tebliğ

warning: Creating default object from empty value in /home/islamisi/public_html/modules/taxonomy/taxonomy.pages.inc on line 33.

Ecnebilere İslam

Ülkemize turist olarak gelen ecnebiler olsun, kendi ülkelerinde tanıdık biri, komşusu veya başka herhangi bir sebeple İslamı merak eden ecnebiler olsun zaman zaman İslam'ı merak edip öğrenmek isteyenler olmaktadır. Bu kişilere acaba İslam nasıl anlatılmalıdır? Aslında esas olan İslam'ın temsil yoluyla yani yaşanarak anlatılmasıdır. Ancak bu her zaman mümkün olmamakta ve bazen yazılı bir materyale ihtiyaç duyulmaktadır. Acaba bu şekilde merak eden kişilere elbette ilk kaynak zaten kendilerinin de haklı olarak ilk başvuracakları İslam'ın esas kaynağı olan Kur'an-ı Kerim olacaktır.

Aşağıdaki yazı, bunun dışında İslami bilgilerin ilk muhatap olan kişilerin pekiştirmesi açısından CEP KİTAP şeklinde özet mahiyetinde kitapçıklar hazırlansa acaba hangi konular ne şekilde anlatılmalıdır, sorusuna bir deneme mahiyeti taşımaktadır. Bunun için kanaatimizce önce İslam'ın uluhiyet, tevhit anlayışı, hayatın izahı, temel ibadetler gibi bilgilerden sonra çeşitli sebeplerden dolayı o insanların düşünce dünyalarında var olabilecek İslam imajını düzeltmeye yönelik bilgilerin de yer alması önem arz eder:

1. İSLAM ve HAYAT

AMAÇ, SEBEP
Kainatın ve insanın yaratılış sebebi Allah'ın kendini(isim ve sıfatlarını) ve sanatını göstermek, tanıtmak istemesi; böylece kendi özgür iradesiyle görmeden, gaybda iman edip Allah'a yönelen, ibadet ve taat eden ve onu tanıyıp seven(aşk) gönülleri; ilim, ibadet ve mücahede yoluyla ahlaken olgunlaşan kullarını ortaya çıkarmak istemesidir. "Eğer biz dilemiş olsaydık her nefse hidâyetini verirdik." (Zariyat, 56) ayeti niteliği bize meçhul olan irade temelli bir yaratma olduğunu ifade eder.

İslam'ın tasavvuf anlayışına göre “Ben, gizli bir hazineydim. Tanınmak istedim." hadisi varlığın yaratılış sebebini bildirir. Bu istemenin karşılığı muhabbet, tanınmasının karşılığı marifettir. Buna göre yaratmanın kökünde ve temelinde muhabbet(kendi zatına olan sevgi) ve marifet(bilme, tanıma) vardır.

TEBLİĞ, CİHAD VE TERÖR

TEBLİĞ, CİHAD VE TERÖR

“Sizden, hayra çağıran, iyiliği emredip kötülüğü meneden bir topluluk bulunsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir” (Âl-i İmrân, 3/104) “Siz insanların iyiliği için ortaya çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. Ma’rufu emreder, münkeri yasaklar ve Allah’a inanırsınız.” (Âl-i İmrân, 3/110)
Bu gibi ayet-i kerimeler, tebliğ veya irşad denen genel anlamıyla İslam'ı anlatma faaliyetinin farz olduğunu gösteriyor. Ancak islam alimleri, bu emirleri genellikle farz-ı kifaye olarak kabul etmişlerdir. Yani bir grubun, bir kurumun bu işi yapması yeterli görülmüştür. Yapan kimsenin olmaması durumunda farz-ı ayn olur. Yani herkes yapmakla mükellef olur.

İslam'ın yayılışı da bu şekilde olmuş ve sahabe-i kiram ömrünü bu kutsi dava yolunda harcamıştır. Bu fedakarlıklar ve gayretler neticesinde İslam nuru, Allah'ın lütfu ile milyonlarca insana ulaşmıştır. Fakat bu iş, müminlerin sayısı yüz binlere, milyonlara ulaştı diye terk edilemez. Allah nazarında her bir insanın özel yeri ve değeri vardır. Tebliğ işinde tek bir insan dahi istisna tutulamaz. İmkanlar ölçüsünde herkese İslam hakikati duyurulmalıdır. Kabul veya red ayrı bir meseledir.

İslam'ın yanlış anlatılan bir kavramı olan cihad kavramının esasında bu tebliğ emri vardır. Yani cihad, aslında toprak kazanmak, ganimet elde etmek, kafir öldürmek için yapılan bir savaş değildir. Tebliğ önündeki engelleri kaldırmak için yapılan bir faaliyettir.

Eskiden, tebliğin önündeki engeller, devlet yapılanmaları olduğu için bir devletin sınırları içindeki insanları bu kutsal davetten haberdar etmek için bu devletlerle savaşılmıştır. Günümüzde ise, iletişim, yayın imkanları sınırları ortadan kaldırdığı için bu türden bir cihadın hükmü kalmamıştır, denebilir. Fakat modern zamanlarda İslami hakikatleri anlatmanın önünde farklı ve belki de eski devirlerdekinden aşılması daha zor engeller ortaya çıkmıştır. Şimdi müminlere daha farklı bir savaş düşmektedir.

Tebliğde Üslup

‘Konuşma’ insanın karakterini ortaya koyan en önemli özelliklerden biridir. İnsanlar fikir, düşünce ve inançlarını konuşarak ifade ederler.
İnsan konuşmalarıyla kendisini deşifre eder. Kişinin iyi niyetli, samimi, candan olduğu ya da iki yüzlü, art niyetli olduğu konuşmalarından ve üslubundan rahatlıkla anlaşılır. Allah, Kuran’da konuşma üslubunun kişiyi tanıtıcı bir özellik olduğunu şu şekilde bildirmiştir:
‘Eğer Biz dilersek, sana onları elbette gösteririz, böylelikle onları simalarından tanırsın. Andolsun, sen onları, sözlerin söyleniş tarzından da tanırsın. Allah, amellerinizi bilir.’ (Muhammed Suresi, 30)
Samimi bir imanla Allah’a bağlı olan insanın en önemli özelliği ‘Müslümanca’ konuşmaktır. Yüce Rabbimiz bir müminin nasıl bir karaktere ve üsluba sahip olması gerektiğini ayetlerle açıkça bildirmiştir.
Allah kullarını, yaşadıkları hak dini ve güzel ahlakı insanlara anlatmakla sorumlu kılmıştır. İnsanlar bu önemli sorumluluğu yerine getirirken güzel söz ve yumuşak üslup kullanmalıdır. Kuran’da geçen ‘Allah'tan bir rahmet dolayısıyla, onlara yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın onlar çevrenden dağılır giderlerdi.’ (Ali İmran Suresi,159) ayeti tüm müminler için bir öğüttür.
Bugün bazı insanların, Kuran ahlakına yakışmayan üsluplar kullanarak, küfürle ve saldırgan tavırlarla Allah’ın güzel dinine zarar verdiklerini, insanları dine yaklaştırmak yerine dinden uzaklaştıran bir yaklaşım içinde olduklarını görüyoruz. Hiçbir dönemde peygamberler ve etrafındaki müminler küfre ve çirkin üsluplara yaklaşmamış, dini yalnızca en güzel olan tarzda tebliğ etmiş ve güzel ahlaktan asla taviz vermemişlerdir. Tarihin en azılı kâfiri Firavun’a bile, Allah’ın emriyle yumuşak ve güzel sözle tebliğ yapan Hz. Musa ve Hz. Harun buna en güzel örnektir. "İkiniz Firavun'a gidin, çünkü o, azmış bulunuyor. Ona yumuşak söz söyleyin, umulur ki öğüt alıp-düşünür veya içi titrer-korkar." (Taha Suresi, 43-44)

n/a

Yürek fethi

Yürek nükleer güç merkezidir.Sevdigi zaman sevdigine cennet,sevmedigi zaman nefret ettigine cehennem kesilir…

insanın kazanılması ne denli büyük bir saadetse kaybedilmesi de o denli korkunç bir felakettir...

Reklam

İçeriği paylaş