islam

warning: Creating default object from empty value in /home/islamisi/public_html/modules/taxonomy/taxonomy.pages.inc on line 33.

Dua’m

Evren’in, canlı ve cansız her şeyin yaratıcısı büyük Allah’ım. Senin gücün karşısında tüm kainat boyun eğmiş ve seni tesbih ederken, kibirli şeytana uyup senden gaflete düşen biz aciz kullarına merhamet et affı bol, şefkatli Allah’ım.

Sen, gözlerimizi ve gönüllerimizi zenginleştir. Gözleri olup göremeyen, kalbi olup körelenlerden kılma bizi. İmandan sonra sapmaktan koru, nurunla aydınlat içimizi.

Yaşamımız, ölümümüz, sahip olduğumuzu sandığımız her şeyimiz senin, benim Ganiy Allah’ım. Mülkünü biz aciz kullarına lütfettiğin için şükürler olsun sana ya Rabbim. Güzel renkleri, kokuları, tatları, kutsal kitabımızı, dinimizi, güzel peygamberimiz Hz. Muhammed (sav)’i biz kullarına hediye ettiğin için çok şükür Allah’ım.

Tevbelerimizi, şükürlerimizi, dualarımızı, ibadetlerimizi kabul et, yanlışlarımızı düzeltmemizde bize yardım et ya Rabbim.

Şeytanın ve nefsimizin şerrinden bizi koru. Bizleri güçlü, sabırlı ve ibadette kararlı kıl benim Aziz Allah’ım.

Ölüm anında pişmanlık yaşatma. Ahirette nurları sağ yanlarında ve önlerinde Rabbine doğru koşanlardan olmamızı nasip et. Ateşin azabından koru bizleri. Cehennem ateşiyle değil, Allah aşkı ile yak bizleri. Adn ve Firdevs cennetlerinde, seçilmiş elçilerin ve mümin kullarınla beraber olmamızı nasip et Kadir Allah’ım.

Allah’ım, senin iznin olmaksızın bir yaprak dahi düşmez. Sen “Ol” dersin ve olur. Sen izin ver, müminler dünyaya hâkim olsun, sen izin ver kötüler yok olsun, sen izin ver imanımız artsın benim Cebbar Allah’ım.

Sabır ve hayırlarda mümin kardeşlerimizle yarışalım, iyiliği emredip kötülükten sakındıralım, öfkemizi yutalım, Allah sevgisi ve Allah korkusu ile yaşamımızın her anını Sana adayalım.

Ne olur “Ol” de olsun Allah’ım.

Ağaç Kökleri ve Mantarlar Arasındaki Dayanışma

Yapılan araştırmalar bilim adamlarını kökler hakkında çok ilginç bilgilere ulaştırmıştır. Bir mantar türü ve ağaç kökleri arasında yardımlaşma olduğu keşfedilmiştir.

Kökler, ihtiyaçları olan fosfor ve nitrojeni mantarlar yardımı ile temin ederler. Mantarlar ise, ağaçlardan, fotosentezle temin ettikleri karbon bileşiklerini alırlar. İhtiyacınız olan bir şeyi alması için birisine para verseniz ve o kişi neye ihtiyacınız olduğunu bilmeden tam istediğiniz şeyleri alıp size getirse buna tesadüf demek çok mantıklı olmaz.

Peki, kendileri için neyin faydalı, neyin zararlı olduğunu bilemeyen bu canlılara bu şekilde yardımlaşmayı kim yaptırıyor?

Ağaçlar, ihtiyaçları olan nitrojen ve fosforun mantarlarda olduğunu nereden biliyor?

Hiç kuşku yok ki mantarların ağaçların yardımına koşmaları, ağaçların da mantarlara fayda sağlamaları doğadaki yardımlaşmanın güzel bir örneğidir.

Yapılan araştırmalardan elde edilen çok ilginç bir sonuç daha vardır. Farklı ağaç türleri arasında da nitrojen yardımlaşması vardır ve bu yardımlaşmada da taşıyıcılar yine mantarlardır. Beyni, zekâsı, gözü ve kulağı olmayan bitkiler, sebepsizce birbirlerinin yardımına koşarlar. Bu canlıları bir araya getiren, her ikisinin de ihtiyaçlarından haberdar olan ve birbirlerinin ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde yaratan Yüce Allah'tır.

Münafık Karakteri

Münafık kelimesi, karışıklık, bozgunculuk çıkaran anlamına gelir. Münafıklar, mümin olmadıkları halde mümin taklidi yaparak, onların içinde barınmaya çalışan, menfaatçi yapıya sahip, ikiyüzlü insanlardır. Münafıklar çeşit çeşittir. Kimi sadece maddi menfaat için müminlerin içindedir, kimi müminlere hırsından dolayı onlara zarar vermek için aralarına girer, kimi de iman eder ancak daha sonra niyetlerini bozar ve inkara saparlar. Ancak hepsinin ortak bir özelliği vardır, o da müminlere düşman olmaları ve bu yönde çaba sarf etmeleridir.

Allah'a and içiyorlar ki (o inkar sözünü) söylemediler. Oysa andolsun, onlar inkar sözünü söylemişlerdir ve İslamlıklarından sonra inkara sapmışlardır ve erişemedikleri birşeye yeltenmişlerdir... (Tevbe Suresi -74)

Münafıklar, müminlerin arasında yaşadıkları sürece, onlar gibi davranarak, kendilerini gizlemeye çalışırlar. Müminlerin başına bir sıkıntı ve zorluk geldiğinde ya da menfaatleri çatıştığında ise gerçek yüzleri ortaya çıkar. İman edenlerin yanından ayrılırken veya ayrıldıktan sonra onlara zarar vermeye ve müminlerin arasındaki birliği bozmaya çalışırlar.

Münafıklar, karakter olarak şeytanla birebir aynı özellikleri taşırlar. Şeytan gibi, Allah’ın varlığını bilir ve kabul ederler. Ancak Allah’tan korkmak yerine, Allah’ın kalplerinde gizledikleri hainliği açığa çıkaracak bir sureyi indirmesinden korkarlar.

Münafıklar, kalblerinde olanı kendilerine haber verecek bir sûrenin aleyhlerinde indirilmesinden çekiniyorlar. De ki: "Alay edin. Şüphesiz, Allah kaçınmakta olduklarınızı açığa çıkarandır." (Tevbe Suresi -64)

Dünya Hayatı Oyun ve Oyalanmadır

Yaşadığımız her an, Allah’ın bizler için yarattığı güzelliklerle ve nimetlerle karşılaşırız; soluduğumuz hava, doğadaki muhteşem manzaralar, çiçekler, yüzlerce çeşit hayvan ve yaşamımızı sürdürmemiz için gerekli olan sayısız yiyecek… Ancak saymakla bitmeyecek kadar çok olan bu eşsiz nimetlerle dolu dünya hayatı hakkında bilinmesi gereken önemli bir gerçek vardır. Kuran' da ‘Dünya hayatı, aldatıcı metadan başka bir şey değildir.’ (Al-i İmran Suresi, 185) ayetiyle bildirilen bu gerçek, bize dünya hayatına ait tüm güzelliklerin geçici olduğunu göstermektedir. İnsanların sımsıkı sarıldığı işleri, malları, sevdikleri herkes ve her şey sadece bu dünyaya ait şeylerdir ve ölümle birlikte hepsi yok olacaktır.

‘O, amel (davranış ve eylem) bakımından hanginizin daha iyi (ve güzel) olacağını denemek için ölümü ve hayatı yarattı...’ (Mülk Suresi, 2) ayetinden anlaşılacağı gibi Allah, dünyayı ve tüm nimetleri, insanlardan hangilerinin salih amellerde bulunacağını denemek için yaratmıştır. İnsanlar bu dünyada çok kısa bir süre yaşayacak ve ardından ahiret hayatı başlayacaktır. Sonsuz cennet ya da sonsuz cehennem hayatı için bir sınav yeri olan dünyaya bakış açısı, ‘sonuna kadar tadını çıkararak yaşamak’ değil, Allah’ın razı olacağı şekilde yaşamak olmalıdır. ‘Bu dünya hayatı, yalnızca bir oyun ve '(eğlence türünden) tutkulu bir oyalanmadır'. Gerçekten ahiret yurdu ise, asıl hayat odur. Bir bilselerdi.’ (Ankebut Suresi, 64) ayeti, bu çok önemli gerçeği bize hatırlatmaktadır.

Bu noktada, çok kısa olan dünya hayatını amaç edinip sadece bunun için çabalayan insan büyük bir aldanış içine düşmüş demektir. Oysa Allah kullarını yararsız şeyler peşinde koşmamaları gerektiği konusunda açıkça uyarmaktadır:

Düşünmeden, Yüzeysel Yaşamak

Düşünebilmek, insan hayatındaki en önemli nimetlerden biridir. Düşünmek insanı, etrafında gördüğü, işittiği, hissettiği her şeyin, Allah’ın o muhteşem yaratma sanatı ile gerçekleştiği gerçeğine götürür. Düşünen insan, yaşamdaki amacının ne olduğunu, neden yaratıldığını, Allah’a karşı sorumluluklarını, ölümü, ahireti aklından çıkarmaz. Rabbimiz bir ayetinde, Kuran ayetleri üzerinde düşünüp öğüt alabileceklerin, yalnızca temiz akıl sahibi olan müminler olduğunu şu şekilde açıklamıştır:

"(Bu Kur'an,) Ayetlerini, iyiden iyiye düşünsünler ve temiz akıl sahipleri öğüt alsınlar diye sana indirdiğimiz mübarek bir kitaptır." (Sad Suresi -29)

Dini gereği gibi yaşayamayan insanlar ise, şeytanın da telkinleri ile bütün bu konuları düşünmekten özellikle kaçınırlar. Dünya hayatında oyalanacak o kadar çok konu vardır ki, düşünmeye fırsat bulamazlar. Ancak, başlarına bir kaza veya hastalık gelip de, dünya hayatında oyalanacakları konulardan uzaklaştıklarında, o zaman Allah’ı düşünmeye ve eski günlerine tekrar dönebilmek için dua etmeye başlarlar. Sağlıklarına kavuştuklarında ise hasta ve aciz hallerini çok çabuk unutur ve eski yüzeysel yaşantılarına geri dönerler.
İnsana bir zarar dokunduğunda, yan yatarken, otururken ya da ayaktayken bize dua eder; zararını üstünden kaldırdığımız zaman ise, sanki kendisine dokunan zarara bizi hiç çağırmamış gibi döner-gider. İşte, ölçüyü taşıranlara yapmakta oldukları böyle süslenmiştir. (Yunus Suresi -12)

Boş İşlerden ve Sözlerden Kaçınmak

Allah’a iman etmeyen insanlar, yaşamlarının dünya hayatıyla sınırlı olduğunu düşündüklerinden dolayı ahiret hayatı için herhangi bir şey yapma gereği duymazlar. Ahireti düşünmeyen bu insanlar zamanlarını boş sözlere dalarak, ne kendilerine ne de çevresindekilere fayda sağlamayacak konuşmalarla ve boş işlerle oyalanarak harcarlar. "Onların kalpleri tutkuyla oyalanmadadır..." (Enbiya Suresi, 3) Ancak oyalanmayla geçen bu hayatın sonunda; her davranış, her söz, her düşünce hesap günü insanın karşısına çıkacak ve sonsuz hayatını etkileyecek bir öneme sahip olacaktır.

Bazı insanların Kuran ahlakını yaşama konusunda en çok yanıldığı noktalardan biri, hayatlarını “ibadet zamanları” ve “diğer zamanlar” olarak iki bölüme ayırmalarıdır. Bu insanlar yalnızca belirli zamanlarda ahiret hayatını hatırlar, geri kalan zamanlarda ise dünya işlerinin sözde karmaşasına kapılarak zamanlarını faydasız işler ve düşüncelerle geçirmeye devam ederler. Herhangi bir konu hakkında hiç sıkılmadan, yorulmadan saatlerce konuşan, zamanlarını bilgisayar başında oyun oynayarak ya da televizyon seyrederek harcayan bu insanlar, Allah’ı anmayı sadece ibadet zamanlarında akıllarına getirirler ve kendilerince bunun yeterli olduğunu düşünürler. Başlarına bir musibet geldiğinde için için Allah’a yalvaran bu insanlar, normal hayatlarına döndüklerinde Allah’tan uzak bir hayat sürmeye devam ederler.

Size denizde bir sıkıntı (tehlike) dokunduğu zaman, O'nun dışında taptıklarınız kaybolur-gider; fakat karaya (çıkarıp) sizi kurtarınca (yine) sırt çevirirsiniz. İnsan pek nankördür. (İsra Suresi, 67)

Samimiyetsiz ve Yapmacık Olmak

Yüce Rabbimizin Kuran’da bildirdiği güzel ahlakı gereği gibi yaşamayan toplumlarda genellikle samimiyet, sadelik ve içtenlik yerine, samimiyetten uzak, yapmacık tavır ve davranışlar hakim olur.

Çoğu zaman dini yaşadığını zanneden ve kendisini bu konuda çok yeterli gören insanlar da, aslında son derece samimiyetsiz oldukları için, Kuran ahlakından uzak bir hayat sürdüklerinin farkına dahi varamazlar.

Allah’ın varlığını ve kudretini kavrayamadıkları için din, onların sosyal hayatları dışında yaşadıkları ve gizli tutulması gerektiğini düşündükleri, dört duvar arasında kalan bir etkinliktir. Allah’ın anıldığı ortamlarda, ‘herkesin inancı kendine’ diyerek, samimiyetsiz bir cümle ile konuyu kapatmak isterler. Hayatları boyunca nefislerini tatmin için yaşayıp, yaşlandıklarında hacca giderek arınacaklarını düşünürler. Hac’dan döndüklerindeyse, çoğu zaman eski nefsani yaşantılarına devam ederler.

İnsanlardan öyleleri vardır ki, bilgisizce Allah'ın yolundan saptırmak ve onu bir eğlence konusu edinmek için sözün 'boş ve amaçsız olanını' satın alırlar. İşte onlar için aşağılatıcı bir azap vardır. (Lokman Suresi - 6)

Sadece Cuma namazına çokça titizlik gösterip, Allah’ın Kuran’da emrettiği vakti belirlenmiş farz namazlarını görmezden gelenler, ya da Ramazan’dan Ramazan’a namaz kılıp kalan 11 ayda secde etmeyenler, samimiyetsiz tavrın en belirgin göstergesidirler. Aslında namaz vakitleri, Rabbimizin bize verdiği buluşma saatleridir. Namaz kılarken huşu içinde, dünyadan sıyrılmış, yalnızca Yaratan’ı düşünen ve yücelten bir ruh halinde olmamız gerekir. Bir yandan namaz kılıp, bir yandan da televizyondaki diziyi takip etmek, ya da akşam pişireceğiniz yemeği düşünmek, son derece samimiyetsiz olur.

Müslümanların Evliliğinde Kriter Ne Olmalı?

Allah bütün insanları İslam fıtratı üzerine yaratmıştır. Ancak şeytan, bu onurlu fıtratı bozarak insanların basitleşmelerine ve dünyaya meyilli yaşam sürmelerine vesile olmuştur. Bu dünyevi esaretten kurtulmanın tek yolu hak dini yaşamaktır. İnsanlar yalnızca İslam’ı yaşayarak sağlıklı bir akıl, ruh ve bedene sahip olabilirler. Cahiliye karakterinin görüş, düşünce ve yaşam tarzını red ederek bütün dünyevi zincirlerden kurtulan insan, hür düşünüp doğruyu ve yanlışı birbirinden ayırabilir. Bu yapıda bir kişi için çevredeki insanların telkin ve yaptırımları değil, yalnızca Allah’ın razı olacağı model esastır.

Bir Müslüman hayatı boyunca verdiği tüm kararlarda, Kuran’da Rabbimizin bildirmiş olduğu sınırları temel alır ve çevresinde bulunanların karşı görüş ve kınamalarından asla etkilenmez. İman eden insan için Allah’ın sevgi ve rızasından, O’nun emir ve yasaklarına uygun yaşamaktan daha önemli bir şey yoktur. Bu nedenledir ki müminler, cahiliye toplumunda çokça rastlanan “insanların sevgi ve rızası için yaşamak” gibi, insanı küçük düşüren tavırlardan uzak dururlar. Zira bu tavır insanı gizli şirke kadar götürebilir ki bu son derece riskli bir durumdur. “…Allah, Kendisi'ne şirk koşulmasını bağışlamaz…” (Nisa Suresi, 48)

Kuran’a göre kişilere duyulan sevgi, o kişinin Allah’a olan yakınlığı veya uzaklığı oranında artar ya da azalır. İman edenler bunu hiç zorlanmadan, doğal olarak hisseder ve yaşarlar. Hayatlarındaki en önemli kararlardan biri olan evlilik konusunda da tek kıstasları bu olur.
Eş seçiminde nefislerinin bencil tutkularını değil, Allah’ın rızasını ararlar.

Reklam

İçeriği paylaş