Bitmeyecek Tartışma: Evrim ve Yaratılış

Hayatın kökenini ve insanlığın nasıl var olduğunu insanlar hep sorgulamış, bu konuda bazı düşünceler veya teoriler öne sürülmüştür. Bunlar incelendiğinde iman eden insanlarla Allah inancı taşımayanların iddiaları diye genel olarak iki grupta toplanabilir. Allah'ı inkar edenlerin başlıca fikirleri kendi kendine oldu, uzaydan geldi, zaten hep vardı, evrim süreciyle oldu gibi fikirler olup sonraları en mantıklı gördükleri evrimi savunmuşlardır. İman edenler ise tutarlı bir şekilde hep Yaratılış veya akıllı tasarım denen fikri savunurlar.
Evrim teorisini savunanların temel iddiası doğal seleksiyon(seçilim), mutasyon, tesadüf kavramlarıdır. Doğal seçilim, doğada güçlü, sağlam, ortama uyum sağlayanların hayatta kalması, diğerlerinin yok olmasını ifade eder. Mutasyonlar rastlantısal olarak DNA da meydana gelen değişimleri ifade eder. İddiaya göre milyarlarca yıl içinde sürekli tesadüfi oluşan işe yarar mutasyonlar doğal seçilimle beraber canlılığı meydana getirmiştir.

Altını Ateşle Sınarlar - Fatih OKUMUŞ

Altını ateşle sınarlar, insanı dostlarıyla…
Atı, deveyi, eşeği yularla bağlarlar; yiğidi yârin zülfüyle…
Misk şişesine benzeriz biz: kırılınca râyihamız yedi mahalleyi doldurur.
Bize kötülük etseniz, biz onu iyilik sayarız. Âlemin Padişahı, bizim bu niyetimizi hakikate kalbederek ödüllendirir. Mahza lüftundan, mahza kereminden…
Yani ki sevgili dostum,
Siz bize, isteseniz dahi bir kötülük edemezsiniz. Cahillerin kötülük sandığı da arif katında bir iyiliktir. Müminin ezasına sabretmekte iyilik vardır. Hüsnüzanda iyilik vardır. Sabırda iyilik, afüvde iyilik, vefada iyilik vardır.
Bir mümine gafilâne veya cahilane bir kötülük yapılsa; hakikatte ona on türlü iyilik yapılmış olur. Fikr et!
Uğradığı eziyete tahammül etmesi günahlarına kefaret olur. Şükretmesi rızkını artırır, nimet kapılarını açar.

Devletin Dini Adalet Olmalıdır, Ama Nasıl? - Haydar ÖZTÜRK

Müslümanlar arasında “hâkimiyet”in kaynağı konusunda
tartışma olmaz. Bunu kimse tartışmamaktadır.
Ancak tartışılan konu, bu hâkimiyetin yeryüzünde
nasıl temsil edileceğidir.
Mustafa İSLAMOĞLU

Adaletin ikame edilmesi gereken en şümullü alan, yönetimdir. İslam nazarında yöneticilik, insana tevdi edilen emanetlerden biri, hatta en mühimidir. Hangi seviyede olursa olsun, avantaj gibi görünen yöneticilik bu itibarla insanın omuzlarında ağır bir yüktür. Peygamber Efendimiz (s), devlet başkanından evdeki hizmetçiye kadar her seviyedeki yöneticinin idare ettiklerinden mesul olduğunu bildirmiştir (Buharî, Cuma 11). Yönetimde adalet ise, Mü'min idareci için en büyük vazifedir. Kur'an-ı Kerîm'in, "Allah size, emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğinizde adalete uygun tarzda hükmetmenizi emreder.

Kainat Kitabını Okumak

Kainat Kitabını Okumak

Bir an başınızı yerden kaldırıp göğe çevirerek, göğün lime lime dağılmış bulutlar ile, saf saf uçan kuşlar ile süslü güzel yüzüne bakın. O güzelim tablo, ne de güzeldir! Ya bulutsuz bir gecede ışıl ışıl yanan gök kandillerinin bayramını seyre ne demeli?
Ama gün olur, gece olur, günler geceye eklenip ay olur, aylar olur da, başımızı yerden kaldıramayız nedense. Yerden yani, işimizden gücümüzden, gündelik meşgalelerden, borçtan, alacaktan, "Şunu alsaydım keşke, bunu satsam"lardan...
Ve biz göğe bakmadıkça, gök bizden küser, uzaklaşır. O bizden uzaklaştıkça, biz dipsiz bir yer kuyusuna iner dururuz. Sonunda mutsuz çehreler, huzursuz evler, sancılı kalpler, dertli başlar dolar dünyamıza. Şu güzel dünya, biz o meşgalelere daldıkça kararır, soğur, asıklaşır. Bir zindan olur. Hatta, bir nevi cehennem oluverir.
O meşgalelerin, o gündelik küçük hesapların ötesinde, ötelerde bizi bütün ruhumuzla kucaklayan bir sır olmalı ki, ötelerin ve bu yerin Sahibi, Kur’ân’ıyla bizi oraları seyre çağırıyor. Başımızı onlara; o kuşlara, bulutlara, yıldızlara çevirelim istiyor. "Çevir gözünü semaya" diyor. "Üstlerinde kanat açıp kapayarak uçan kuşları görmüyorlar mı?" diye haber gönderiyor. Sonra, "Yeryüzünde seyahat edin" diyor. "Seyahat edin" yani, kabuğunuzu kırın, yarattıklarımı görün, seyredin, düşünün. "Şüphesiz, bunda iman eden bir kavim için nice deliller ve ibretler vardır" diyor sonra. "Allah size delillerini gösteriyor" buyuruyor.

İslam Ahlakı

İSLAM AHLAKI

Bil ki dünya din yolunun konaklarından bir konak, Allah’a giden yolda bir uğrak ve yolcuların azıklarını almak için çölün başında kurulmuş bir pazardır. Dünya ve ahiret iki halden ibarettir. Ölümden önce olana sana yakın olduğu için dünya denir. Ölümden sonra olana da ahiret denir. Dünyaya gelmekten maksat ahirete azık hazırlamaktır. Çünkü insan başlangıçta basit ve noksan yaratılmıştır. Ancak maddesindeki kabiliyet ile kemal kazanıp meleklik suretini kalbinde nakşetmeye muktedir olur. Böylece Allahu Teala’nın huzuruna layık olur. Bu da onun Allahu Teala’nın cemalini görüp cennet-i ala ve en son saadete kavuşması demektir. İnsan bunun için yaratılmıştır. Ancak basiret gözü açılıp Allahu Teala’nın cemalini idrak etmeye liyakat ve kabiliyet hasıl olmadıkça O’nun cemalini görmek mümkün değildir. Bu derece de ancak marifet ile elde edilebilir. Bu sebepten insan su ve toprak alemine gönderildi ve Allahu Teala’nın acayip işlerini bilmek için Allahu Teala’yı bilmenin anahtarı yapıldı. İnsanın duyguları da Allahu Teala’yı bilmenin anahtarı yapıldı. Duygular da ancak su ve toprak alemine gönderildi ki yolculuk azığını tamamlasın. Kendini ve kainatı bilmekle Allahu Teala’yı tanısın.

Kötü Ahlakın Tedavisi

Kötü ahlakı terketmek isteyen için yalnız bir yol vardır: O da arzu ettiği şeylerin tersini yapmaktır. Zira şehveti, karşı koymaktan başka bir şey yok edemez. Her şey zıddı ile yok olur. Nitekim sıcaklıktan ileri gelen hastalığın ilacı, soğukluktur. Öfkeden meydana gelen hastalığın ilacı da, soğukkanlılık ve sükunettir. Büyüklenmenin ilacı, alçak gönüllülüktür. Cimrilik pisliğinin ilacı da cömertliktir. Bütün huylar böyledir.
O halde iyi işleri adet edinende, güzel ahlak meydana gelir. Şeriatın iyi işleri emretmesinin hikmeti de budur. Zira iyi işler yapmaktan gaye, kalbi çirkin şekilden iyi şekle çevirmektir. İnsanın zorlanarak zamanla adet edindiği her şey, artık onun tabiatı, huyu olur.

ALLAH SEVGİSİ NASIL ELDE EDİLİR?

ALLAH SEVGİSİ NASIL ELDE EDİLİR?

1. İman-Niyet : Ahiret âlemi, ruhlar âlemi ve Allah'ın cemâlini görmek âlemidir. «Nefsini temizleyen kurtuldu.» (Şems sûresi, âyet: 9)
2. Kalbi Temizleme : Allah’ı sevmenin birinci şartı, dünyadan yüz çevirip, kalbini dünya sevgisinden temizlemektir. Bu ise zühd ve takva ile olur.
3. Amel: Allah'ın marifetini tahsiletmek, tohum ekmek gibidir. Sonra devamlı olarak zikirle meşgul olmak, o tohumu sulamak gibidir.
Marifetin kemâlini (tam bilgiyi) elde etmenin iki yolu vardır:
Birincisi, tasavvufçuların yoludur. Bu, mücahede ve devamlı zikirle kalbi temizlemektir.
İkincisi, marifet ilmini öğrenmektir. Marifet ilminin başlangıcı Tefekkür ile Allah Teâlâ’nın acaip işlerini görmektir. Bu ise, Kur'an ve kainat kitabını okuyarak yani tabiat ilimlerini öğrenerek Allah'ı isim ve sıfatlarıyla tanımakla olur. Bunda bir sınır yoktur. Çünkü Allah'ın varlığı sınırsızdır.
4. Şart: İnsanların su ve topraktan meydana gelen bedene alâkası ve dünya arzularıyle ilgilenmesi müşahedeye mani olup marifete mani değildir. Bedene olan alaka ve arzularla ilgilenme kalkmadan Allah’ın cemâli görülemez.
5. Ahiretteki Durum: Belki herkesin müşahedesi ve lezzeti marifet miktarı kadar olur. Tam saadet olan müşahedeye marifet kâfi değildir. Belki Allah sevgisi de gereklidir. Allah sevgisi de kalbi, dünya sevgisinden temizlemekle olur.
Tasavvufun esası dünyanın güzelliklerinden yüz çevirmek, mal, mülk, mevki, şan, şöhret gibi dünya zevklerinden kalbini ayırarak Hakk’a yönelmek, ibadete ve taate sarılmak, zikir, tefekkür, riyazet ve mücahede ile nefsi terbiye etmektir.
Zikir : Tasavvufi yaşayışın temel unsurlarından biridir. Pek çok ayet ve hadiste emir ve tavsiye edilmiştir. “Ey iman edenler! Allah’ı çok zikrediniz!” (Ahzab 33/41), Allah rasulüne, “Cennet bahçeleri nedir?” diye soruldu. “Zikir meclisleridir.” Buyurdu.

KAİNATIN YARATILIŞ HİKMETİ

KAİNAT, İNSAN ve İSLAM

AMAÇ, SEBEP

Kainatın ve insanın yaratılış sebebi Allah'ın kendini(isim ve sıfatlarını) ve sanatını göstermek, tanıtmak istemesi; böylece kendi özgür iradesiyle görmeden, gaybda iman edip Allah'a yönelen, ibadet ve taat eden ve onu tanıyıp seven gönülleri; ilim, ibadet ve mücahede yoluyla ahlaken olgunlaşan kullarını ortaya çıkarmak istemesidir. "Eğer biz dilemiş olsaydık her nefse hidâyetini verirdik." (Zariyat, 56) ayeti niteliği bize meçhul olan irade temelli bir yaratma olduğunu ifade eder.

İslam'ın tasavvuf anlayışına göre “Ben, gizli bir hazineydim. Tanınmak istedim." hadisi varlığın yaratılış sebebini bildirir. Bu istemenin karşılığı muhabbet, tanınmasının karşılığı marifettir. Buna göre yaratmanın kökünde ve temelinde muhabbet(kendi zatına olan sevgi) ve marifet(bilme, tanıma) vardır.
Buna göre Allah(c.c.), hüsn-ü mutlak yani kusursuz, mutlak güzeldir. Güzelliğin yapısı kendini görmek ve göstermek ister. İşte, Cenab-ı Hak, kendi sonsuz, kusursuz güzelliğine duyduğu aşktan dolayı kendini göstermek, mahlukatının gözüyle de görmek ve kendi iradeleriyle gaybda görmeden, isim ve sıfatların tecellilerine, yani kainata bakarak kendisine yönelip bu mutlak güzelliğe gönül verip sevmelerini murat etmiş ve kainatı bu ana hikmet gereği yaratmıştır.
Her güzellik ve maharet sahibi, bu güzelliğini, eserlerini, sanat inceliklerini hem kendi gözüyle görmek ve hem de başkalarının nazarıyla o eser ve sanatına bakmak ister. Cenâbı Hak da, kendi sonsuz cemâl ve kemâlini görmek ve mahlûkatına göstermek hikmetiyle, bu kâinat sergisini açıp antika sanatlarını orada dizmek istemiştir.
Eşyada görünen güzellikler ve mükemmellikler, Cenâbı Hakk'ın isimlerine aittir ve o isimlerin tecellileridir. Madem o isimler bâkidir, devamlıdır ve cilveleri dâimidir. Elbette onların nakışları yenilenir, daha güzel bir şekilde âlem-i bâkide tazelenir.
Cenab-ı Hak, Kur’an-ı Kerim’de bunları şöyle ifade etmiştir:

Yolsuzluk ( Ümmetin Hastalıkları ) - Yaşar Değirmenci

Veylünlil mütaffifîn"Eksik ölçüp noksan yapan hilekârlara yazıklar olsun!"

Sûreye adınıveren mutaffifîn kelimesi "alırken dolgun, tam, satarken ise eksik ölçenler”demektir.
Yolsuzluklar artık şekil değiştirmiş, terazi ve diğer elektronik tartı aletleri, yerlerini; masa başı hırsızlıklara, kapalı kapılar ardında yapılan pazarlıklara, ihaleye fesat karıştırmalara, belirli makam ve mevkilere gelerek nüfuz kullanmaya terk etmiş, insanların gözüne baka baka onları aldatmanın her çeşidi yaygınlık kazanmıştır. Üstelik bunu yapanlar, çok maharetli bir iş yapıyormuş gibi davranıp, ‘ahlakın gücü’ yerine ‘gücün ahlâkı’nı ikame etmişler, sonra da hak-hukuk tanımayıp, kendi insanına dahi zulmün her çeşidini yapar hale gelmişlerdir. Yolsuzlukların her türlüsüne bulaşanlarda, şefkat-merhamet kalmamış, acımasız bir insan tipine bürünmüşler, ‘hedefe ulaşmak için her yol mubah’ çizgisinde hareket ederek zalim olup çıkmışlardır. Dünya menfaatlerine gömülmeleri, lükse israfa düşkünlükleri, refahı tercih eden yaşayışları, onlara Allah’ı unutturmuş bilerek veya bilmeyerek başkalarının hakkını gasp eden, yolsuzluk yaparken bile utanmayan ‘yüzsüzler güruhu’ oluşmuş, irtikap ettikleri cürümler ‘vakıayı âdiye’den sayılmış, hesaba çekilip cezalandırılacaklarıyerde, hâlâ itibar görmüşlerdir. Mazlumlara da bu yolsuzları, ‘mutlak âdalet’in tecelli edeceği o ‘hesap günü’ne havale etmekten başka çareleri kalmamıştır. Bu‘ölçü ve tartı’ya hile karıştırıp yolsuzluk yapanların fikri yapıları,‘dindarlık sembolleri’ onları frenleyememiş, hırs ve ihtiraslarının kurbanıolmuşlardır. Suret-i haktan görünerek muhataplarını aldatma sanatları geliştirmişlerdir.

Toplam Hadis Sayısı

Hadislerin sayısı konusunda doktora yapan ve bunu bir kitap halinde yayınlayan Doç. Dr. Mustafa Karataş, Peygamberimiz döneminde rivayet sahasında dolaşan hadis sayısının 5.000’den (beş yüz değil, beş bin) fazla olduğunu söylemenin mümkün olmadığı sonucuna varmıştır. Tabii ki bu sayı tekrarsız hadisler için verilmiş bir sayıdır. Karataş, bu sayının tekrarları ile birlikte Kütüb-i Tis’a* denilen meşhur dokuz hadis kitabında 10.000 civarında olduğunu, sahabe ve tabiin sözleri de dâhil tekrarsız toplam hadis sayısının 30.000′i geçmediği kanaatindedir.

Aklı meşgul eden bir dizi sorunun cevabı

Aklı meşgul eden bir dizi sorunun cevabı :

1. Allah mutlak güç sahibi ise ve merhameti gazabını geçmiş ise insanların çoğu neden cehenneme gidecek?

2. Dünyada bu kadar çok zulüm olması ile veya vahşi tabiatta av ile avcı hayvanlar arasında nahoş durumların var olması ile Allah'ın varlığı, merhameti çelişir mi?

3. Allah kalpleri mühürler mi? Hidayeti Allah'ın vermesi adil midir?

4. İmtihan dünyasına gelişimizin bize sorulmaması adaletsizlik midir?

5. Kalu Belada evet denmesini niye hatırlamıyoruz?

6. Nuh tufanında gemideki canlılar hariç dünyadaki diğer bütün canlılar ölmüş müdür?

7. Hz. Adem ve Havva hikayesi mantıklı mı?

8. Taş Devri yaşanmış mıdır? İlk insanlar ilkel ve vahşi miydi?

1. Allah mutlak güç sahibi ise ve merhameti gazabını geçmiş ise insanların çoğu neden cehenneme gidecek?

Evvela şunu belirtmek gerekir ki Allah bazı insanları cehennem için yaratmamıştır. Aksine cehennemi adaletin gereği olarak bazı insanlar için yaratmıştır. Mesela, devletler hapishane yapar, ama bu hapishaneleri bazı insanlar içeriye tıkılsın diye yapmaz. Suç işleyen insanlar için adalet gereği yapar. Suç işleme kişilerin özgür iradelerine bağlıdır. Ceza ise hak edene verilir ve adaletin ve merhametin bir gereğidir. Çünkü nice mazlumun hakkının zayi olmaması için zalimin cezasını görmesi gerekir. Zalime merhamet, mazluma merhametsizliktir. Çünkü zalim, başkasına olduğu kadar kendisine de zulmetmiş olur.

Reklam

İçeriği paylaş