlüt ÖZLER “Tarihsel Bir Adlandırmanın Tahlili” adlı eserinde..Evet, kavramlar insan hayatı için çok önemlidir. Toplum mühendis ve mimarları tarafından, bir toplumu asimile edilecekse, başta bu toplumun zihin kodlarıyla oynanmış, kullandığı kavramların içini boşaltmış veya ulusalcılık adı altında yeni kavramlar, sözcükler türetmişlerdir.1789, Fransız ihtilali’nden sonra, 3 Kasım 1839 da, Osmanlı da II.Mahmut’un,batılılaşma amacıyla,Tanzimat Fermanı ve Cumhuriyetin ilanından sonraki Harf İnkılabı, buna örnek olabilir. Bu zihniyet,toplumun değişiminde en büyük engeli, tarihi süreçte oluşan,”Din merkezli hayata bakışta” buldu ve bunu açmanın yolunu da, zihniyeti değişitirmede gördü.Yani, kavramlarımız artık,seküler bir zihin algısıyla oluşmaya başladı.Ama, burada peşinen söyleyeyim; Ne “Batı” olduk, ne de “Doğu” olabildik. Batı olamadık..Çünkü batı; aklı iki yüzyıl tartıştı ve sonunda hayatın merkezine aklı yerleştirdi.İmam Cafer-i sadık’a, aklı sorarlar. İmam, şöyle cevap verir;” Akıl iç peygamberdir, peygamber ise dış akıldırır.” Dolaysıyla, batı “iç peygamberi” keşfetti ama,”dış aklı” kaybetti.Bugün, geldiği nokta, keşfettiği “iç akıl”dan dolayıdır. Ama,akıl konusunda batının çuvalladığı önemli bir nokta vardır. O da, aklı “Tanıyan” deği lde, “Tanımlayan” olarak algılaması. Bu da batıyı sekülerleştirdi ve gittikçe de sekülerleştiriyor.

Gelelim bize.. Biz ise; Hem “İç Peygamberi” hem de “Dış Peygamberi” kaybettik. İslam toplumunun, örnek ve hakim medeniyet olduğu dönemlerde, bu iki unsurda tam kapasite olarak çalışmaktaydı.Hayata, Kur’an penceresinden ve Peygamber zihninden bakıyorduk.Bunu yaparken de,aklı hiç bir zaman küçümsemedik. “….Ve O aklını kullanmayanları pisliğe mahkûm Eder” Yunus 100. Ayeti, bizim aklı algılamamızda temel ölçü oldu. Ama, batı seküler algılamasında oduğu gibi, aklı hiçbir zaman Allah’ı karşısına bir rakip olarak ta çıkarmadık, Yani, aklı tanımlayan değil,tanıyan, bağ kuran olarak algıladık.İnşallah akıl kavramını açıklarken,konuyu geniş ele alcağız.
Yaşadığımız hayata, kendi kavramlarımızla değil de,bize ait olmayan zihinle bakma hastalığı, bizi inanç ve hayat çelişkisine düşürdü.Yani, kendimizi “Müslüman” olarak ifade ediyoruz ama, yaşadığımız hayat biçimi,hiç de ifademize uygun değil. Gelin kendimizi şöyle bir kaç kavramda sorgulayalım; mesela, “istikbal”, “gelecek” , “yatırım” denildiği zaman,zihnimiz ta nerelere kadar uzanıyor Eğer, ahirete kadar uzanıyorsa, mesele yok.Ama, sadece dünyayla sınırlı kalıyorsa, o zaman zihnimiz, yüreğimiz ve geleceğimiz tehlike altında demektir.Hemen, Kur’an’la orayı formatlamamız gerekir. Daha birçok kavramlarla,zihnimizi ve algılamalarımızı yoklaya biliriz.Örneğin; kar-zarar, helal-haram, iyi-kötü vs.
Bakın, bu hastalıklı zihin algılamasına, Kur’an’dan bir örnek vererek meseleyi kapatmaya çalışalım;
“Faiz yiyen kimseler, başka değil,sadece şeytanın dokunarak aklını çeldiği kimse gibi hareket ederler: Çünkü onlar “Alışveriş de faiz gibidir” derler. Oysa ki Allah alışverişi helâl, faizi haram kılmıştır.”(Bakara 275) Şimdi,bu zihni anlamaya çalışalım; Bu zihin; kazanca,salt, seküler akılla baktığı için,sadece kar’a odaklanmıştır.Yani,zihnindeki kar algılaması “Faizde bir ticarettir” kıyaslamasına götürmüştür.Gerisi mi?..Gerisi hiç önemli değildir.Oysa kiAllah; faiz’i (tefeciliği) haram, ticareti ise helal kılmıştır.
Evet, hastalık büyük ve yaygın.. Nice kurbanlar verdik,bu hastalığa..Ve hala da vermeye devam ediyoruz.Toplumdan gelen bütün feryad-ı figanlar,bu hastalığın bir sonucudur.Peki,tedavisi yok mu?.Elbette ki var. Kerim olan, Rahmeti, gazabını geçen, rahmet etmeyi kendisine prensip edinen,bir Rabbimiz var ve O, bizi hiç yüzüstü bırakır mı?..İşte,1400 küsür yıldır yanı başımızda duran Kur’an, Rabbimizin bize uzanan, bir rahmet elidir. Hastalıklara karşı yollanan, bir tedavi reçetesidir. İşte Biz Kur’an’ı, ona inananlar için (iç dünyalarını onaran) bir şifa ve rahmet (eczanesi) olarak indirdik; ama o, zalimlerin yalnızca yıkımını artırıyor.(İsra 82)
Rabbimizin Hitabı ne kadar açık değil mi?..Kur'an bir şifa eczanesidir. Hatta Tıpta koruyucu Hekimlik vardır. Kur’an Koruyucu hekimliktir,Peki, biz ne yaptık?..Biz, o reçeteyi alıp eczaneye koşmadık, ilaçları alıp zamanında kullanmadık.Sadece reçeteyi okumakla, üzerimizde taşımakla ve çok cicili kılıflara sarmakla, şifa bulacağımızı zannettik….

İnşallah,bundan sonraki yazılarımızda, bu hastalıktan kurtulma amacı ve gayesiyle, hayat içindeki kullandığımız kavramları, Kur’an-i çerçevede ve Peygamber-i zihinle ele almaya çalışacağız.

Selam ve dua ile..

Reklam