islam

warning: Creating default object from empty value in /home/islamisi/public_html/modules/taxonomy/taxonomy.pages.inc on line 33.

ŞEHİTLER NEDEN VERİLDİ VE VERİLMEYE DEVAM EDİYOR?

ŞEHİTLER NEDEN VERİLDİ VE VERİLMEYE DEVAM EDİYOR?
PKK’NIN GÖRÜNMEYEN YÜZÜ ...
PKK; komunist, Leninist, Stalinist bir felsefe üzerine kurulmuş bir terör örgütüdür. Amacı; ne olmayan devletlerini kurtarmak ne zulum görmeyen insanları zulumden kurtarmak, ne de demokrasiyi sağlamak. Nedir bu PKK’nın amacı?
PKK, Evrim teorisi (ki kendi içinde çelişip Big Bang teorisiylede yıkılmasına ve bilimsel kanıtlarının dahi olmamasına rağmen) temeli altında komunist ideolojiyi benimsemiş katiller topluluğudur. Komünizmi yaymak, dini inançları ortadan kaldırmak, demokrasiden uzak kendi diktatörlüklerini kurmaktır.
Bunu Terör örgütü elebaşlarının bir ifadesinde de açıkça görebiliriz: “Lenin 1900’de ne ise ben de 21. yüzyıl sosyalizmini temsil ediyorum, reel sosyalizmle savaşarak, emperyalizmle savaşarak yeni sosyalizmi inşaa ediyorum.” (Özgür Yaşamla Diyaloglar, s. 201)
Peki elebaşının bu zamanda olduğunu söylediği Lenin kim?
Lenin’in 1906 yılında Proletari dergisine verdiği bir yazısı; “Bizim ilgilenmekte olduğumuz olgu, silahlı mücadeledir; bu mücadele, bireyler ve küçük gruplar tarafından yürütülmektedir. Bir kesimi devrimci örgütlere ait iken, öteki kesimler (Rusya'nın belirli kesimlerinde çoğunluğu) herhangi bir devrimci örgüte bağlı değildirler. Silahlı mücadele, birbirlerinden kesinkes olarak ayrılması gereken, farklı iki amaca yöneliktir; önce, bu mücadele kişilere, liderlere ve ordu ve polisteki görevlilere suikast yapmayı amaçlar, ikinci olarak, hem hükümete ait, hem de özel kişilere ait para kaynaklarına elkoyar.”

Üzülmenin, hiç kimseye ve hiçbir şeye faydası olmayan, boş, anlamsız ve tahrip edici bir tavır olduğunu görebilmek gerekir.

Üzüntü Allah'ın Kuran ayetleri ile yasakladığı bir tavır bozukluğudur. Allah'a iman eden, Allah'ın sonsuz güzel ahlakını, sonsuz gücünü bilen bir insan için üzülecek hiçbir şey yoktur. Allah, o kişinin kaderinde her ne yaratırsa yaratsın, bu, o kişi için olabilecek en değerli, en hikmetli, en güzel ve en hayırlı olandır.

Allah sonsuz adaletlidir. Allah kullarını çok sevendir. Allah mümin kulları için herşeyi ‘hayır’ olarak yaratandır. Allah acıyı, sıkıntıyı, zorluğu da yaratır; ancak tüm bunları, mümin kullarının çok daha güzel ahlaklı olabilmelerine ve ahirette çok daha güzel bir karşılık alabilmelerine vesile olması için yaratır. Dolayısıyla mümin, yokluk içinde de olsa, acı de çekse, hasta da olsa, yalnız da kalsa, kendince herşeyden mahrum ve mağdur durumda da kalsa (Allah'ı tenzih ederiz, Allah sonsuz adalet sahibidir), bunların hiçbirini bir üzüntü vesilesi olarak görmez. Elbetteki tüm bu şartların; sıkıntı ve acının, zorlukları vardır. İnsan maddi manevi pek çok açıdan gerçekten çok zorlandığı durumlarla karşılaşabilir. Ama makbul olan, bu şartlarda dahi kişinin, Allah'ın sevgisinden emin olması, Allah'ın rahmetini ummanın huzurunu, sevincini yaşamasıdır. Sıkıntılardan dolayı ümitsizliğe kapılmaması (Allah'ı tenzih ederiz), acı ve zorlukları ‘dünya hayatının ‘üzülünmesi gereken durumları’ olarak görmemesi’dir.

İnsanlara çok küçük yaşlarından itibaren öğretilen bazı inançlar vardır. Bunlar genellikle toplumda hakim olan anlayışın birer parçasıdır. Bir insanın nelerden korkması, nelere sevinmesi, nelere küsmesi, nelere üzülmesi gerektiği gibi tüm bilgiler, bu yaşlarda insanlara aşılanır. İnsanların, hoşlarına gitmeyen bir durumla karşılaştıklarında hemen üzülmeye meyletmelerinin bir sebebi de, işte kendisine yıllar boyu verilmiş olan bu telkinlerdir.

İbadette Azla Yetinmek Mümine Yakışmaz

Allah’ın varlığına ve birliğine inanmak, namaz kılmak, oruç tutmak, zekat vermek, kadere, hayır ve şerrin Allah’tan geldiğine, hacca gitmek.. çocuk yaşlardan itibaren öğrendiğimiz, dinimizin temellerini oluşturan önemli ibadetlerden bazılarıdır.

Belki bu ibadetlerin çoğunu yapıyor olabiliriz. Gün içerisinde 5 vakit namaz kılmayı, ramazan ayı geldiğinde oruç tutmayı, Cuma namazını kaçırmamayı yeterli görüyor olabiliriz. Ancak Rabbimizin Kuran’da bildirdiği ibadetler bu kadarla sınırlı değildir.

Sevgili Peygamberimizin (sav) ve diğer tüm elçi ve peygamberlerin hayatlarını incelediğimizde, tüm yaşamlarını yalnızca Allah’a adadıklarına, yaptıkları her işte O’nun rızasını gözettiklerine şahit oluruz.

Allah’ın rızasının en fazlasını arayan bir mümin, gün içerisinde neler yapar düşünelim:

- Sabah kalktığı andan itibaren Allah'ı anacağı yeni bir güne, sağlıklı olarak başladığı için şükreder ve gününü Allah'a adar.

- Allah’ın kendisine bahşettiği nimetleri anar ve bunlar için şükreder.

- İhtiyacı olanlara yardım eder. Ancak bu konuda azla yetinmez. Çünkü Allah ihtiyaçtan arta kalanın infak edilmesini bildirmiştir.

- Menfaatleri ile çatışsa dahi olsa yalana ve sahtekarlığa asla yaklaşmaz.

- Kınayıcının kınamasından korkarak inançlarından ve ibadetlerinden asla taviz vermez.

- Zinadan, içki, kumar, fal gibi şeytan işi pisliklerden titizlikle kaçınır.

- En önemlisi Allah’ın nimetlerini durmaksızın anlatır. Çünkü tebliğ ibadeti tüm ibadetlerin başında gelir. ‘Herkesin dini kendine, ibadet dört duvar arasında yaşanmalı’ mantığı Kuran’a aykırıdır. Yüce Rabbimiz ‘Rabbinin nimetini durmaksızın anlat.’ (Duha Suresi, 11) buyurmaktadır.

Nefretin ve Şiddetin Kaynağı Dinden Uzak Yaşam

Her gün televizyonlarda ve gazetelerde, içi kin ve nefretle dolu insanların gerçekleştirdiği şiddet dolu haberlere tanık oluyoruz. Huzur ve güven ortamından uzak, güçlünün güçsüzü ezdiği, hile ve yalanın kol gezdiği, sevginin kalmadığı, şiddetin her geçen gün daha da arttığı, hoşgörü ve iyi niyetin unutulduğu bir dönem yaşıyoruz.

Şeytanın yoğun olarak çalıştığı bu dönemde insanlar, başka bir inanca ya da görüşe karşı saygı ve hoşgörü göstermek yerine, kin ve öfkeyle şiddete başvurmakta, kendinden olmayanlara yaşam hakkı tanımamayı amaç haline getirmektedirler. Uzlaşmadan uzak bu tavrın sonucunda ise sürekli çatışma halinde olan insanların oluşturduğu bir toplum yapısı oluşmaktadır.

Kin, öfke ve şiddet Kuran’dan uzak yaşayan insanların oluşturduğu bir toplumun en belirgin özellikleridir. Olaylar karşısında öfkelenmek, sinirlenmek böyle bir toplumda normal karşılanır. Oysa öfkelenmek, sinirlenmek ve aşırı tepkiler vermek, kin ve nefret dolu duygular beslemek Allah’ın beğenmediği davranışlardır.

Allah korkusu ve Kuran bilgisi olmayan insanlar için başka bir dine mensup insana nefret beslemek ya da farklı siyasi görüşe sahip insanlara karşı şiddet uygulamak, kendinden olmayanları ezmek, yok etmek doğal olarak kabul edilen davranışlardır. Oysa Yüce Rabbimiz insanlara sevgiyi ve affetmeyi öğütler. İslam’a uyan en güzel davranış budur.
“Sen af (veya kolaylık) yolunu benimse, (İslam’a) uygun olanı (örfü) emret ve cahillerden yüz çevir.” (Araf Suresi, 199)

Özellikle ‘inançlı insanların’ Kuran ahlakına uygun olmayan üslup ve tavırlar içine girmeleri, şeytanın boş durmadığının açık bir göstergesidir. Allah’ın emrettiği güzel ahlakı göstermek yerine şeytanın telkinlerine kulak verenler; affetmeyi, hoşgörüyü, sabrı, tevekkülü ve sevgiyi unutur. Bu gafletin en büyük sebebi ise yeterli Kuran bilgisine ve Allah korkusuna sahip olmamaları, Allah’ı yeterince anmamalarıdır.

Beyaz Adamın Devri Sona Erdi

“Bu makale yazarın ‘İstikbal İslam’ındır’ isimli kitabından derlenmiştir.”
Beyaz Adamın Devri Sona Erdi
Asrımız, İngiliz filozoflarından Bertrand Russel diyor ki: “Beyaz insanın efendilik devri sona ermiştir. Beyaz insanın sonsuza dek efendi kalması da zaten tabii kanunun değişmez bir kuralı değildi. Öyle inanıyorum ki beyaz insan, dört asırdan beri gördüğü güzel günler gibi bir gün daha asla göremeyecektir. Şüphesiz Rusyalı, Asya’da istediği gibi nüfuzunu yayma fırsatı kendisine verilen tek beyaz insandır. Asya milletleri, -tecrübe etmedikleri için- Kremlin’in sömürgecilik gayesinin varlığına inanmadan sömürgecilikten nefret ediyorlar. Çünkü onlar, asırlarca Batılı adamın otoritesi altında fakir düştüler. Başlarından geçen bu sömürge olayından nefret eder oldular. Bu sebeple Asya’da Batılı devletlerin eline bir fırsat daha geçeceğini zannetmiyorum. Yalnızca Hindistan’ın Avrupalılarla birlik ve uyum içinde yaşayabileceğine inanıyorum. Arap alemi ise -Mısır ve Pakistan dahil- Komünist Paktı’na meyledecektir.”
Bertrand Russel bu haberini 1950’de verdi. Görüldüğü gibi bu sözü takip eden olaylar, özellikle Çin’in Komünist Blok’un eline düşmesi bu düşüncenin esasını doğrulamıştı. Fakat biz bu düşüncenin bakış açısını dar, köklerini sathi, dayanağını maddi kabul ediyoruz. Zaten Batılı bir düşünürün, kendisini meşhur kılan mantıklı çalışması ne kadar değerli olursa olsun, muayyen bir kültürün, geleneklerin, medeniyetin ve aklının esiri olacağı bize garip gelmez. Çünkü bu peşin değerler, onlara aykırı düşünmeyi, olayları etraflıca görmeyi başka açılardan bakmasına müsaade etmiyor.
Olay bundan çok daha derindir.
Beyaz adamın efendiliğini sürdüreceği asır sona ermiştir. Çünkü beyaz adamın medeniyetinin sınırlı sermayesi artık tükenmiştir. Elinde insanlığa sunabileceği, beşeriyetin idaresini düzenleyebileceği, insani esaslar içerisinde, insanca değerler ve insani bir hayat için onu hakkıyla ilerletip geliştirebileceği bir fikri, anlayışı, değer sermayesi kalmamıştır.

Kurtarıcı

Kurtarıcı
Dr. Carrel, insanı “her şeyin ölçüsü” sayan, onu “kendi icat ettiği dünyasında garip” yapmayan, insanın özellikleri ve esas unsurları hakkında tam bir bilgisizlik üzerine kurulmayan bir sistem arzuluyor.
Sanayi kurulurken, fabrikaların işçilerin fizyolojik ve akli durumları üzerinde yapabileceği etkileri tamamen ihmal etmeyen aynı zamanda bir ferdin veya fert guruplarının üretimde mümkün olan en büyük payı alabilmeleri için en az külfetle en fazla üretim prensibini de tasvip etmeyen bir sistem arzuluyor.
Sakat ve dar kafalı, aşağı mertebede kişilerin oluşmasına sebep olmayan, his, nezaket ve dini kaidelerin gelişmesini engellemeyen ve gizlemeyen, bizi ahlaken ve aklen düşük duruma düşmeye zorlamayan, değerlerimize ve toplumumuza aykırı bir çevre oluşturmayan bir sistem...
Ferdin kişiliğini defterinden tamamen silmeyen, fakat aynı şekilde ferdin toplum hayatına olan ihtiyacını da unutmayan, “Koyun sürülerine benzeyen büyük sürüler halinde, besleniyor, yaşıyor ve çalışıyoruz” demeyen bir sistem...
Erkeğin ve kadının kişiliğini ortadan kaldırmayan bir sistem... “Gerçekten ikisi arasındaki dengesizliği ihmal etmek çok tehlikeli bir iştir.”
İnsanoğlunun hayatını, “Marks’ın, Lenin’in ve Freud’un hayalleri”, insanların hevesleri, arzuları, görüş ve eğilimleri önüne bir ganimet gibi terk etmeyen bir sistem...
Fıtrat kurallarıyla çatışmayan, yasak topraklara girmeyi teşvik etmeyen, insanın hayat yapısının gerçekleriyle çatışmayan bir sistem...
Son olarak, maddeciliğin çöküşünü, Avrupa’nın ruhbanlık sistemi olarak tanıdığı negatif ruhaniyetçiliğe ve Freud’un sapık psikoloji görüşüne bağlı olmayan bir sistem...
Fakat Dr. Carrel, insan aklının tabiatı gereği insanı tanımaktan aciz olduğu sonucuna vardığı halde, bu meziyetlere sahip olan bu sistemin kuruluşunu “insanın ilmi”nden arzu etmektedir.
Pekala, Mr. Dulles’ın arzu ettiği şey nedir?

Dr. Carrel’in kurtuluş için tavsiye ettiği çareler

İşte bunlar Dr. Carrel’in ikazlarının özetidir. Onun tavsiyeleri ve kurtuluş için tavsiye ettiği çareler nelerdir? Kalkınma asrının -sırf- maddeye inanma hatasının aynı zamanda maddenin ihmal edilmesi hatasına düşmeden orta yolu bulup insanın bütün yönlerini, insan hayatının bütün sahalarını dikkate alarak tashih etmenin metodu nedir? İnsanı, ihmal etmeden onu doğru yoldan saptıran Freud psikolojisine düşürmeden, hayatı felce uğratan Orta Çağ ruhbanlığına yol açmadan onu maddeye hakim kılmanın metodu nedir?
Acaba o, insanoğlunu tehdit eden bu büyük tehlikeyi derin bir şekilde kavradıktan sonra; makine medeniyetinin değiştirilmesi ve insanlığı geliştirmek için başka bir düşünce şeklinin ortaya konması ve bu sahadaki bütün görüşlerden tamamen uzaklaşma zaruretine çağırmaktan başka ne istiyor?
Biz onu hayretle dinliyor ve hayretle karşılıyoruz!
Bizler cansızlar ilminden geride kalmış olan hayat ilminin kurbanlarıyız.
Bu yaygın hastalığın yegâne ilacı kendi hakkımızda çok derin bir bilgi edinmemizdir. Bu bilgi sayesinde, modern yaşayışın şuurumuza ve vücudumuza hangi mekanizmalarla zarar verdiğini öğrenmemiz mümkün olur. Böylece çevremizdeki şartlarla nasıl intibak edeceğimizi, bunları nasıl değiştirebileceğimizi öğreneceğiz. Çünkü bunlarda bir devrim kaçınılmaz hale gelmiştir. Bu bilgi, ne olduğumuzu, güçlerimizi ve bunları nasıl gerçekleştireceğimizi mümkün kılan bir metodu bulmamız için bize yol göstererek, fizyolojik zaafımızı fikri ve ahlakî hastalıklarımızı izah etmede bize yardımcı olacaktır.
Çeşitli organik ve ruhî faaliyetlerimize uymayan kuralları öğrenmek için yasak olan şeyi, mubah şeylerden ayırt etmemiz ve nefsanî arzularımızın etkisi altında kalarak muhitimizde ve kendi nefsimizde adaletli davranmak için hür olmadığımızı anlamayı ancak bu ilimler vasıtasıyla öğreniyoruz.
Hayatın tabu şartları, modern medeniyet tarafından ezildiği ve çiğnendiği müddetçe insan ilmi, bütün ilimlerin en zararlısı haline gelmiştir.

Tehlike Feryatları

Dr. Alexis Carrel, Arapçaya tercümesi orta büyüklükte, 376 sahifelik, “İnsan Denen Meçhul” adlı bir kitap yazdı. Kitap yürürlükte olan medeniyetin, insana ait önemli özellikleri öldürdüğü gerekçesiyle ve tabi kanunlara aykırılığı nedeniyle beşer neslini tehdit eden bu uygarlığın tehlikesine karşı ikaz çağrısında bulunmakta, dinlemeyenlerin cezasız kalmayacağını, ayrıca bugünkü “ilmin” insan gerçeğini henüz kavramaktan aciz kaldığını ilan etmektedir.
Biz, bu ifadeden, bu tehlikeden kurtarma için yapılan feryatlardan ve bu kötü tehlikenin bertaraf edilmesi için ileri sürülen tavsiyelerden bazı parçalar alacağız.
“Bu kitabın hedefi, herkese, zamanımızda yaşadığımız kainatla ilgili bir takım bilgiler edinme hak ve salahiyeti vermektir. Uygarlığımızın zaafını anlamaya başlamış bulunuyoruz. Bugün birçok insan modern toplumun kendilerine verdiği peşin bilgilere esir olmaktan kurtulmaya çalışıyor. Bu kitabımı işte onlar için yazıyorum. Bu kitabı, -kendilerinde sadece akli, siyasî ve sosyal bazı değişikliklerin yapılmasının zaruri olduğunu idrak etmeleri için değil- aynı zamanda makine medeniyetinin yıkılıp yerine insanî ilerlemenin sağlanması için bir düşünce tarzının gerektiğini kavramaya yeterli cesareti olanlar için yazdım.” (Önsöz s. 11-12)
“Çağdaş uygarlık kendini zor bir durumda bulmaktadır. Çünkü o ilmî keşif hayalleri, insanların aşırı arzuları, vehimleri, görüşleri, eğilimleri altında doğmuş olduğu ve bu medeniyet, yaratılış karakterimizin gerçek yönlerinden habersiz olarak kurulduğu için bizim bünyemize uymuyor. O, bizim zoraki gayretlerimizle ortaya çıkarılmasına rağmen bizim bünyemize ve şeklimize uygun değildir.” (s. 38)

İstikbal İslam'ındır - Seyyid KUTUB

“Bu makale yazarın ‘İstikbal İslam’ındır’ isimli kitabından derlenmiştir.”
Beyaz Adamın Devri Sona Erdi
Asrımız, İngiliz filozoflarından Bertrand Russel diyor ki: “Beyaz insanın efendilik devri sona ermiştir. Beyaz insanın sonsuza dek efendi kalması da zaten tabii kanunun değişmez bir kuralı değildi.

Ekonomi Kolay mı?

İnsan topluluğunun ekonomik faaliyetlerinin temel dayanak noktaları halkın lisanıyla kolay anlaşılacak şekilde nasıl anlatılır?

1. Esas : İnsan gücünün ekonomik faaliyetlerdeki doğru dağılımı refah artışının temel unsurlarından biridir.
Milyonlarla ifade edilen bir toplumun ekonomik işleyişini kavramak geniş bir zihin faaliyeti gerektirir. Büyük rakamlarla düşünmek konunun anlaşılmasını zorlaştırır. Biz konuyu basite indirgeyerek bir hayal kuralım: 10 kişilik bir aile düşünelim. 10 kişiden 2 kişi biri çocuk, biri yaşlı ve hasta olduğu için ailenin ekonomik faaliyetlerine katılamıyor. Böylece ailenin geçim faaliyetlerine 8 kişi katılmış oluyor.

Bu sekiz kişiden üç kişi, biri tarlada sebze, meyve üreterek, biri hayvan yetiştirerek, biri de her türlü zanaati bilip kıyafet, ayakkabı vs. üretiyor, eğitim ve sağlık gibi hizmetlerle ilgileniyor..
Geriye kalan beş kişi ise biri yemek yapıyor, biri ütü yapıyor, biri temizlik yapıyor, biri çamaşır, bulaşık işleriyle uğraşıyor, biri de çocuk ve hasta yaşlının bakımıyla ilgileniyor.

Bu aile bizim toplumsal yapımızın küçültülmüş bir örneği olsun. Şimdi bu aile bireylerinin her biri diyelim ki ekonomik olarak yetersiz olduklarını düşünüyorlar. Aynı sayıda başka bir ailenin kullandıkları alet edevat teknolojisi aynı olmasına rağmen kendilerinden iki üç kat fazla üretim yaptıklarını düşünelim. Kafa kafaya verip acaba ihtiyaç duyduğumuz şeylere daha fazla miktarda nasıl sahip olabiliriz, diye düşünüyorlar. Yani genel anlamda bir ülke bir toplum nasıl daha müreffeh, daha zengin hale gelebilir, sorusunun cevabı aranıyor.

Reklam

İçeriği paylaş