Röportaj: Mustafa islamoğlu - Konu: Kuran Mesajı

Bülent Şahin Erdeğer:
Hocam biliyorsunuz gençliğin birçok problemi var. Liberalizm olsun, sosyalizm olsun, farklı dünya görüşleri söz konusu.. Biz gençlik arasında nasıl Kur’an’ın mesajını gündemleştirebiliriz? Bu konuda farklı metotlar ve söylemler söz konusu İslam dünyasında. Siz bu açıdan, gençliğin gündemine Kur’an’ın taşınabilmesi açısından nasıl yöntemler tavsiye edersiniz?
Mustafa İslamoğlu:
Öncelikle gençliğin gündemine Kur’an’ın taşınması meselesi daimi gündem olmalı. Maalesef gündemimizi başkaları tayin ediyor. Biz, çocukların, gençlerin gündemine girmekte zorlanıyoruz. Modern iletişim araçları, sosyal medya dediğimiz internet çağıyla gelen bütün bu hareketlilik gündemi işgal etme ve kapatma üzerine inşa edilmiş. Öyle kıskanç ki, öyle totaliter ki; gündemin hepsini istiyor. İnsanlık tarihinde böyle bir durum daha olmuş mudur, ben bilmiyorum. Geçmişte insanların gündemlerine giren hadiseler mütevazı idi; gündemlerinin bir kısmını işgal ederdi ve geri kalanını başka gündemlere bırakırdı. Ama günümüzde öyle değil. İşte bu yüzden, gençliğin gündemine ulaşabilmek diye bir problem var. Bu problemin altını çizmek için bunları söyledim.
Gençliğin gündemine Kur’an’ın mesajını ulaştırma meselesi öncelikle gençliği tanımakla olur. Gençliğin zaafları, meziyetleri, avantajları, faydaları, maliyetlerini iyi tanıyacaksınız. Şuna iman edeceksiniz; Allah kapısız kalp yaratmamıştır. Her kalbin bir kapısı vardır fakat her kalbin kapısı aynı yerde değildir. Ve her kalbin kapısının şifresi de ayrıdır. Yani anahtarı farklıdır. Siz her kalbe basmakalıp fason bir ürün gibi muamele ederseniz, o kalplere giremezsiniz, zira açamazsınız. Bu insanın orijinalliğiyle alakalı bir şeydir. İnsanın ahsen-i takvim olması da bu anlama gelir. İnsan çok muhteşem bir kıvama sahiptir. Her kalbin orijinal bir kapısı varsa ve siz de giremedinizse, o kapıyı ya çalmayı bilmediniz, ya aramadınız, ya da kapının anahtarını bulamadınız. Yani bu sizden kaynaklanıyor.

Gençlik ve Kur'an

“Kalk ve uyar!”

Son Nebi’ye gelen bu ilahi emrin açılımı şudur: Kalk ve kaldır. Aktif ol ve aktifleştir. Harekete geç ve harekete geçir.
Bu emir, dünyanın en iddiasız insanını, dünyanın en iddialı insanı yaptı. Bu emrin muhatabı eliyle başlayan hareket, yeryüzünün gördüğü en kapsamlı iman hamlesi oldu. Bu hamlenin rehberi, bu emri aldıktan sonra, bir daha hiç pasif olmadı.
İyiler yatarsa, iyilik de yatar. İyiliğin yatıp kötülüğün kalktığı bir dünyanın iyi olmasını beklemek nafiledir. Böyle bir dünya iyilere zindan, kötülere saraydır. Dünyanın bu hale gelmesine seyirci kalmak, insana verilen “hilafet” görevine ihanet etmektir.

Müslümanlar Allah yokmuş gibi yaşıyorlar

Dr. Emre Dorman: "Ülkemizde yaşayanların yüzde 99’u Müslüman olduğunu söylüyor. Ama yaşantılarını incelediğinizde Allah yokmuş gibi yaşıyorlar. "

"Müslümanlar Allah yokmuş gibi yaşıyorlar"

Acıbadem Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Emre Dorman, ateizm üzerine yaptığı çalışmalarla tanınan bir isim. Dr. Dorman, kaleme aldığı kitaplarında günümüzde ateizmin geldiği noktanın son durak olduğu üzerinde duruyor.

Dr. Dorman, “Modern Bilim: Tanrı Var” kitabında modern bilimin geldiği noktada Allah’ın varlığını kabul ettiğini belirtiyor. “İnsanlar Uyurlar, Ölünce Uyanırlar” ve “Kur’an-ı Kerim’deki Temel Emir ve Yasaklar” Dr. Dorman’ın diğer kitapları.

Yüksek binalar ve altında ezilen insanlık! - Yaşar Değirmenci

Peygamberimiz de bugünleri görürcesine “Dikkat ediniz, gün gelecek insanlar yüksek bina yapmakta birbiriyle yarış edecekler.” Kıyamet alametleri sorulduğunda da: “ Binalar yükselip heva-i hevese uyulduğunda, binalar ve zinalar çoğaldığında…” buyurmuşlar.

Servet ve Dünya Hayatı

Size ne verilmişse onlar dünya hayatının geçici hazlarıdır. Dünya hayatı misafirhanedir. Ruh dünyaya gelmekle gurbete gelmiştir. Bir gün asıl yurduna dönecektir. Allah katında olanlarsa daha kalıcı ve daha hayırlıdır.
Hâlâ akletmeyecek misiniz?
İki dünyalı insan ve tek dünyalı insan. Tek dünyalı insan bu dünyaya sıkı sıkı sarılacaktır. Bu insanın bir fiyatı vardır. Ama çift dünyalı insana fiyat biçemezsiniz. Fiyatı olmayan daha doğrusu Allah’tan başka kimsenin ödeyemeyeceği bir fiyatı olan insan.
Öteden beri Bana ortak koştuğunuz ortaklarım nerededir diye soracaktır.
Şirkin Allah’a bir zararı yoktur. İnsan şirk koştuğuna kul olur. Şirk koştuğu şey karşısında köleleşir.
Şirk koşulanlar derler ki; bu peşimizden gelenleri biz azdırdık. Kendimiz azdığımız gibi onları da azdırdık. Onlarla ilişkimizi kesiyoruz. Onlardan Sana sığınıyoruz Allah’ım.
Aslında onlar bize tapıyor değillerdi. Zımnen onlar kendi heva ve heveslerine arzu ve içgüdülerine tapıyorlardı.
Onlara denilecek ki; çağırın ortaklarınızı. Fakat kendilerine asla karışlık verilmeyecek.
Ama azabı görecekler.
O çağırdıkları şirk koştukları değil, asıl azabı çağırmışlardı. İyi eylemleri yapanların cenneti çağırdıkları gibi kötü eylemleri yapanlar azabı çağırmış oluyorlardı.
Yeryüzünde bir hayata sahip olmak, iradenin imtihana tabi tutulmasından başka bir şey değildir.
Madem elçilerin getirdiği haberlere kör sağır kaldılar, onu almadılar ahirette de bir haber bekleyecekler fakat bir haber alamayacaklar.
Tevbe edenler iman edenler ve güzel amel edenler ahirette mutluluğa ereceklerdir.
İman bir ağaçtır ki amel bu ağacın meyvesidir.
Ebedi hayatın kurtaran kurtulmuş oluyor. Kur’anın lügatinde kurtulmak bu anlama geliyor.
Ne ki dilediğini yaratan ve elçi seçen Allah’tır.
Allah peygamberi kendisi seçer.
Yüceler yücesi aşkın olan Allah’ın zatı onların çok ötesindedir. Onların göğüslerinde sakladıklarını da açığa vurduklarını da çok iyi bilir.
Bu dünyada da öbür dünyada da hamd O’na mahsustur.

Hicri Yılbaşı'nız Kutlu olsun -1 Muharrem 1434

1434 yeni hicri sene içerisine girmiş bulunuyoruz.

Rahman hepimiz için bu yeni seneyi hakkımızda hayırlar getirsin inşallah..

Hicret, bir vazgeçiştir, uzaklaşmadır, ileriye doğru atılmış büyük bir adımdır.

Hicret, karanlıktan aydınlığa, zülumattan nura kaçıştır.

Hicret, olgunlaşma, değişme ve bir tekamüldür.

Hicret, nefsilik çukurundan kalbilik zirvesine koşmaktır.

Hicret, daha hayırlısını alabilmek için, elindekilerden vazgeçmektir.

Sonuçta hicret, Allah’ a (c.c.) ve Resulu’ne (s.a.v.) ulaşan bir yolculuğun adıdır.

Tüm kardeşlerimizin "hicri yeni senesini" tebrik ediyoruz.

Selam ile.

Ümmetin Hastalığı: Dünyevîleşme - Yaşar Değirmenci

Dünyevileşme, müminler için kanser kadar tehlikeli bir hastalıktır. ‘Dünyevileşme hastalığı’nın en önemli sebebi imanda zayıflık ve zafiyettir. Dinde laubalileşme, lakaytlık, ibadetleri geçiştirme, emir ve nehiylerde vurdumduymazlık, amelsizlik, vs. ‘dünyevileşme’nin dışa yansıyan tezahürleridir.

Dünyevileşme, dini olanın gündelik hayattan, ahlaktan, ticari ve sosyal yaşayıştan uzaklaştırılması, öneminin azaltılması, kişinin kendisini dünyanın cazibesine kaptırıp onun esiri olması manasını taşır. Diğer bir ifade ile dinin, gündelik hayattaki tesirini ve yerini azaltma, sınırlama, yaşadığı hayat tarzına dini müdahale ettirmeme anlamına da gelir. İnsanın ilgisini ve dikkatini yalnız ve yalnız dünyaya çevirmesi, zevk ve sefaya düşkünlük, rahatın peşinde koşmak da dünyevileşmenin belirtileridir. Dünyevileşme, müminler için kanser kadar tehlikeli bir hastalıktır. ‘Dünyevileşme hastalığı’nın en önemli sebebi imanda zayıflık ve zafiyettir. Dinde laubalileşme, lakaytlık, ibadetleri geçiştirme, emir ve nehiylerde vurdumduymazlık, amelsizlik, vs. ‘dünyevileşme’nin dışa yansıyan tezahürleridir.

Vahye ve sünnete dayalı bir hayatı, insanları bir bütün olarak ele alıp, ölçülü ve dengeli bir yaşayışı önceleyen Müslümanların heva ve hevese dayalı bir zihniyetle, refahtan şımarmış, azmış menfaat ağırlıklı bir hayatı tercih eder hale gelmesi, dünyayı da ifsat etmektedir.

Aktif iyi Pasif iyi ve Kuran - Mustafa İslamoğlu

PASİF İYİ İLE AKTİF İYİ KUR’AN’DA NEYE TEKABÜL EDER?

Pasif iyiler, kendine iyi olanlardır. Aktif iyiler hem kendilerine hem başkalarına iyi olanlardır. Pasif iyilerin iyilikleri kendilerine dönüktür. Aktif iyilerin iyilikleri, hem kendilerine hem de başkalarına dönüktür.
Kur’an’da iki kavram yer alır: “Hasenat” ve “salih amel”. Yani hasenât ve sâlihât. Bu ikisi arasında muazzam fark vardır. Nedir hasenat ile salihat arasındaki o fark?
Hasenât, “iyilikler” demektir. Hasenât’ın tekili hasene’dir. Hasen, “güzel ve iyi olmak” manasına gelir. Onun da türetildiği husn, “güzellik, hoşluk, iyilik” demektir. Kur’an’da geçen husnâ, “güzel ve iyi son” demektir. Hasenât’ın zıttı seyyiât’tır. Seyyiât “kötülükler” demektir.
Sâlihât, “sâlih ameller”, “ıslah edici iyilikler” demektir. Kur’anî bir kavramdır ve Kur’an’da tek başına sâlihât olarak da geçer. Sâlihât’ın türetildiği sulh kökü, “birden fazla taraf arasında barışı sağlamak” anlamına gelir. Yani, üçüncü şahıslara yönelik bir iyiliği ifade eder. Islâh, “düzeltmek, iyileştirmek” demektir. Bu da üçüncü şahısları ilgilendiren bir durumdur. Sâlih amel (el-‘amelu’s-sâlihât) Kur’an’da 6 kez tek başına, 56 kez ise iman ile birlikte gelir.
Hasenât ile sâlihât arasındaki fark açıktır: İlki sonuçları kişinin kendisine dönük olan iyilik, ikincisi sonuçları başkalarına dönük olan iyiliktir.
Hasenat, insanın sırf kendisi için yaptığı iyiliklerdir. Bu iyiliklerden bir başkası yararlanmaz. Sadece kişinin kendisi yararlanır. Mesela namaz kılmak, oruç tutmak, hacca gitmek gibi ibadetler hasenattır. Bakara 277. ayette Rablerinden ödül alacakları müjdelenen kimselerin 4 özelliği sayılır:
1. İman.
2. Sâlihât.
3. Namaz.
4. Zekât.
Eğer “namaz” ve “zekât” salihât’tan addedilseydi, ayrıca zikredilmezlerdi.
Buna şöyle itiraz edilebilir:

İslam, Vahşet ve Dehşet Dini mi Yoksa Nezaket Dini midir?

İslam, Vahşet ve Dehşet Dini mi Yoksa Nezaket Dini midir?

Nezâket, başkalarına karşı saygılı ve incelikle davranma, bir iş veya durum için önemli olma, dikkatli davranmayı gerektirme anlamlarına gelir. İnsana yakışan, insanca bir davranış biçimidir nezâket. O, insanın varlığıyla varolagelmiş ve kıyamete kadar da onunla var olacaktır. Zira ilk insan nezâket yurdu cennetten gelmiş, cennet ehli olmuş, arza halife olma keyfiyetinde yaratılmıştı.

Ancak, tıpkı bütün güzel huylar, hasletler gibi nezâket de tatbik edeni, genele göre az olan bir davranış biçimidir. Eğitimle inkişaf edip açılıp sümbüllenecek bir haslet olan nezâket, şimdilerde malesef başka vadilerde mesken tutmuş görünüyor. Oysa o, bizim bağın gülü, bizim ovanın çemeniydi. Şimdi, müslümanlarda kini, nefreti, vahşeti, dehşeti görmek, inançsızlarda da nezaketi görmek çok üzücü bir durum. İslam'ın dünyada yükselişi böyle bir oyunla engellenmeye çalışılıyor. Planlı şekilde İslam ve müslüman vahşet ve dehşet ile özdeşleştirilmeye çalışılıyor. İslam'ın ruhunu öğrenemeyen müslümanlar da hislerine göre hareket ederek tahriklere kapılıp onların emellerine alet oluyor.
Mücella dinimizin gayesi de insanı kötü, çirkin huylarından temizleyip güzel ahlâka ulaştırmaktır. Bu dini bize bildiren Fahr-i Kâinat s.a.v. Efendimiz güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildiğini bildirmiştir.
Efendimiz s.a.v. en yüce, en güzel ahlâka sahiptir. Kur’an-ı Kerim’de O’nun için: “Şüphesiz sen, pek büyük bir ahlâk üzerindesin.” (Kalem, 68) buyrulmaktadır. Yani insanlığı hayırlara ulaştıracak pek güzel huylara, yüce bir karaktere, maneviyata sahipsin denilmiştir.

Bu noktada, bütün hayatını, inancı istikametinde örgüleyen mümin, nezâketi de Efendiler Efendisinden, nezâket âbidesi ve nezâketin üstâdından öğrenecektir. Adeti haline getirdiği bu davranışlar, O'nun sünnetini yapıyor olma sebebiyle ibadete dönüşecektir.

Kavramlar ve Hayat - Feyzullah Akyol

Bu sitedeki herkese ve bu yazıyı okuyan bütün okuyuculara, selam, saygı ve muhabbetlerimi sunarım.
Yazmak, konuşmanın sessiz dilidir.Yani yazı, zihindeki düşüncelerin söze değil de, yazıya dökülmüş biçimidir.İnandığım ve iman ettiğim değere (islama) göre, konuşmak,yazmak bir sorumluluktur.Ve bu satırların sahibi, yazılarını hep bu sorumluluk bilinci içinde yazmaya,gayret edecektir inşallah.
Beşeriz,yanılırız..Olur ki, yazılarımızda hakikate uygun, sorumluluk bilincine aykırı sözcükler çıkarsa,(ki çıkabilir) adabına ve ahlakına uygun her ilmi eleştiri, tarafımızca bir ikram olarak algılanacak ve dönüp bu ikram sahibine,teşekkürü bir borç bileceğiz.

Reklam

İçeriği paylaş