din

warning: Creating default object from empty value in /home/islamisi/public_html/modules/taxonomy/taxonomy.pages.inc on line 33.

Günümüz Perspektifinden Şehitlik

Günümüz Perspektifinden Şehitlik

Emperyalizm günümüzde kapitalist yaşam ahlakını bütün dünyaya öyle egemen kıldı ki bundan Müslümanlar da kendini kurtaramadı. Bencil, sınırsız bir tüketim arzusu, sürekli daha iyi ve konforlu yaşam peşinde koşma, İslami hayat tarzını benimseyenleri de etkiledi. Faiz, enflasyondan korunma sebebi olmaya başladı, eskimeden yenisini tüketmek teknolojiyi takip etmek oldu. Milli ekonominin yerini evrensel ekonomi aldı. Çalışmadan geçinme, bir beceri olarak sunuldu. Yalan, hile, aldatma, açık saçıklık, zenginlik yarışı, gösteriş, kibir ile, namaz, oruç vs. ibadetler birbirinden ayrı tutuldu. Allah için, vatan, din, namus, mukaddesat için şehit olmak, sıradan bir kazada, hastalıktan ölmek gibi oldu. Ateş düştüğü yeri yakar, olan size olur, olabildiğince bundan kaçınmak gerekir düşüncesi rağbet görür oldu. Alnı açık, başı dik duruşlar yerini matemlere, gözyaşlarına bıraktı. Şehitler ölmez, sözünü sloganlaştıranlar, şehitliği sadece söz olarak hoş karşılar oldu, şehadetten kaçmanın bin bir yolunu arar oldu. En az beş yüz yıl Avrupa'yı titreten, ölümü hor gören, şehadet peşinde koşan, kara toprağa değil gül bahçesine giren İslam'ın şanlı bayraktarlarının torunları şehitliğin yüceliğini unuttu.

Çanakkale'de, Sarıkamış'ta, Yemen'de, bugün adını bile unuttuğumuz Silistre'de, İnönü'de, Sakarya'da, bütün Türk İslam tarihinde yüz binlerce şehit için asırlarca dökülmeyen gözyaşları birkaç senede sel olup çağlamaya başladı. Şehit yakınlarının özellikle de anne-baba-kardeş gibi birinci dereceden yakınların haklı olarak üzüntülerinin bir yansıması olan gözyaşları televizyonların, beyin yıkama araçlarının haberi verme şeklinden dolayı adeta bütün ülkenin gözyaşları, acizliği gibi gösterilmeye başlandı ki bu da bu işi yapanların ekran karşısında zevkten dört köşe olmasına, üstelik benzeri eylemleri yapmak için itici bir güç kazanmalarına sebep olmaya, adeta yeni acıların davetçisi olmaya başladı.

Peki, şehit cenazelerinde niçin ağlıyoruz?

Sizi Allah’a şikâyet ediyorum...

“Sakın ha sakın, zalimlere meyletmeyin! Sonra ateş size de dokunur!”
İçinden geçtiğimiz zamanlar imtihan zamanları.
Sadece konuştuklarımızdan değil, konuşmadıklarımızdan da;
sadece yandaşlıklarımızdan değil, karşıtlıklarımızdan da;
sadece sevdiklerimizden değil, nefret ettiklerimizden de hesaba çekileceğiz.
Onun için doğru bir duruş sergilemeye, konuştuğumuzda hakkı söylemeye,
hakkı hakkıyla haykıramayacaksak susmaya özen göstermeliyiz.
Sizi Allah’a şikâyet ediyorum...
Zira bu ülkeye, bu ümmete kötülük yapıyorsunuz, umutlarımızı kırıyorsunuz, ‘Allah, din, cemaat hoca’ gibi kıymetli kavramlarımızı lekeliyorsunuz!
Bu ülkenin sırlarını Amerika ve İsrail’e servis ediyorsunuz! Bu tutumunuzla sadece ülke insanına değil, bu ülkeye ümit bağlamış mazlumlara da zulmediyorsunuz!
Ümmet coğrafyasında yeşeren umutları kim adına, ne amaçla yıkıyorsunuz?
Sizi Allah’a şikâyet ediyorum...
Zira, hepimizi aptal yerine koyuyorsunuz, bu topraklarda İslam’ı yok etmeye çalışanlara oy vermeleri için mensuplarınızı Kur’an’a el basarak yemin etmeye zorluyorsunuz!
Koca Osmanlı Devleti’ni yıkanlar, yerini neyin alacağını planlamayı mı unuttular sizce? Bugün gördüğümüz, o günkü projenin bir devamıdır, bunu göremiyor musunuz?
Müslümanların toparlanmasını, kendi hür iradesiyle kendini yönetmesini engellemek içindir; Mursi’yi Sisi’ye, Suriye’yi Esed’e, Yemen’i Ali Abdullah’a, Hicaz’ı Suud ailesine yedirmeleri!
Bu memlekette ‘Allah’ demenin yasak olduğu, Kur’an’a hakaretler edildiği, müminlerin işkencelere tabi tutulduğu, camilerin ahıra dönüştürüldüğü yılları yaşamadık mı sayacağız?

Farklı toplum ve kültürlerde dünyaya gelme ve imtihandaki adalet

Farklı toplum ve kültürlerde dünyaya gelme ve imtihandaki adaletle ilgili bir mülahaza:

Cennete giden insanlar başka toplumlarda, başka ailelerden, başka din ve kültürlerin yaşandığı yerlerde dünyaya gelselerdi yine hepsi cennetlik olabilecekler miydi? Cehenneme gidenler de müslüman toplumlarda, müslüman ailelerden dünyaya gelselerdi yine hepsi cehennemlik mi olurdu?
Yaşanan durumlar en azından bunun yüzde yüz tamamen böyle olmayacağını gösteriyor. Çünkü inancın ve kültürün toplumsal boyutu da var.
Kimin hangi ailede, hangi toplumda dünyaya geleceğini Allah belirlediğine göre bu durumu irade etmiş olmuyor mu? Bu haksızlık veya adaletsizlik olmaz mı? Çünkü farklı durumlarda farklı şartlara muhatap olunacak belki iman etmeyen iman edecek. Çok günah işleyen belki az işleyecek. Yani kimin cennete, kimin cehenneme gideceğine Allah karar vermiş olmuyor mu? Bu durum merhamet ve adaletle bağdaşır mı?
Yani bir bakıma öğrencilerini çok iyi tanıyan ve her öğrenciye farklı soru soran bir öğretmenin bazı öğrencilerine kolay soruları vererek geçmelerini sağlaması gibi. Yani kimin hangi sorularla geçebileceğini bildiği halde çok az kişinin geçmesini netice verecek bir soru öğrenci eşleştirmesi yapması öğretmenin taraf tuttuğunu göstermez mi? Adalet ve merhametle bağdaşır mı? Sorular farklı eşleştirilse belki geçen kalan listesi ve sayısı değişecek, belki çoğunluk değil daha az kişi ceza alacak.

Farklı boyutları olan bu sorunun anlaşılması için öncelikle kainatın yaratılış amacı, sebebi ve hikmetlerinin bilinmesi gerekir:

Cenab-ı Hak, Kur’an-ı Kerim’de bunu şöyle ifade etmiştir:

* Ey insanlar! Eğer öldükten sonra dirilmekten şüphe ediyorsanız, düşünün ki biz, sizi topraktan, sonra bir meniden, sonra bir pıhtı kandan, sonra şekli belli belirsiz bir lokma etten(ceninden) yarattık. Size kudretimizin kemalini açıkça gösterelim diye. (Hacc, 5)

"Herşeyden sıyrılıp yalnız O'na (Allah'a yönel)" Müzemmil 8

n/a

Televizyonun Çocuklar Üzerindeki Olumsuz Etkileri

Çağımızın en önemli iletişim araçlarından biri olan televizyon, bilinçli ve amaca uygun kullanıldığında hem yetişkinler hem de çocuklar için büyük fayda sağlayabilir. Ancak günümüzde televizyon programlarına baktığımızda farklı amaçlara hizmet eden yayınlar dikkati çekmektedir.
Gerek çocuk gerekse yetişkinler için hazırlanan bu programlar gerilimi ve kavgayı makul gibi gösterirken genç ve taze beyinlere bilerek ya da bilmeyerek büyük zararlar vermektedir. 2000 yılında Amerikan Pediatri Akademisi tarafından yayınlanan rapora göre “Televizyondaki şiddet sahneleri ile çocuklardaki agresif davranışlar arasında, akciğer kanseri ve pasif sigara içicileri arasında olduğundan daha yakın bir ilişki bulunmakta”dır. ( Media Resource Team of American Association of Pediatrics, “Media Violence,” Archives of Pediatric Adolescent Medicine 108:5 (2001), pp. 17–23)
Televizyonun etkileri üzerinde yapılan araştırmalarda, özellikle çocuklar için hazırlanan programların diğer programlardan %10 daha fazla şiddet öğesi içerdiği saptanmıştır. Böylesine yoğun şiddet öğesine maruz kalan çocuklar bir süre sonra televizyondaki şiddetten etkilenerek saldırgan davranışlar sergilemeye başlamaktadır.

Televizyondaki şiddet görüntüleri nedeniyle çocuklar; diğer kişilerin acı çekmesine ve yaralanmasına daha az duyarlı olabilmekte, içinde yaşadıkları dünyadan korku duyabilmekte ve diğer kişilere agresif davranmaya ve zarar vermeye daha yatkın olabilmektedir. (The American Academy of Pediatrics- What Children See and Learn- Television’s Impact on Children)

İbadette Azla Yetinmek Mümine Yakışmaz

Allah’ın varlığına ve birliğine inanmak, namaz kılmak, oruç tutmak, zekat vermek, kadere, hayır ve şerrin Allah’tan geldiğine, hacca gitmek.. çocuk yaşlardan itibaren öğrendiğimiz, dinimizin temellerini oluşturan önemli ibadetlerden bazılarıdır.

Belki bu ibadetlerin çoğunu yapıyor olabiliriz. Gün içerisinde 5 vakit namaz kılmayı, ramazan ayı geldiğinde oruç tutmayı, Cuma namazını kaçırmamayı yeterli görüyor olabiliriz. Ancak Rabbimizin Kuran’da bildirdiği ibadetler bu kadarla sınırlı değildir.

Sevgili Peygamberimizin (sav) ve diğer tüm elçi ve peygamberlerin hayatlarını incelediğimizde, tüm yaşamlarını yalnızca Allah’a adadıklarına, yaptıkları her işte O’nun rızasını gözettiklerine şahit oluruz.

Allah’ın rızasının en fazlasını arayan bir mümin, gün içerisinde neler yapar düşünelim:

- Sabah kalktığı andan itibaren Allah'ı anacağı yeni bir güne, sağlıklı olarak başladığı için şükreder ve gününü Allah'a adar.

- Allah’ın kendisine bahşettiği nimetleri anar ve bunlar için şükreder.

- İhtiyacı olanlara yardım eder. Ancak bu konuda azla yetinmez. Çünkü Allah ihtiyaçtan arta kalanın infak edilmesini bildirmiştir.

- Menfaatleri ile çatışsa dahi olsa yalana ve sahtekarlığa asla yaklaşmaz.

- Kınayıcının kınamasından korkarak inançlarından ve ibadetlerinden asla taviz vermez.

- Zinadan, içki, kumar, fal gibi şeytan işi pisliklerden titizlikle kaçınır.

- En önemlisi Allah’ın nimetlerini durmaksızın anlatır. Çünkü tebliğ ibadeti tüm ibadetlerin başında gelir. ‘Herkesin dini kendine, ibadet dört duvar arasında yaşanmalı’ mantığı Kuran’a aykırıdır. Yüce Rabbimiz ‘Rabbinin nimetini durmaksızın anlat.’ (Duha Suresi, 11) buyurmaktadır.

Nefretin ve Şiddetin Kaynağı Dinden Uzak Yaşam

Her gün televizyonlarda ve gazetelerde, içi kin ve nefretle dolu insanların gerçekleştirdiği şiddet dolu haberlere tanık oluyoruz. Huzur ve güven ortamından uzak, güçlünün güçsüzü ezdiği, hile ve yalanın kol gezdiği, sevginin kalmadığı, şiddetin her geçen gün daha da arttığı, hoşgörü ve iyi niyetin unutulduğu bir dönem yaşıyoruz.

Şeytanın yoğun olarak çalıştığı bu dönemde insanlar, başka bir inanca ya da görüşe karşı saygı ve hoşgörü göstermek yerine, kin ve öfkeyle şiddete başvurmakta, kendinden olmayanlara yaşam hakkı tanımamayı amaç haline getirmektedirler. Uzlaşmadan uzak bu tavrın sonucunda ise sürekli çatışma halinde olan insanların oluşturduğu bir toplum yapısı oluşmaktadır.

Kin, öfke ve şiddet Kuran’dan uzak yaşayan insanların oluşturduğu bir toplumun en belirgin özellikleridir. Olaylar karşısında öfkelenmek, sinirlenmek böyle bir toplumda normal karşılanır. Oysa öfkelenmek, sinirlenmek ve aşırı tepkiler vermek, kin ve nefret dolu duygular beslemek Allah’ın beğenmediği davranışlardır.

Allah korkusu ve Kuran bilgisi olmayan insanlar için başka bir dine mensup insana nefret beslemek ya da farklı siyasi görüşe sahip insanlara karşı şiddet uygulamak, kendinden olmayanları ezmek, yok etmek doğal olarak kabul edilen davranışlardır. Oysa Yüce Rabbimiz insanlara sevgiyi ve affetmeyi öğütler. İslam’a uyan en güzel davranış budur.
“Sen af (veya kolaylık) yolunu benimse, (İslam’a) uygun olanı (örfü) emret ve cahillerden yüz çevir.” (Araf Suresi, 199)

Özellikle ‘inançlı insanların’ Kuran ahlakına uygun olmayan üslup ve tavırlar içine girmeleri, şeytanın boş durmadığının açık bir göstergesidir. Allah’ın emrettiği güzel ahlakı göstermek yerine şeytanın telkinlerine kulak verenler; affetmeyi, hoşgörüyü, sabrı, tevekkülü ve sevgiyi unutur. Bu gafletin en büyük sebebi ise yeterli Kuran bilgisine ve Allah korkusuna sahip olmamaları, Allah’ı yeterince anmamalarıdır.

Dini Alaya Alan Fıkralara Gülmek

Allah’ı yeterince sevmeyen ve O’ndan gereği gibi korkmayan bir toplumda yaygın olarak görülen bazı davranışlar vardır. Zina, hırsızlık, dedikodu, yalan, riya, yolsuzluk… gibi. Bu davranışların Allah tarafından kesin olarak yasaklandığı bilindiği halde, insanların çoğu gereken titizliği göstermezler. Bu durum kişilerin inancının gerçekliği ve gücü ile alakalıdır. Gerçek anlamda inançlı bir insan için Allah’ın tüm emir ve yasakları önemlidir.
Ancak bazen zinadan, hırsızlıktan kumardan ve diğer günahlardan sakınan insanlar da farkında olmadan bazı hatalara düşebilmektedir. Bunlardan biri de Allah ve din ile alakalı uygunsuz bazı fıkralara gülmek ve bunları anlatarak yaygınlaşmasına vesile olmaktır.
Son yıllarda internet aracılığıyla hızla yayılan ve hemen herkesin diline düşen bu ‘sözde espirili’ fıkralar, gerçekte Allah inancı olmayan insanların dinle alay etmek amacıyla ortaya attığı saçmalıklardır. Azrail, melek, cennet, cehennem, kıyamet gibi konuları anlamsız bir şekilde kullanarak, haşa Allah adına konuşmalar yaparak insanların farkında olmadan günaha girmelerine neden olmaktadırlar.
Herşeyi yaratan Yüce Allah’ın ve güzel dininin fıkralarda uygunsuz şekilde dillendirilmesi, anlatılanlarla insanların eğlenmesi ve bu esprilerin yaygınlaştırılması büyük bir hatadır. Allah’ın kudretini ve Kahhar sıfatını unutarak böyle bir gaflete bilerek ya da bilmeyerek düşen milyonlarca insan artık uyanmalıdır. Bu tür uygunsuz fıkraları yaygınlaştırmak yerine şahit olunduğu anda tepki gösterilmeli ve yanlışlığı dile getirilmelidir. Ayrıca, ayetlerin alaya alındığı ortamların terk edilmesi gerektiği Nisa Suresi 140. Ayette şu şekilde bildirilmiştir:

Dinsizliği Yayma Yöntemleri

İnsanların Kuran ahlakına uygun yaşamalarını engellemek için yoğun çaba sarfeden şeytan, türlü oyunlarla dinsizliği yaymaya çalışarak, kendi sistemini topluma yerleştirmeyi amaçlar. Allah’ın varlığının milyonlarca delili olmasına rağmen, şeytanın telkini ile bunu farkedemeyen bazı insanlar, inkarda direnerek din ahlakını yaşamaktan kaçarlar. Bununla da kalmaz büyük bir mücadele yürüterek dinsiz bir toplum yaratmaya çalışırlar.
"... Gerçekten şeytanlar, sizinle mücadele etmeleri için kendi dostlarına gizli-çağrılarda bulunurlar..." (Enam Suresi, 121)
Bu mücadeleyi yapan şeytan ve yandaşları, dünyanın hemen her yerinde aynı çarpık mantıkları öne sürer ve aynı hilelere başvururlar. Çünkü hepsi, şeytanın ortak dilini konuşur. Amaç Allah'ı inkar etmektir. Bu tür insanlar, birbirlerini tanımasalar dahi Allah'ın dinine karşı bir faaliyet olduğunda anında örgütlenirler. Görünürde tek bir merkezden organize edilmedikleri halde şeytani bir etkiyle aynı mantığa sahip olurlar. Diğer bir ifadeyle şeytan tarafından yönetilen bu insanların konuşmaları, tepkileri, sloganları hep aynıdır.
Bu mücadelede verilen telkinler çoğu zaman direkt mesajlar olarak değil, dolaylı yollardan topluma empoze edilir. Böylece insanların tepkisini çekmeden kabul edilmesi sağlanır. Mesela bilimsel bir gerçekmiş gibi kabul ettirilmeye çalışılan evrim teorisi, dinsizliği yaygınlaştırmak için kullanılan araçlardan bir tanesidir. Herşeyin kendiğinden oluştuğunu iddia eden bu teori, okullarda genç beyinlere empoze edilerek Allah inancından uzaklaşmaları amaçlanır.

Allah'a Sığınmak

İnsanlar yaşadığı sürece iyi ya da kötü olaylarla, çeşitli zorluklarla ve beklenmeyen bazı durumlarla karşılaşır. Tüm bunlar Yüce Rabbimizin insanları sınamak için yarattığı olaylardır. Bu olaylarda gösterilen tavır insanın ahireti açısından çok önemlidir.

‘ O, amel (davranış ve eylem) bakımından hanginizin daha iyi (ve güzel) olacağını denemek için ölümü ve hayatı yarattı. O, üstün ve güçlü olandır, çok bağışlayandır.’ (Mülk Suresi, 2)

Kadere iman eden bir insan karşılaştığı her olayın Allah’ın kontrolünde gerçekleştiğini ve her şeyde bir hayır olduğunu düşünür ve kadere teslim olur. Sıkıntı ve zorluk anlarında Allah’a sığınır ve her zorluğun ardından mutlaka bir kolaylık geleceğine inanır. ‘…gerçekten zorlukla beraber kolaylık vardır.’ (İnşirah Suresi, 5) Bu durum, iman eden insan için çok büyük bir nimettir.

Aksi tavır sergileyen bir insan için ise durum tamamen farklıdır. Tüm gücün ve kontrolün kendisinde olduğunu düşünen ve sebeplerin esiri olup büyük pişmanlıklar yaşayan bazı insanlar, ‘Eğer öyle olmasaydı tüm bunlar olmazdı’ gibi gereksiz düşüncelerle hem kendilerini hem de çevresindekileri suçlayarak yaşarlar. Bu durum insan için büyük bir eziyettir.

Yaşamın her anında Allah’a ve O’nun sonsuz merhametine sığınan insan, yardımı sadece O’ndan bekler. Hem fiili hem sözlü duasıyla Allah’ı aklından asla çıkarmaz. Attığı her adımın Allah’ın rızasına uygun olmasına dikkat eder. Yanlış bir adımda ise tevbe ederek yine Allah’a sığınır.

‘ Allah'ın (kabulünü) üzerine aldığı tevbe, ancak cehalet nedeniyle kötülük yapanların, sonra hemencecik tevbe edenlerin(kidir). İşte Allah, böylelerinin tevbelerini kabul eder. Allah, bilendir, hüküm ve hikmet sahibi olandır.’ (Nisa Suresi, 17)

Reklam

İçeriği paylaş