ibadet

warning: Creating default object from empty value in /home/islamisi/public_html/modules/taxonomy/taxonomy.pages.inc on line 33.

Allah(c.c.) Bencil midir?

Allah'ın Kendini Tanıtmak, Sevdirmek İstemesi, İbadet İstemesi Bencillik Anlamına mı Gelir?

Allah(c.c.) ilah ve mutlak kudret sahibi olarak fiillerinde sorgulanamaz. Yani istediği düzen içinde istediği alemleri yaratma serbestisine sahiptir. Hikmetlerini kabul etsek de etmesek de İlahlık vasfı budur ve esasen Yaratıcının ibadet istemesi garip bir şey değildir. Belki insan rahatına düşkün olduğu için nefsine zor geldiği için tenkide meylediyor.
Güzellik ve kusursuzluk haddi zatında görülmek, tanınmak, sevilmek ve methedilmek ister.Sanatkarlar yaptıkları eserleri sergilerler. Sanatlarını göstermek isterler. Bu sanatları takdir etme liyakatına sahip kişiler o sanatkarlar için muteberdir. Yüksek sanat eserlerinin takdir edilmesi onları gören, bilenlerin kadirşinaslığını gösterir. Küçümsenmesi de sanatkara zarar vermez. Küçümseyenin seviyesini gösterir. Ayrıca sergi açıp maharet göstermek bencillik gibi görünse de aslında güzelliktir. Yani hayat da aslında güzelliktir. Çevremize baktığımız zaman sayılamayacak kadar çok güzellik vardır.

Bunlar aslında küçümsenecek değil yokluktan varlık alemine getirildiğimiz için teşekkür gerektirir. Eğer bazı kusurlar görüyorsak onlar da hikmetleri gereği vardır. Zaten kusursuzluğu ahirette yaratacaktır. İstemeseydi denemez. Çünkü o zaman zaten varlık olmazdı. Bir de şu var. Biz, o bunu istemeseydi, şöyle yapsaydı dediğimiz zaman kendimizi aslında İlah yerine koymuş oluyoruz. Yani onun nasıl iş yapacağını belirlemek istiyoruz. İşte insandaki bu benlik duygusu bile mutlak güce sahip yaratıcının irade ettiği şeyleri yapması gerekliliğine işaret eder. Biz nasıl kendimizle ilgili böyle kararlar alabiliyorsak Allah'ın almamasını düşünemeyiz.

n/a

İbadette Azla Yetinmek Mümine Yakışmaz

Allah’ın varlığına ve birliğine inanmak, namaz kılmak, oruç tutmak, zekat vermek, kadere, hayır ve şerrin Allah’tan geldiğine, hacca gitmek.. çocuk yaşlardan itibaren öğrendiğimiz, dinimizin temellerini oluşturan önemli ibadetlerden bazılarıdır.

Belki bu ibadetlerin çoğunu yapıyor olabiliriz. Gün içerisinde 5 vakit namaz kılmayı, ramazan ayı geldiğinde oruç tutmayı, Cuma namazını kaçırmamayı yeterli görüyor olabiliriz. Ancak Rabbimizin Kuran’da bildirdiği ibadetler bu kadarla sınırlı değildir.

Sevgili Peygamberimizin (sav) ve diğer tüm elçi ve peygamberlerin hayatlarını incelediğimizde, tüm yaşamlarını yalnızca Allah’a adadıklarına, yaptıkları her işte O’nun rızasını gözettiklerine şahit oluruz.

Allah’ın rızasının en fazlasını arayan bir mümin, gün içerisinde neler yapar düşünelim:

- Sabah kalktığı andan itibaren Allah'ı anacağı yeni bir güne, sağlıklı olarak başladığı için şükreder ve gününü Allah'a adar.

- Allah’ın kendisine bahşettiği nimetleri anar ve bunlar için şükreder.

- İhtiyacı olanlara yardım eder. Ancak bu konuda azla yetinmez. Çünkü Allah ihtiyaçtan arta kalanın infak edilmesini bildirmiştir.

- Menfaatleri ile çatışsa dahi olsa yalana ve sahtekarlığa asla yaklaşmaz.

- Kınayıcının kınamasından korkarak inançlarından ve ibadetlerinden asla taviz vermez.

- Zinadan, içki, kumar, fal gibi şeytan işi pisliklerden titizlikle kaçınır.

- En önemlisi Allah’ın nimetlerini durmaksızın anlatır. Çünkü tebliğ ibadeti tüm ibadetlerin başında gelir. ‘Herkesin dini kendine, ibadet dört duvar arasında yaşanmalı’ mantığı Kuran’a aykırıdır. Yüce Rabbimiz ‘Rabbinin nimetini durmaksızın anlat.’ (Duha Suresi, 11) buyurmaktadır.

Hangimiz İki Kat Ürün Almak İstemez?

İnfak, “Allah yolunda infak edin ve kendinizi kendi ellerinizle tehlikeye atmayın. İyilik edin. Şüphesiz Allah, iyilik edenleri sever.” (Bakara Suresi, 195) ifadesinden anlaşıldığı üzere insanı ahiretteki tehlikeden koruyan önemli bir ibadet. İnsanı manevi kirlerden arındırır, Allah’ın hoşnutluğunu kazanmaya vesile olur. Ancak etmiş olmak için infak edilmez. Kur'an'a baktığımızda, infakın gerçek bir ibadet olabilmesi için bazı şartları olduğunu görürüz.

Rabb'imizin buyruğuna uygun olarak ve yalnızca O’nun rızasını kazanmayı hedefleyerek, ihtiyaçtan artakalan ve sevilen şeylerden vermek, gerçek anlamda infak etmektir. İnfakın Allah Katında kabul görmesi için, yapılan yardımı başa kakmamak, eziyet vermemek, bollukta da darlıkta da vermek, cimrilik etmemek ve göz yummadan alınamayacak bayağı şeyleri vermeye kalkışmamak gerekli. Ayrıca Allah, gösteriş amacıyla ve hoşa gitmiyorken edilen infakı kabul etmeyeceğini haber verir. İnfak gönülden olmalı. Zaten insan sevdiği şeyi istemeye istemeye değil, ancak gönülden arzu ederek verebilir.

Kur'an ayetlerinde mülkün asıl sahibinin ve rızık verenin yalnızca Allah olduğu haber verilir. Birçok insan ise yalnızca kendi çalışması karşılığında para kazandığını, evine götürdüğü rızkı da sadece kendi gayretiyle elde ettiğini düşünür. Oysa “Ve orda sizler için ve kendisine rızık vericiler olmadığınız kimseler (varlıklar ve canlılar) için geçimlikler kıldık.” (Hicr Suresi, 20) ayetinde çok açıktır ki; rızık verici olan ve geçimlikler kılan Rabbimiz’dir; insan niyet ederek, çaba göstererek sebep kılınmaktadır. Ve “kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infak ederler.” (Bakara Suresi, 3) ayetiyle de bildirildiği gibi mümin yine Allah'a ait olan şeyden infak etmektedir.

Mübarek Ramazan ayındayız. Bu ay insanların kendilerini Allah'a daha yakın hissettikleri ve ibadetlerine daha titizlik gösterdikleri bir dönem. Ancak, Allah'ı daha fazla zikretmek, infak etmek, zekat ve sadaka vermek gibi ibadetler yalnızca Ramazan ayına özel ibadetler ve güzel davranışlar olmamalı. Hiçbir çıkar gözetmeden yalnızca Allah'ın rızasını arama ve Allah’ın sınırlarını koruma konusunda her zaman sadık ve kararlı olunmalı.

Kur’an ahlakını tam olarak yaşama çabası içinde olmayan birçok insan, bu ayda mallarından çok azını ihtiyaç sahiplerine verir ve önemli bir ibadeti yerine getirmiş olmanın rahatlığını yaşar. Oysa yapılan yalnızca vicdanı rahatlatmaktır. Kur’an'da bildirilen infak kavramı, "... Ve sana neyi infak edeceklerini sorarlar. De ki: "İhtiyaçtan artakalanı." Böylece Allah, size ayetlerini açıklar; umulur ki düşünürsünüz." (Bakara Suresi, 219) ayetindeki ‘ihtiyaçtan artakalan’ı vermektir.

İnsanın nefsi kıskançlık, bencillik gibi çeşitli kötü ahlak özelliklerine eğilimli bir yapıda yaratılmıştır. Kullarına karşı merhameti çok olan Rabbimiz, inanan insanların imanlarını güçlendirmek ve bu nefsani zayıflıklardan kurtulabilmeleri için fedakarlık yaparak sevdikleri şeylerden vazgeçmelerini ister:

Sevdiğiniz şeylerden infak edinceye kadar asla iyiliğe eremezsiniz. Her ne infak ederseniz, şüphesiz Allah onu bilir. (Ali-imran Suresi, 92)

İnfak ederken insan niyetinde samimi olmalı, Allah’ın hoşnutluğu dışında bir amaç gözetmemeli, çıkar beklememeli. İnsanların "ne çok infak etti", ya da "takva sahibi" demeleri için salih ameline şirk katmamalı.

Allah'ın verdiği malı yine O’nun yolunda harcamayan ve yığıp biriktiren insan gelecek korkusu taşıyan ve dünyevi çıkarlarını ahiretten önde tutan kişidir. Böyle davranan kimse Rabb'ine tevekkül etmiyor demektir. Şeytan, imani yönden zayıf kimseleri dünyevi kayba uğrayacakları telkiniyle korkutur; ancak gerçekte ona uymanın sonu insanı kayıp ve yıkıma götürür. Rahmetiyle gerçek zenginliği vaadeden ise istediğini zengin eden (Muğni) Allah’tır. Hangimiz bereket yağmuruyla ıslanmak ve iki kat ürün almak istemez ki?..

Yalnızca Allah'ın rızasını istemek ve kendilerinde olanı kökleştirip-güçlendirmek için mallarını infak edenlerin örneği, yüksekçe bir tepede bulunan, sağnak yağmur aldığında ürünlerini iki kat veren bir bahçenin örneğine benzer ki, ona sağnak yağmur isabet etmese de bir çisintisi (vardır). Allah, yaptıklarınızı görendir. (Bakara Suresi, 265)

DEVAMLI İBADET

Rasulullah (sav) bir sohbetinde kıyamet ve ahretten bahsetmiş sohbetin tesirinde kalan Ali, İbn Mesut ve Mikdat gibi bazı sahabiler Osman b. Mazun evine toplanarak gündüzleri devamlı oruç tutmak geceleri uyumadan namaz kılmak kadınların yanına gütmemek et yememek eski püskü elbiseler giymek suretiyle yaşamaya kalan ömürlerini böyle geçirmeye karar verirler. Hatta kendilerini kısırlaştırmaya karar verirler.
Rasulullah duyunca “Ben böyle kulluk emretmedim. Vücut ve nefislerinizin sizde hakkı vardır. Oruç tutup namaz kılın. Aynı zamanda orucunuzu açıp uyuyun. Ben namaz kılar ve uyurum. Oruç tutar ve iftar ederim. Et yerim, kadınlara yaklaşırım. Benim yolumdan ayrılan benden değildir.

Allah'ın Kadrini Hakkıyla Takdir Edemeyenler

Çevrenize şöyle bir bakın. Pek çok insanın, Kuran’a uygun yaşamamalarına rağmen, Allah’a inandıklarını görürsünüz. Birçoğu, kandil gecelerinde veya sadece Ramazan ayında namaz kılar. Allah’a nasıl bir kul olmaları gerektiği hakkında en ufak bir fikirleri yoktur. Çünkü kendilerini yaratan o büyük gücü düşünmek için zaman ayırmazlar. Oysa kendilerine sorduğunuzda Allah’a çok inandıklarını ve O’ndan korkmak yerine, O’nu sevdiklerini söylerler. Allah’ın varlığı ve gücünü takdir edememeleri, işte bu cümleyle açığa çıkar. Ancak Allah, pek çok ayette, Kendisinden korkmamızı emreder.

De ki: "Göklerden ve yerden sizlere rızık veren kimdir? Kulaklara ve gözlere malik olan kimdir? Diriyi ölüden çıkaran ve ölüyü diriden çıkaran kimdir? Ve işleri evirip-çeviren kimdir? Onlar: "Allah" diyeceklerdir. Öyleyse de ki: "Peki siz yine de korkup-sakınmayacak mısınız? (Yunus Suresi - 31)

Allah, Kendisinden korkmamızı emrederken, hayır ben korkmam, ben Allah’ı severim demek, büyük bir akılsızlık ve gaflet olur. Allah büyüktür, Allah güçlüdür, Allah yaratandır. Böyle bir kudretten, Allah’ın o yüce makamından ancak korkulur. Bahsedilen korku, karanlıktan ya da yılandan korkmak gibi bir şey değildir. Kuran’da ‘haşyet’ kelimesi ile ifade edilen bu korku, Allah’ın yüce makamına duyulan saygı, sevgi ve rızasını kaybetme korkusudur. Bunu da ancak, Allah’ın büyüklüğünü gereği gibi takdir eden temiz akıl sahibi müminler hissedebilir.

Onlar, Allah'ın kadrini hakkıyla takdir edemediler. Şüphesiz Allah, güç sahibidir, azizdir. (Hac Suresi - 74)

... Kulları içinde ise Allah'tan ancak alim olanlar 'içleri titreyerek-korkar'. Şüphesiz Allah, üstün ve güçlü olandır, bağışlayandır. (Fatır Suresi - 28)

Namaz, Gaflet Perdesinin Kakmasına Vesile Olur

Müminler, Kuran’da Rabbimizin bildirmiş olduğu emir ve yasaklara karşı son derece hassastırlar. Kuran’a iman eden bütün insanların yapmakla mükellef olduğu farz ibadetler vardır. Bu ibadetlerden biri de namazdır. "... namaz, mü'minler üzerinde vakitleri belirlenmiş bir farzdır. " (Nisa Suresi, 103) İman sahibi olan her insan, ibadetlerine gösterdiği titizlik ve süreklilikle kendini belli eder. "Onlar, namazlarını da (titizlikle) koruyanlardır. " (Müminun Suresi, 9) ayetinden de anlaşıldığı üzere, hiçbir koşul onları, bu ibadetlerini yerine getirmekten alıkoymaz.

Sivrisinekteki Mucize

Sivrisineklerin doğumundan ölümüne kadar olan bütün süreçler başlı başına birer mucizedir. Hiç önemsemeden yok etmeye çalıştığımız bu mucize varlık aslında Allahın yaratma sanatına çok önemli bir delildir. Şimdi bu küçücük canlının özelliklerinden bahsetmek istiyorum sizlere.

Allah Affedicidir

İnsan, yaratılmış bütün canlıların içinde en nankör olanıdır. Ezeli düşmanı olan şeytan ve nefsinin sınır tanımaz tutkuları vesilesi ile günaha çok yakındır. Yaşamı boyunca pek çok hata yapar. Kusursuz, eksikliklerden münezzeh olan tek varlık Allah’tır. ‘TEVVAB’ (günahları bağışlayan) sıfatıyla Allah insanlara, tevbe etmeleri durumunda günahlarını bağışlayacağını bildirmiştir.   ‘Ancak tevbe edenler, (kendilerini ve başkalarını) düzeltenler ve (indirileni) açıklayanlar(a gelince); artık onların tevbelerini kabul ederim. Ben, tevbeleri kabul edenim, esirgeyenim.’ (Bakara Suresi, 160)   İnsanı Allah’ın yolundan alıkoymak için elinden geleni yapan şeytan, insanlar için çok büyük bir tehlikedir. Ona karşı uyanık olmak ve bu sinsi varlığın oyununa gelmemek için sürekli teyakkuz halinde olmak gerekir. Şeytan çoğu zaman ‘Allah affeder’ telkiniyle insanları günaha yönlendirir. Kuşkusuz Allah merhametlilerin en merhametlisidir ve tevbe eden kullarını bağışlayandır. Ancak sonunda bağışlanma dileriz mantığıyla günah işlemek oldukça samimiyetsiz bir durumdur. Şeytanın Allah’ın adını kullanarak insanları kandırması bir ayette şu şekilde geçer:

Dua Etmek

Sizi yaratan, akıl ve beden bahşeden, ruhunuza çeşitli zevkler yaşatan Allah’a yeterince yakın mısınız? O’na en son ne zaman dua ettiniz? Allah’a sadece zorluk anlarında mı dua ediyorsunuz, yoksa size olan yakınlığını bilerek O’nu sürekli anıyor musunuz? Cevabınız ne olursa olsun yapmanız gereken en doğru şey, “Andolsun, insanı Biz yarattık ve nefsinin ona ne vesveseler vermekte olduğunu biliriz. Biz ona şahdamarından daha yakınız.” (Kaf Suresi -16 ) ayeti gereği, Rabbimizin bize çok yakın olduğunu ve “Sizin Allah'tan başka veliniz ve yardımcınız yoktur.” (Bakara Suresi -107) ayeti gereği de tek dostumuz ve yardımcımızın Allah olduğunu unutmamak olacaktır. Allah bir başka ayetinde ise, kullarına olan yakınlığını ve dua edenin duasına icabet edeceğini şu şekilde bildirmiştir:

Reklam

İçeriği paylaş